13
Ara
2009
yetimliğin ağlıyor gözbebeklerimde Ve son cümleler…
Yazar Klavye. bulunduğu kategoriler ARANOTLAR YAZILARI, Klavye Dostları |yetimliğin ağlıyor gözbebeklerimde Ve son cümleler dökülür artık dilimden. kelimeler ektim sayfalara. Büyütüp gönderiyorum sana.
Tam olarak neler yazacağımın bilincindeyken aldım elime kalemimi ve kağıdımı. Uzun süre sonra anlatmak istediklerimi kafamda böylesine net oturttuğumuda ilk cümleme başladığım an itibari ile hissetmiştim zaten. Kararlı bir özgüven ile düşünen bir geçmişin izleri üstünde, küçük oynamalar ile kendimi ifade etmeye çalışacağım… İfade edebildiklerim kadar anlayacaksınız. Fazlası olmayacak, fazladan cümle.. olamayacak..Bir gün yaşanır umuduyla ertelediğim zamanlarım boynuma dolanıyor. Ebruli bir taş seçiyorum kendime. İçinde düş kırıklıklarımın siyahı, hayattan arta kalan maviliğim, doğru yanlış arasında gel git yapan dallarımın yeşilliği, sonbaharı andırıp sarıya çalan yaprakların rengi ve hayallerime adadığım pembelik…Bu gece tüm kelimeler kanla gözlerimi yıkıyor. Nefesim soluyor içten içe. Tüketiyorum varlığındaki cümleleri..Dilim sus pus…Sensiz kendimi hiçliğin içinde kaybolmuş gibi hissediyorum. Kanadım kırık, yollarım ise karanlık. Güneş ise kanlı pusularda yetim düşmüş. Üşüyor saçlarım, ellerinin sıcaklıgını arıyor tenim. Yüregimi kapıp sana gelmek istiyorum. Ama ayaklarım hasretine prangalı..Dayanamıyor yüreğim bu hasrete.. Odamın bir kenarında ben, bir kenarında yalnızlıgın. Ben cam kenarındayım. Olur da tatlı sesini duyar da delicesine yüreğine koşarım diye pencere önünde yolunu gözetliyorum bu gece.. Bekliyorum işte. Zaman geçmiyor…
.Basit iki sözcüktür ’seni seviyorum’ Ama bu sözcükleri söyleyemedikçe kendinizden uzaklaşmışınızdır… Sevdaların tükeneceğini, aşkların eksileceğini kabullenmişsinizdir… Sözcükler anlamını yitirdiğinde, yaşamında anlamını yitirdiğini sonradan fark edersiniz ve sevdiğinizin giderken hayatınıza anlam katan tüm sözcükleri de götürdüğünü ’seni seviyorum’ demeyi özlemeye başladığınızda anlarsınız…..her engele rağmen gökten üç elma düşürebilirken, biz sevdiğimize bile sunamamışız bir elmanın yarısını… Onları..;devlere, canavarlara, kötü kalpli cadılara rağmen ayakta tutabilirken aşkı,biz içimizdeki korkak bizle başedememişiz.Biz “bir varmış” demeye bile korkmuşuz… Biz masallar yaratmakbir tarafa, küçük öyküleri bile elimize yüzümüze bulaştırmışız…Biz bir masal tadında,saflığında, yaşayabileceğimiz herşeyikendi ellerimizle teslim etmişiz kötü kalpli cadılara,farkına bile varmadan güçler vermişiz ellerine,sonra ezilmişiz karşılarında… Biz bir arpa boyu yolu bile soluk soluğa almışız…Biz bir varmışız… Bir de yoooook….Yalnızlığın hangi tarafındayım bilinmez… En çok da yabancıyım kendime.Saklandıkça yaşadığım yalanlardan, Beni buraya getiren hayallerim, umutlarım, göz yaşlarım, hayal kırıklıklarım ve yıkımlarım….biliyorsun…Eğer gelmeseydim kalacaktım enkazın altında.Kusura bakma rahatsız ettim seni yalnızlığım.Eğer yalnız değilsen ben gideyim….Ama ben ne zaman gelsem sen yalnızsın…Yok hayır biliyorum uzun zamandır buradayım.Her gitmek istediğimde senden, aslında hiç gidemediğimi ..Madem geldim anlatayım izninle…Bir hayal kapısında doğdum.Yalan insanların adına sevgi dedikleri ve iki dudak arasında tükettikleri yaşamda buldum kendimi…Neye uğradığımı anlamamıştım daha.Yıllarca taptım, inandım, güvendim sadece iki dudak arasında dökülen cümlelere, harcanan yüreğimin eridiğini göre göre.Göz göre göre…Aslında gözüm kör olmuştu, kulağım duyardı sadece.göre göre, göz göre göre, kör olduğumu bile bile…Şimdi anlıyorum, yıllar sonra anlıyorum, ama neye yarar kör olmuş gözlerim, yüreğimi arar olmuşum yalnızlığımda…Çünkü sevgi sadece dudaklardaki cümlelerde yaşanan yalan olmuş…Ne umut, ne sevgi cümlelerde anlam bulamazdı yüreğimdeki kadar…Ama su gibi akan zaman, bir nehir oldu şimdi gözlerimde, gittikçe uçuruma akan.Her geçen gün yaşadığım yaşanmamışlıkları, yalanları tokat gibi vursan da yinede yanındayım yalnızlığım, Yüreğimdeki mavi için…Biz bir varmışız… Bir de yok..Seni gördüğümde,çocukluğumda dinlediğim bir masalı hatırladım.Bir masalında, sevdiği kadını yüzyıllarca aynı ruhla,başka bedenlerde arayan bir adam anlatılır.”Adam sonunda, yüzyıllardır aradığı kadını,uzak ülkelerin birinde bulur.Ona güneşli bir gökyüzü altında beraber toprak işlemek istediğini anlatır.Her masal gibi bir varmış bir yokmuş diye başlayacakken,bendeki senin masalına”varmış” demeye dilim varmadı bir türlü.Bir varmış bir yokmuş demeden de masallara başlanırmış demekki!…”Bir yokmuş hiç olmamış,evvel zamanlar kadar uzak olmayan bir zamanmış,ne çok çok uzak, ne de çok yakın bir ülkeymiş,herhangi bir yermiş işte…İnanılmayacak kadar olağanüstü şeyler de olmazmış,sıradan, basit hayatlar yaşanırmış.Ne çok iyiler varmış ne de çok kötüler,sıradan hayatlar yaşayan,ölü bakışlı.Her masal gibi bir varmış bir yokmuş diye başlayacakken,Yalnızlığın ayak sesleri kapımda yine.Yattığım yerden sessiz fakat emin adımlarla yürüyüşünü hissediyorum.Artık geceleri,onsuz düşünemiyorum.Onunla yaşamak yalnız gecelere mahsus da değil.İstediği anda buluyor beni,apansız düşüveriyor içime.Belki bir dost kazanırım dediğim bu saatlerden ,elim boş dönüyorum ona.Yine de kızamıyorum.Çünkü her gelişiyle bir yalana aldanmaktan kurtulduğumu anlıyorum.Ve anladıkça ona bağlanıyorum.
Sürekli birliktelik tüketir mi dostluğu muzu ? Yalnızlığın,tercihsiz istemsiz,farkında olmaksızın tekrarlanan bir alışkanlık olmasından korkuyorum.Özlemek istiyorum.İstemek ve niçin istediğimi bilerek beklemek..şüyorum bu gece. Oysa alnımdan terler boşalıyor kaldırımlara. Yitip gidiyorum kenarı ateşe verilmiş bir mektup gibi. Ellerim buz gibi. Oysa Aralk ğın başındayız değil mi ? Üşüyorum yokluğunda.. Yüreğim üşüyor içten ice. Yıldızlar bile tutuşuyor avuç içlerimde. Sensizlik vuruyor kıyısına bile varamadığım vuslat denizine.Gece, başıma karanlıklar üşüyor. Dudaklarım yalnızlığını öpüyor. Umutlarımı Damat ediyorum bu gece. Herkes giderken bir ben kalıyorum karanlıkların içinde.. Uçurumlarda yürür gibi ayaklarım titriyor.. Seninle herşey gitmişcesine bir ben kalıyorum dört duvar arasında.Bilmiyorum bu gece yüreğim üşüyor.Sensizlik varken hangi güneş ısıtır hasretinin gözyaşlarını ? Hangi ateş susturur dilimdeki kanayan kelimeleri ?..Sesini bir an duyarım diye dışarı çıksam tüm şehir uykuda. Bu gece sen yokken dargınım uykulara. Oysa…Oysa sen olsan yanımda taşları yastık bilirdim..Varlığında bir dilim ekmeği bile bereket bilirdim..Ben bu uykuları, böyle uykuları unutalı çok olmuştu… Acı uykusu, hüzün uykusu, korku uykusu… Bir gece birinin, diğer gece bir başkasının sonsuzluğunda kayboluyorum… Ne garip ki kendimi kuşatma altındaki bir ordunun komutanı gibi görüyorum bu günlerde… Ne çok askerim var bana ihanet eden… Düşmanla savaşmak değil, bu arkadan vuruşlar beni kahreden… Bir beyaz bayrak ve teslimiyet şu anda görünen… Ama çok sürmez esaretim biliyorum, içimdeki bu yenilginin acısı sürse de yıllarca, bir yolunu bulup kavuşurum özgürlüğüme..Şimdi bu yazıyı okuyupta çok karamsarsın deme bana. Sensizlikte çektiğim acıları bilemezsin. Sanma senin yokluğundan kanayan yaralarımın sancı değil çektiklerim. Dört duvar yalnızlığı arasında nefes alan yüreğimin çığlıklarıdır hissediklerim. Hani senin düşlerinde gökyüzüne kanatlanmayı öğretecektin bana ? Hani gözlerimin renginden gökyüzünü ” mutluluğa ” boyamayı öğretecektin ? Şimdi yalnızlığa demlenmiş yokluğunla başbaşayım. Sevgiyi haketmeyen yüreğimle sesinden gelecek ılık rüzgarları bekliyorum odamda. Yokluğun kanıyor içimde, yetimliğin ağlıyor gözbebeklerimde..Ve son cümleler dökülür artık dilinizden. “O” Mutlu Olsun Yeter. Diyebileceğiniz bir şey kalmamıştır çünkü. Tıpkı yüreğinizi sizden aldığı gibi giderken cümlelerinizi de götürmüştür yanında. Sessizlik kalır geriye biten bir sevgiden. Ve Ayrılık Urganı kalır boynunuzda “yağlı bir ilmek gibi”. Sanki biri ha çekti ha çekecek. Durdu sanırsınız dünyayı ha battı ha batacak. Ama ne dünya durur nede o ilmek çekilir. Hayat devam ediyordur ve bu çarkın içinde sizi de bilmediğiniz başka diyarlara sürüklüyordur…Aşkın muhatabı ben değilim. Ben, içinde bulunduğum hayallerimdeyim. Gelmedin… Gelmezdin… Bilirim senin en uzağın bendim. Tarafından adım adım uzaklara itildim. Şimdi kelimeler ektim sayfalara. Büyütüp gönderiyorum sana. İşte, ayağı aksayan bir sitem daha… Sırılsıklam olan hicran durmuyor avuçlarımda. Düşünce zincirimden bir halka daha düşüyor. Yıllanmış firakları silkeliyorum. Zaman ne çabuk mazileşiyor. Yine kara kalemler adımı sensizliğe kazıyor…Kelimeleri kaybeden de avucunda tutan da benim. Sipariş edilmiş her şeyden eli boş dönen, kendi istediklerine sahip olmayan meczup yine ben… Giyilecek, giydirilecek kelimelerin adres defteri de benim. Adres defterinden silinemeyecek virüslere gebe kalmışken hayat, deniz sesine karışmış yalnızlıkta ürkek ve tedirgin cümleler kurmayı p lan layan ve yine aynı plansızlıkta kaybolan da benim.
Taşacak kadar çoğalmışken acılar, direnen de direten de benim. Üstüme dikilen elbiselerin içinde bir beden bulamayan, bazen boğulan bazen de sıkılan benim… Pusu kuran sinsi bir yalnızlık. Kendinde kalacak yalnızlık değil kalabalıkta gelen ve hiç gitmeyen yalnızlıların adresi bana yazılmış. Bencillikten mi bilmem hep Seni öykülerime yazışım…Hep gecelerde yalnızlığımı anlardım. Şimdilerdeyse heran yalnızlığımı hissediyorum. Aralık soyuğunda. İçim buz kesmiş sanki. Yüreğim savaşıyor bedenimle o soğukluğu ben yaşamıycam deresine. Bir şarkı çalıyor bilgisayarımda alıp götürüyor yine beni. Aklımdan geçenlere dur demek için amaçsızca dolaşıyorum bilgisayarın içinde. Bir resim takılıyor gözüme. Tam sanki düşüncelerden kurtuldum derken kalıyorum öylece ekranın karşısında. Sana bakıyorum resimdeki o haline. Hayatımda değişen fazla birşey yok o günden bu güne yine aynı dertler yine aynı sıkıntılarla boğuşuyorum ama birde kalkıp aynaya bakıyorum o zamanla bu anın farkına varmak istercesine. Gözlerimdeki o ışık yok şimdi gözlerimde. Nasıl bu kadar çabuk söndü diyorum o senin çok sevdiğin ışık…!!!
( Yazan…YakupHan Ulu..Aranotlarımdan Kendimce Ben..
Klavye yazıları
Yazara mail gönder | tarafından yazılan tüm yazılar Klavye | Yazıları takip et (RSS)






