Yüzünde bir tebessüm oldu …Gerçekten o zamanki gibi hala yorumlardan etkileniyordu.Hala onun için insanların fikirlerinin önemi vardı .Kim söylemiş önemli değildi onun için ; nasıl ve niçin söylendiği önemli idi. İzlediği filmler de olsun karakterin adının önemi yoktu.Bu okuduğu kitaplarda da böyle idi birkaç yazar dışında isimlerini hatırlamazdı..Kim kimin eseri önemli değildi onun için.Kendi yazdıklarında da öyle idi yazardı ama , ismini altına yazmazdı.Kendini saklamak değildi amacı yada kendini tanıtmak.Hissettirmek kitabı , hissetmek kitabı , filmi , resmi … Sonra gene tebessümle yorumları düşündü…Hayatında yer etmiş sözler … Gözü bir an için tavan arasındaki örümceğe ilişti;Örümcek toz çoğaldıkça biriktirmişti sakızlı tükürüğünü .Köşelerden köşelere kusmuş;dost tozlar ince ince dokudular iplikleri ,örümcekle .Emek, sabır ve ter isteyen bir işçilik başladı.Kendini gördü kadın o örümcekte;dakika dakika daha da çalışkanlaştı örümcek, kendi için harcadı emeğini.Ya kadın ? Ağ gerildi, gerildi , esnek ve yapışkan …Örümcek ağını bitirdikten sonra biçimlenmiş emeğinin yanında dinlendi, beklemeyi ağına devretti. Hantal kanat çırpışlarıyla anlamsız uçuşan bir sinek yapışınca ağa , tutkal gösterdi gücünü .Aptal sinek çırpındıkça esnek ağ sardı onu, sardı. Bir canlının emeği , başka bir canlıyı tutukladı.Dinlenmiş örümcek , emeğinin sunduğu ziyafete yavaş ve emin adımlarla ilerledi ..Acelesi yoktu… O ise yine düşündü , acaba o aptal sinek mi olmalıydı ?
Şunu düşünmeye başladı ;hani kazağın kenarından bir ip uzar ve ne bu diye çekiştirirsin ya…Bir bakarsın kazak sökülmeye başlamış..koparmakla koparmamak arası düşünürken, kazağın sökülen kısmı artmış.Bir pişmanlıkla hala kararsız devam edersin şu sırada bitsin koparırım ipi diye.Sonra ilmek ilmek tekrar örmeye çalışırsın..Ama orijinali gibi olur mu diye merak ederek
İçim sökülüyor birkaç gündür…
Hayatın sessizliğine gömüldü tavan arasının gülümseyen yanı az önce.Şimdi yalnızlığın yanı başında oturma zamanı. Bir merhabaya sıkışmış, hayatın aşka dair tesadüfünde gördüm seni ilk Bulut adam.Hayat akıyordu hızla ve ben dur nereye gidiyoruz diyememenin telaşındaydım o ara sana
insanın kendini değiştiremediği zamanlarda hakaretlerin en acımasızını kendine sarf ettiğini işte o zamanlarda fark etmiş ve yeter artık düş yakamdan diyerek sarsmıştım kendimi derinden.Oysa, geçmişin alışkanlığı vardı ruhumda.Kapılarını sıkı sıkı kilitleyen bir de gardiyanım.
Yıllar yoruyor insanı…
Gözlerin var mı senin !..Hasretinde yüreğim ,boşlukların sesini aradığım gibi gözlerini de arıyor.Yankılansa sesin odama ve gözlerin geceme yıldız misali düşse yeter bana. Başka bir şey istemiyorum.Bir tek gülüşün tüm acılarıma iyi gelecek .Ve seninle yaşayacağımız güzel günler tüm hayatıma bedel olacak.Boş duvarlara ismini söylüyorum ve seni yıldızlara soruyorum acaba neler yaptı diye…”Bugün ne yaptın Bulut adam ?” Sensiz düşüncelere dalsam her fikrim kör kurşunlara isabet ediyor.Gözlerinden mahrum gecelerim katrana boyanıyor Uçurtmalarımı senden haber alır mı diye omuzlarımdan kaldırdım .Yüreğimi göçmen kuşlarla sana yolladım.Boş gelmeyeceklerdi biliyorum. Yüreğini ve gözlerini bırakacaklardı avuçlarıma. Acıların yarınlarda müjde kokan çiçeklerdi. Biliyorum bir kuş da olsa bana müjde verecekti.Düşünsene karların altındaki çitlenbikleri.Aylarca toprakla kar arasında kalırlar.Ama içlerinde hiçbir zaman umutsuzluğuna yenilmezler.Yaprakları hazanı andırsa da içindeki umutlarını sererler .Bahar oldu mu nazlı bir gelin gibi güneşin koynuna girerler.Tüm umutlarını güneşle sevda kokan yüreklere sererler.Aynı o misal sende hiçbir şeye yenilmeyeceksin.Yarınlarını bahar diyerek ; içindeki sevgi yapraklarını yüreğime sunacaksın.Her yaprağı da ölümüne sevdanın naif duruşunu, yalnızlığa karşı, dik başlılığını ve acılara karşı metanetini göreceğim.Gördükçe sımsıkı saracağım seni.Bırakmayacağım seni acıların kollarına Bulut adam.Bu kadar kolay pes etmeyecektik fani yaralarımıza.İyileşmesi yılları sürecek acılarına ben her gün nefesimle merhem olacağım.Yavaş yavaş iyileşeceksin.Her güneşte sana umutları bırakacağım. Bulut adam ; gözlerinde ki yaşlarını dünden daha iyi akıtabiliyorsan o zaman daha çok saracağım iyileşmen için.Tüm acılarına ben kefilim…Yeter ki sen mutluluklara gülümse, oldu mu ?
Anlatayım mı hissettiklerimi ;hadi anlat bakalım dediğinde biri, anlatılamayan hikayelerin kahramanları gibi.Yada ne bileyim, düşe yakın yaşamların elle tutulan yanının olmaması gibi. Hafızasını yitirmiş ve zaman içinde bölük pörçük hatırlayan hastalıklı bir beynim var sanki.Olmadık anlarda senli görüntülerle aklımı zora sokan.Ne bu bende ki şimdi
Bakışların var mesela ;hayret eden, dinlerken hiç susmayan.Daha önce görmediği bir güzelliği izler gibi, daha önce hiç kurulmamış cümleleri hafızasına kazır gibi notlar alan.Sonra yazıların ,sonra hasretlerin, sonra acıların, sonra sonra sonra…
Bir sen var bu dünyada adı bilinmeyen şanı duyulmayan sen .Var olduğunu sadece yazanın bildiği bir sen.Bir de ben …Sihirdi bu biliyorum , benim tavan arasında bulduğum sen idin .
Elle tutulmamıştın hiç.Bir yıldız parlaklığında gözlerinde ışıldamış ve bir ben görmüştüm bu parlaklığı.Çok şanslıydım.Yangın yerine dönen günbatımlarında, kızıla boyanan hüzünler bile
uyudu içimde.Ve Seviyorum dedikçe;yalnızlık iyice sokuldu tenime.Soruyorum yine Bulut adam Güneş gibi,uyuyor musun sende?Gecenin gölgesinde.Yoksa ,gökteki yıldızlara mı uzanıyorsun
yüreğinin bir yerinde sessizce.Peki,avuçlarının terleyen yanında hangi anılar boğulmakta…
Sustum yine…
Tüm bildiklerimle…Biliyor musun? Dimdik bir duruştu benimki, yaşama karşı.Yeni bir şey değildi,
hep öyleydi…
Evet, eskiden dinlediğim şarkıları özlediğim oluyor. Benim sevdiğim, dinlediğim, ancak senin ilk başta hoşuna gitmeyen daha sonraları sevmeye başladığın ve sonra çaktırmadan bolca dinlediğin şarkılar vardı ya hani, işte onları özlüyorum. Bakın gördünüz mü ,kendi kahramanımın hali beni olumsuz etkiledi.Nasıl yazmak istediğimi şöyle açıklamıştım birkaç satır önce ; Ben ateş gibi yanarak,düşsel olarak ve zihinsel kıvılcımlarım düştüğü yeri yaksın istiyorum.Yangın değil bizimkisi olsa olsa ufak bir temizlik.Yabani otlardan kurtulma çabası gibi.Alev değil bir buhar yanığı gibi.Acısı derin , rengi kızıldan bir o kadar uzak , bembeyaz bir siliniş.
Seni özlediğim zaman hemen yanımda olmazsan eğer, işte böyle Bulut adamlı , tavanaralı maralı hikayeler yazarım, hatta işi abartır gerçekten pılımı pırtımı toplar taşınırım, tavan arasın da oturmaya başlarım .Belki hikayedeki kadından daha kötü olurum, haberin olsun…Ne yapıyorum işte yangını çıkardım ya burada , kavrulan anılardan kalanları topluyorum.Kül olmadan , köz olmadan…Bir dost selamının devamı bu vefasızlık , kimi unutulmuş kimiyse hiç tanışılmamış gibi .Vasıfsız bir geçmiş var,içinde ortak adların geçtiği tek bir satır işlenmemiş.İçinde unutulan bir ben kalmamış.Bazılarını hayatımdan öyle bir silmişim ki …Yangını eşelerken burnumda tüten yanık kokusu gizliyor geçmişin özlemini.
Geçmişi bu kadar kolay silmek kolay olmuyor işte.Güven ihtiyacı ararken güvensizlikte artıyor .Oysa uzaklaşmak başlarda iyi gelmişti, eskimişliklerden .Bir kaç sene önce çevremde başka yüzler .Kapımda ise başka isimler vardı .Eskinin yerine yeniyi koymak başlarda ne kadar da kolay gelmişti.Unutmayı seçmek en kolay yol denmişti.Ancak uzun sürmedi işte yeniliğin saltanatı, kısa sürede beynimin hücreleri isyana kalktı.Şimdi ise yenileri de silip atamıyorum, itiyorum aklımın en derin dibine , eskilere yer açma çabasıyla. Kayıp bir tavan arasından , bir eskiciden farksız; içi dışı yığınak kapılarım.Üst üste mazi , bazen karıştırıyorum nerede olduğunu hatıraların.Başka insanlarla yaptıklarımı başka yerlerde hatırlıyorum.Oysa ne kadar tazeydi onlar, ne çabuk eskitmişim kendimi.
Ah Bulut adam keşke adın bu kadar gizemli olmasaydı.
Bu isim seni anlatır mı Bulut adam ? Bu satırlar kanatır mı, yaşar mısın Bulut adam?
Hayal misin,efsane mi?
Mecnun musun ? Kerem mi ?
Bunlara hazır mısın?
Yok Bulut adam
Sen sadece Bulut adamsın.
Eski günler hakkında söz etmek senin hoşuna gidiyor mu bilmiyorum. Bu tavan arasına kapanıp günlerce dışarı çıkmadığım zamanlarda ben bunları düşünmeye fırsat buluyorum. Haftada iki kere bakkala gitmek için çıktığım ve günde birkaç kere bu tavan arasından çıktığım zamanlar düşünmüyorum sadece. Yine bu konuda haklı olduğumu düşünüyorum ki; tatillerde iş görüşmeleri yapmak nasıl hoş karşılanmazsa benimde bakkala giderken sanki hala tavan arasında oturuyormuş gibi aynı düşüncelere dalmam da hoş karşılanmaz. Sesli düşünmediğimiz için ALLAH ‘ a ne kadar teşekkür etsek azdır Bulut adam . Sesli düşündüğümüzü düşünsene, ne kadar gürültü olur değil mi. Hem bakkaldan ekmek isterken –işaretlerle- kafamdan geçen düşüncelerimin başkalarınca duyulması çok kötü olurdu. Kafamdan geçen düşünceler dedim de; bunlar tavan arasındaki eşyalar … tavan arası resimler , tavan arası kitaplar , orda solda duran sandık , senin yaptığın ayna … onların tozunu almam gerektiğini düşünmek. Diyorum onlara , beklemeden bilinir mi bilmem ama ; yaşarken çektiklerin gelecekte yenilere masal oluyor.Her yaşadığın bir sonrakinden kolay geliyor.İnsanoğlu yine küçümsüyor kendisini, mazisinde ki acılar ne kadar yaksa da canını , geçti diyor , acımamıştı zaten…Sen bir de şimdikilerini gör. Yaraları ile övünen , geçmişini küçümseyen ama dün var oluşunu o yaralardan ötürü isyan belleyen biz değildik.Zaten ; insanoğlu yüz yüze gelince boğazına düğümlenen şeyi; arayıp da bulamadığı o samimiyet değil de özlem diye anlatan kimdi gerçekten ? Olmuyor Bulut adam, üzgünüm tozunu silip, kaldırsam da , eski resimler yeni salona yakışmıyor…Eskiyi orada , tavan arasında bırakmak en doğrusu.
çok kişisel Not :
Tesadüflere inanmadığım bir gerçek …Başkalarından devraldığımız hayatları yaşıyor olabiliriz veya eski bir hayatı alıp yeniden düzenleyebiliriz.Evet … boyasını değiştirsek de duvarları yıkamayız, ancak eski bir duvarın , yeni boyasının üstüne de tozu alınmış, renksiz bir tablo asamayız. Unutmadığımızı kabul etmeyiz çoğu zaman, ama hepimiz biliyoruz, herkesin bir tavan arası vardır, sizin resimleriniz de başka çatı katlarında şimdi.Hayatımız değişti, salonumuz değişti… Tavan arası yazımdan - devam edecek-
Klavye yazıları
Yazara mail gönder | tarafından yazılan tüm yazılar Klavye | Yazıları takip et (RSS)







Haziran 20th, 2009 at 01:36
Hangisidir sen olmadan da kurulabilen hikaye…?
Kurduğum hangi cümledir öksüzlüğü sızlatmasın tüm kelimelerinin vurgularını…
Nereye kaçışır durur bu umudun habercisi kelimeler, gülüşen kelimeler nerde kaybolmuştur…Hangi dağın ardında vurulmuştur beklediğim sevinçler… gelirken yüregim vardı; bir de yarım, kırık-dökük kelimelerim. ay uyumus, yıldızlar gitmis karanlıkların içinden günesi alarak geldim. geldim ya..! ama biraz sitemli…… sitem, türkülerin sesiz çığlığı, bir yeraltı ırmağı ve gülün bülbüle gönderisinde, umudun direnise dönüstüğü yerde ince bir tebessüm, dün gece yine sendin aklımda bir hüznün çıkmaz sokalarında gözyaşı oldu hasretin ilık bir buse gibi süzüldü yanaklarımda… yanaklarım kırmızıydı, küskündü aynalara ne zaman karşılaşsak sen bakardın onlardan başıboş hoyrat aynalardan önce ilk sarıldığımız yere gitti duygularım bu gün gibiydi yaşadığımız küllenmemişti o bir ömürdü sanki, ölmeye değerdi….Üşüyorum:hüzün şarkıları söyleyen bir Sonbaharın zemheriye dönüşmesinin verdiği, fani bir üşüme hissi değil bu sevdiğim ve ellerim buz kesmiş olmasına rağmen, ıssız bir gecede yokluğuna mahkum bir ruhla seni yazarak unutuyorum üşümüşlüğümü… Sen bu mektubu aslında sana yazdığımı hiç bilmeden okuyacaksın ve yine dağınık bir masadan yazacağım. ben senin bunu okurken parmağınla yanağına dokunduğunu, gözlerini hafifçe kıstığını, parmaklarını saçların arasında gezdirdiğini göremeyeceğim. neydi yeniden bu kalemi yeniden elime aldıran, herkesten köşe bucak sakladığım, kendime bile itiraf edemediğim duygularımı buraya dökmeme sebep olan şey neydi… neyse sebebinin ne önemi var… yazıyorum işte… bir rüzgar esiyor ve üşümeye başlıyorum. saçlarım yüzümü kapatıyor, elimle açmaya çalışıyorum.. ama duruyorum sonra.. belki de rüzgarın elleriyle dokunuyorsun saçlarıma… kapatıp aslımı tüm gerçeklere, suretime açıyorum ruhumu.. sessizliği dinliyorum, içinden sesini duyacakmışım gibi. sanki birşeyler fısıldayacaksın bana, daha önce hiç duymadığım, hiç bilmediğim bir şey..hani ilkbahar gecelerinde, bazan yağmur yağar. ortalığı mis gibi yağmur kokusu doldurur… İşte öyle bir yağmura anlatsam kendimi, dinlermi acaba bir an durup? sonra yağsak ikimiz toprağa, aksak derinlere sızsak! bir çiçeğin köklerine ulaşsak bir ağacın meyvesinin özsuyu olsak… yada yeraltında diğer yağmur sularıyla buluşsak, ve kaynak olsak duru suyu ile aşıkların içip dilek tuttuğu bir çeşmeye…ne de zormuş sensiz, seni anlatmak… ne de sancılı bir arzuymuş bu… sevinçlerimi körelten. ne de ağırmış bazen, ard arda acılı cümleler tümleştirmek… oysa, oysa ne çok defa sayıklamıştım adını. ezberini kazımıştım belleğime. yüreğimde biriktirdiğim incileri sıralamıştım boğazıma, haykırılmaya hazır… ah! hangi bir sızımı döksem, hangi bir sırrımı versem suya! bir yandan olmayışın yanımda… bir yandan sahip çıkamayışım sana… dokunur sinsi yoksunluk, sağıma ve soluma her bakındığımda. bir yandan dipdirisin, umutsun dedemin hatıratında, bir yandan vakitsiz kışlar düşürüyorsun baharımın saçlarına!
ah! hangi elem öldürür beni, yokluğun dururken böyle karşımda.
ondandır! uçan her kuşa, güvercine imrenmem.
ondandır! her ismini duyduğumda irkilmem.
ondandır! utancımdan yüzümü yere eğmem..Sana geliiyorum yetim cocukların düşlerini sırtıma yüklenerek. Aşındırıyorum vuslat kaldırımlarını..Karanlığı eze eze sana koşuyorum. Aldırma ellerimin titremesine. Kolay mı gözlerindeki solduğum ” hayali ” Cenneti nefesinde hissetmek ? Kolay mı ellerine sürülmüş bahar kokusunu doyasıya içime çekmek ? Kolay değil elbet..Kelimeler anlatamıyor içimde büyüyen heyecanı..Of dizlerim titriyor yine.. Ter basıyor alnımı..Yıllar haince güneşini vursalar da , gülen yüzünü soldursa da acılar ne olur ağlama ne olur..Sabır elbisesini giyin üzerine..Umutlarını kanatlandır karanlık gökyüzüne..Ben senin icin yollardayım..Azığım gülüşün , katığım acıların olmuşken biraz daha dayan gül yüreklim..Geldiğimde ” vuslat ” ateşiyle küllendireceğim arsız sancılarını..Ben sökeceğim takvimlerde asılı kalmış gözyaşlarını..Ne olur taş kundaklarda uyut hasretini..Ne olur silme ıslak kirpiklerini..Ben o ıslak yüreğini ” sıcak umutlarımla” sileceğim.. ( ÖLÜMSÜZ DOSTLÜKLARA..