Üye değilmisin? Üye ol | Şifrenimi unuttun?
Paneli kapat

13

Oca

2010

Uyu şimdi bir masal yorgunluğuyla.!!!

Yazar Klavye. bulunduğu kategoriler ARANOTLAR YAZILARI |

10118_1221937595140_1429972709_656649_7979545_nÖzür dilemek değil, ”affet beni” diye haykırmak istemekmiş pişman olmak.Gerçekten pişman olduğumda anladım…Bir gülümseme olmak isterdim yüzüne yayılan. Sen istemesen de gelip yüzüne yapışan bir gülümseme. Işık gibi bir anda tüm yüzünü aydınlatan bir gülümseme olmak isterdim. Şimdi sen gidiyorsun,giderken tüm evren aşk kokacak sensizlikle.Umarsız bir martının kanat çırpışlarında çoğalacak göçebeliğim…Yorgunluğumu demleyip karşılıklı efkarlanamayacağız anlayacağın.Korkularım işbaşı yapacak şakaklarımda gözbebeklerim rengini kaybedecek,karası akına karışacak…Biz seninle hiçbir zaman aynı cümlenin içinde bile anılmadık.. Ne ben acılarını sırtlamış cümlenin yüklemi olabildim ne de sen mutluluklarımın gizli öznesi olabildin…Biz sadece hasrete prangalı iki yürek olduk…

Biz ayak uçlarındaki karlara aldırmadan güneşli sabahlara doğmayı özenen iki deli gelinciktik.Zamansız açtık baharlara.Aşkın divaneliğinde büyüttüğüm sözlerden uzak alemlerim bir bir depreşirken duvarlarımda bilinmezliklere sürgündeyim. Bütün geç kalmışlığıyla yüreğimi sömüren aşk artığı sevgilere tanığım. Körpe umutlarla yarattığım kentimin acı uğultuları kulağımda. Geceden düşüyorum üstelik tutan da yok ellerimden… Ama… Sen cekip giderken çoktan noktalamıştın ömrümü .Tamamlayamadım yarım kalan hikayemi Şimdi soruyorum sana : Baş rolü olmayan bir hikayede final nasıl biter? Senin için bir kitap yazacak kadar güzel şeyler vardı içimde..Öykünün ortasında sen çekip gidiyor ve bitti diyorsun .Her kitap biter sonu olmayan gitmelerle .Belki kitabın sayfaları eksik kalır belki de sonuna üç nokta konulur. Ama şunu bil ki bu gitmeye sadece bitmek yakışır… Cümleler biter… Öykü biter… Kitap biter… Yar biter… Ask biter… Kopkoyu bir sis içinde bir akşam hatırına düşeceğim belki .Bir an ıslayacak yağmur yüzünü .Birden o tatlı demleri hatırlayacaksın Sonra sıcak yatağında uzun uzun ağlayacaksın ..Takvimleri kopardım attım sen giderken,saatleri kırdım… Zaman! dan söz edilmesini istemiyorum artık… Kış! soğuk işte.Herkese olduğu gibi… Derlerdi hep de inanmazdım, vedalar soğuk olur, sıkı giyin! Sen en çok bana sustun; Ben en çok sana konuştum. Sana benzemeye başladığımdaysa, bende içimi susarak döktüm. Yoksa içim dökülecekti. Susacak hiçbir şeyin kalmadığında ise içindeki sessiz diyaloglarla benden çekip gittin. Meğer susmak, insanın içiyle konuşmasıymış. Kullanılmamış tüm gülücüklerini bana bağışlıyor şimdi dünya. Sense; ömründeki tüm gitmeler için “elveda”lar topluyorsun azığına. Gitme diyenleri dinlememek içinse çığlıklar yerleştiriyorsun kulaklarına. Oysa ben; azığında duran “elveda”lardan bihaber düşeyazmıştım tek heceye.Geceler titrek elerime bulaşıyor her sabah. Giden “ay”a satır uçlarında kalmış, bir satırdan diğerine düşememiş hasretlerimi teslim ediyorum. Gelen “güneş”e yüzü hüzne bakan şarkılar besteliyorum. Bir çığlıktan uyanıp diğer bir çığlığa gözlerimi yumuyorum. Ve sen sandığım bütün hayallerini içimin hayat akordu bozulmamış yanlarımda saklıyorum. Şimdi benden uzaklardasın..Bensiz olman senin için hiçbir şey ifade etmiyor. Etmemeli zaten. Ama “ sensizlik “ bende o kadar büyük ki; hiçbir kalıba sığdıramadım senli mutlulukları..Yokluğun öyle büyük yara ki; hiçbir kelimeyle dolduramadım bıraktığın boşlukları. Şimdilerde seni “ sensiz “ yaşatabilme azmi ile doluyum. Bizzat senin sözlerinden alıntı yaparak “ direniyorum yalnızlığına. ” Kaybetme pahasına sensizliği giydiriyorum omuzlarıma..Sen benim hayatta yazamadığım en güzel şiirimsin Kudretim yetse bile seni kelimelere dökmeye kıyamazdım Sen benim içinde kaybolduğum yeşil denizimsin Eğer bir su olsaydın seni içmeye doyamazdım. Beni asıl endişelendiren ne biliyor musun şimdi biz ne olacağız bütün oyaşanmışlıkları nereye gömüp nasıl hiçbir şey olmamış gibi davranacağız. Kahretsin kendime kahve yaparken bile süt koymuyorum artık. Öyle işlemiş ki birlikte hareket etmek zevklerimizi ve alışkanlıklarımızı bile birbirimize benzetmişiz..İlk kez kaçıyorum insanlardan , baş başa kendimle hesaplaşmamdır seninle yaşanan anlardaki hatalarım aklıma geliyor,içim içimi yiyor ,bazen kendime gülüyorum alaysı,bazen de doluyor gözlerim duvarlar üstüme geliyor ,kızıyorum kendime ..Bitişleri içiyorum yudum yudum…Elimden gelse, becerebilsem, bir gün boyu uyurdum…Uyur ve unuturdum…Lakin olmuyor, uykular firari…Geceler,bitmek bilmez karanlık, bir anı asır misali…Sabah olsun diye yalvarıp duruyorum…Hayallerimi gecenin bağrına dolduruyorum ve şafak sökmeden hepsini vuruyorum…Güneş doğuyor ,lakin gönlüme değil…Seni görmedigim vakitler amansız bir acı kaplıyor her hücremi… Artık anladım ki seni görememek daha zormuş be sevgili! Şimdi her insanın yüzünde seni arıyorum ve herkesi, her şeyi bir parça sana benzetiyorum… Sana benziyor şu simit satan kız.. Sana benziyor şu deniz kıyısındaki Kadın.. Sana benziyor şu ağaç, şu deniz, şu gökyüzü, şu çalı…Gidene soramadığımdan, kalanın ıstırabı daha çok sandım. Hiç ihanete uğramadığımdan da değil; yarası her zaman taze, birkaç hançerle dolaştım durdum sırtımda; hem öfkelendim, hem anlamsız geldi kızmak. Bakmayın, yazılarıma sinmiş hüzne…. Her şeye rağmen, şanslı biriyim ben! Hiç ağlamadığımdan değil; çok akıttım gözyaşımı içime… Hiç kaybetmediğimden değil birine… Çok yandım ciğerimden; baktığım her yere, sevdiklerimin yüzünü kazıdı hasret… Yıldızlarla doluydu gökyüzüm; kapkara bir boşluk bıraktılar kayanlar… Bir daha asla dolduramadım. Aslında gitmek hep gerekli bazen değil. Her yere ait olmak gerek, bir yere değil. Kendine hesap vermek gerek, etrafa değil. Kendinden sorumlu olmak gerek, herkesten değil. Yaşamak için gitmek gerek. Yaşamı anlamak için gitmek gerek. Anlaşılmak için gitmek gerek.İnsan olmak için gitmek gerek. Sormayın işte nedenini En çok Gitmek gerektiğinde gitmek gerek..Tek bir damla yetecekti,tek bir cemre yeşertecekti yüreğimde yeni bir ömrün baharını.Şimdi gidiyorum..Gitmeler benim payıma kalsın,kalmasın sende gidişlerin soluk nefesi..Susmuyor acım.Arttıkça sensizliğim, sızlıyor dört bir yanım.En çok ta yüreğim !… Ben, acıya rağmen hergün yeniden ve yeni baştan seviyorum seni ! Durmak bilmiyor özlemin.Oysa…Görmüyorum,duymuyorum,almıyorum bahar kokusu, duygularım darmadağın ben kendimin sürgünüyüm, Sormasınlar,dokunmasınlar,silmesinler gözyaşımı, Bakmasınlar kusurlarıma,ben bir hayat yorgunuyum. Şimdi sanma yalnız senin gözlerinde geziyor nemli bulutlar, Yalnızlık doruklarından çığ gibi yıkıldığında, Erkekler de ağlarmış inan. Olsa da göz pınarları ıslanmadan..Zıpkın yemiş balıklar gibiyim Şimdi bir ıslık bile dağlar yüreğimi Bir eski şarkı yağmalar bütün uykularımı Çıkmaz sokaklarda kaldım biliyorum Başım dönüyor, ben dönüyorum Acele etme ne olur bekle biraz Daha yakmadım bütün gemileri Daha yırtmadım dönüş biletimi Öyle yorgun öyle bitkin ve öyle sürgün Unutmaktan geliyorum… Hasretler zorluyor yalnızlığımı dayanamıyorum, o yüzden geliyorum bak; üzerimde en süslü sevgilerim var, en can alıcı hasretlerim, sana biriktirdiğim milyonlarca öpücüklerim…Gülen sen ol, ağlayan ben. Yeşeren sen ol, sulayan ben. Bana saplansın paslı mızrakların ucu, sana dokunmasın. En çılgın isyanlarını, savaşlarını, sırlarını gittiğin diyarlara götürme. Kötüye dair ne varsa benim yanımda kalsın. Benim avuçlarıma bırak. Ben onları dua dua ak kanatlı kuş gibi göklere uçurayım. Benim payıma; ilaha-i dergahtan, ayrılık sahillerinde anıların gönüllü bekçisi olmak düştü. Hak’tan gelene razıyım. Serap misali çöllerde izimi kaybettim, kum taneleri meçhul.. Hayalin resmini elimden düşürdüm kırmızı bir gül beklediğimdi vazgeçtim.. Artık kırmızı bir gül beklemiyorum.. Papatyalar seviyorum başucumda dikili olan.. Ne çok birikmişim var gizimde. Sarhoş ellerimi daldırdığım umutlarımı tek tek kaldırıyorum ömür defterimden. Kırık bir vedanın ardı sıra yanık bir türkü tutturmuşum, sol yanımdan sızlayan bir yaranın izine.. Maskeli duygular var yüreğimizde, itiraf edemediğimiz…söylemek isteyip de söyleyemediğimiz…maskeler var yüreğimizde, söküp atmaktan korktuğumuz…duygular var saklayıp, maskeler taktığımız…hadi, hadi cesaret…çıkarıp at maskeni ve önce kendin gör yüreğini…maskeli duygular yaşarız gönül sofrasında…boranlar, hazanlar, kasırgalar gelip geçer, ezip geçer…korkarız aynaya bakmaktan zaman zaman…duygularımız vardır kendimizden bile saklayıp, itiraf edemediğimiz…Şimdi bir köşede bükükse boynumuz…ağlıyosak hala,incilmişsek yine toparlanma zamanı yüreğim….bu yolda acının adını GÜL koyduk biz….zehirin adını BAL koyduk biz….itselerde, herkesi DOST bildik biz….bilelim yüreğim hep böyle bilelim biz… Eskimiş perdelerde “karanlık kalabalıkların vuruşları” gösterimde. Gişeler suskun! Biletler geçimsiz! Ve daha izleyicisinin silik yorumlarına kuytulanmış paspaya fikirlerden ibaret ibret. Susmuş dimağlara ses veren renklerim soluyor.Bir yağmur damlası daha düşüyor kirpiğimin ucuna, seni damlıyorum. Yüreğimin derinine bir ezgi düşüyor, darmadağın oluyorum; bütün harflerim sende çoğalıyor… “sevgilim,” diyorsun, “bedenimin ruhu,”Sızıma sızın değiyor; o ezgi “ayrılamam,” diye ağlıyor. Ya da yağmura öyle geliyor… Avuçlarım, parlıyor ıslandıkça… Ve ıslanan avuçlarımda bakışların, ışıldıyor sanki… Sanki, hani uzakta kalan aydınlıkları çalmış olan o bakışların… Ben, seviniyorum; ateşler içindeki şu halsiz çocuk gibi… Hani, arka sokaktaki sahipsiz köşkün, kırmızı tuğlalı duvarı ardında gülümseyen ağaçtan,Yağan yağmurlar altında şemsiyesiz saatlerce dolaştım… ıslandım… yağmurla birlikte yağdım avuçlarına… yağmurla ıslandım…Bugün gönül takviminden günleri çizdim, ötelere kaldı beklediğim vuslatlar.Sıkıldım, daraldım sonra, bir türkü seçtim eskilerden, kıpırtısız dinledim.Gözlerimin önünde canlanırken anılar, sol yanımda kuruldu bu aşkın darağacı, senli geçen günlerin ipini çektim …duygularımın gölgesini düşüren kelimelere küstüğümden beri, bir kurşun acısı veriyor yüreğimde taşıdığım bütün cümleler.Ölü denize akan nehir gibi, birikiyor, Seninle yaşanılan ilkler güzel,bazen acıtsa da seni özlemek güzel,hep ihtiyac duydugumuzda birbirimizin yanında olamasak da beklemek güzel,gerçekleşmeyecegini bile bile kendi dünyamızda sıradışı hayaller kurmak güzel,en güzeli de kısa bir zamanı seninle yaşamaktı.Yine sana döndüm, her defasında sana döndüm, zemherilerde yere düşürülmüş bir cicek kadar çaresizdim; üşüyordum ellerin olmayınca tenimde… Yenilgiler yalnız yasanırdı ve sen her zamankinden daha cok yoktun.ANLADIM;Sen bana hiç gelmeyeceksin, Mavi diye sarıldığım umutlarımı gök kuşağına döndüremeyeceksin, içimdeki fırtınalarımı dindirip sakin bir denize çeviremeyeceksin ve bir liman gibi sığınıp beni sevemeyeceksin…Hüzün çiçeğisin sen dertli gönüllerde yeşeren, gönül çiçeğisin sen buğulu gözlerden beslenen…Sadece bir gül sunuyorum yüreğine Sevgilerle bezenmiş, yürekten…Karşılık beklemiyorum inan, en ufak bir ümidim yok Sadece gülü layık olduğu yere göndermek istiyorum…Kabul et onu yüreğine, karşılık vermesen de…Gözlerindeki yaşları sal rüzgarlara, bir fısıltıyla gelsinler bana. Yanaklarım alıştı nasılsa tuzlu yağmurlara. Kulaklarım sesine doysun rüzgarlarla. Bedenini al, ruhunu bırak bana…Uyu şimdi bir masal yorgunluğuyla. Cüce devler korkutmasın seni rüyalarında..!!!

{ Yazan…YakupHan Ulu..Aranotlarımdan..}

Klavye yazıları
Yazara mail gönder | tarafından yazılan tüm yazılar Klavye | Yazıları takip et (RSS)

 

Yorum yap

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.