11
Kas
2009
yalnızlıkla konuşmam
Yazar Klavye. bulunduğu kategoriler K e n d i m c e, şiir gibi yazılanlar |
Ve saatin tik tak sesleri gibi gidip gelirken
yaşam ve ölüm…
yaşam ölür
ölüm yaşar…
Eskiden de yazardım.Ara ara kağıda yazmasam da kafama yazardım.Kafamın en kuytu, en derin köşesine .Hala da yazmaktayım.Belki de görünürde olmayan ama yaşadığım yalnızlığı yazarak hafifletiyorum kendimi ” Yalnız mıyım ? ” diye tekrar sordum kendime şimdi .Hangi yalnızlık sorguladığım ? Aslında yalnız değilim ama ; yalnızım da sanki . İki uçta gibi.Belki de yabancı bıraktım kendimi , beni içinde öğütmek isteyen kalabalığa ; kimbilir ? Bir ışık girseydi odama , farklı açıdan gelseydi damarlarım görünürdü, daha da farklı açıdan gelmeye devam ederse kemiklerim.Bazen de öyle farklı bir açı yakalar ki beni , ortada , öylece kalır iliklerim,çırılçıplak…Işık kötü bir yerden gelmiyor ki ;güneşten geliyor elbette…Ve gözlerime çarpıp aksi yöne , s a n a doğru binlerce açı çiziyor.
Aslında ben bu aralar böyleyim işte …:)
Yaz(ma)maya veriyorum kendimi…
Kendi sınırlarımı kendi kelimelerimle zorluyorum.
Sorumsuz bir kapı koluna dönüşüyor artık takım dilim…
Eserlerimi yeni çıkartmaya başlıyorken daha edebiyatın kehribar çeliskilerine gözümü kapıyorum… Ve aniden uyanıvermek… ama uyumaya da devam etmek , bilincim ve bilinçaltım , ikisi de uyanık oysa .Rüyalarım birbirine karışmış durumda .Kalktım duvarların hareketlerini izledim , çocukken de yapardım .Duvardan açılan bir kapı , hafif aralıktı ; içinden çıkanları , içeri girenleri izledim bir süre…Oysa ben kapılarımı kapatıp , kitlerdim…Anahtarımı da yastığımın altına saklardım.Öyle yaptım işte .Kapıyı kapatıp , kilitledim ve uyumaya devam ettim ,içeride …
Ne güzel şey şu yalnızlık…
Neden güzel olmasın ki… Özüme ekilen ve bana hayat veren bu güçlü tohum…Onun yeşerdiği zamanları çok iyi bilirim…Kuruyup gittiğinde nasıl kuruduğumu…Çaresizim yine ,etrafımda hep bir uğultu…Başım dönüyor, düşüyordum ki son anda elimden tutmuştu benim…Çekip almıştı onların arasından beni.Bir dolu kalabalık içinden kaçırdı beni .Kuytusuna atıp evimin, kapıları ve pencereleri kolladı bir süre … Sonra da iki eliyle yüzümü avuçlayıp ,gözlerime dikerek o koyu gözlerini;
- Hiç aklımdan çıkmadın… dedi.
Ve o ağır sorusunu ilk ve son kez sordu;
- Neden beni yalnız bıraktın..?
Ne diyebilirdim sana ey sevgili !Suskunluğumdan, yutkunuşumdan başka…
- Senin küçüklüğünü bilirim… dedi, yanağımdan küçük bir makas alıp,sonra da kahve istedi benden…Sade ve şekersiz, en koyusundan ,uykuları kaçıranından…
Şimdi o, kalabalığı isterse çağırır, isterse kapıdan almaz kimseyi…Artık başbaşayız onunla ve sormaz umarım bir daha şunu bana ;
- Rahatsız etmiyorum umarım…
Değmeyen hiç bir kelime olmadı kalemimin renklerine…
Şimdi aklıma mesnevinin kaçıncı satırından bilmem bir cümle takıldı , sustum uzun bir ara… Daha doğrusu konuşamadım …
Şöyle yazılıydı : “Kafiyeyi düşünmekten aşkı unutur oldum…”
Yıldızları görmek için elbette…
Gördüm ve çizdim…
Şimdi Bulut adam bağırıyor arkamdan…
Beni de al götür diye…
Yük mü olurum sana ?
Aslında nice dillere plesenk olabilirdin sen Bulut adam .Zaten şiiirimin paslı telleri kendine şiir yazacak erkeği aradı uzunca bir süre..Yalnızlığım bundan oldu bir aralar… Kazma küreklerime can sesi bağlayıp zora ki ağlamalar istemiyorum elbet…
Ama bu aşk yok mu kafiyeyi unutturan aşk…
Doğa iyi kötü demeden sunar bilirsiniz kendini…
Şimdilik daha mutluyum…
Yalnızlığımı özümsedim…
Özgürüm…
Bedenim kağıtken ,yüzüme yazmak istiyorum…
Yüzüme ne yazacağımı da biliyorum esasında ama; hiç aynaya bakmadım bu sıralar…
BENlikle bakan bir göz olmamışsa hiç , ayna da var olmamıştır ki!
h@cerdonmez-Kl@vye
Klavye yazıları
Yazara mail gönder | tarafından yazılan tüm yazılar Klavye | Yazıları takip et (RSS)








