Tanıştığım bir yazardan bahsetmek istiyorum sizlere.Bana “işte aşk kadını ! “ dedirten bir kadın Jale Sinar…
Kendisi ile tanışmamız Altınoluk ‘ ta evden kendimi bir hışımla , üç tane çocukla dışarı attığımda gerçekleşti. O gün çok bunalmıştım.Baba evine tatile gelen ben , dört günde tatil burnumdan gelmişti.Evet… Kardeş, her Allah’ın günü saat 15.00 – 15 .30 larda kalkıyor uykusundan . O zamana kadar bu üç çocuğun değişik bir ortamda olmanın etkinliklerinden mi bahsetsem . Yoksa babamın eşinin üç aydır evinde olmayışının hikayesinden mi , babamın serzenişlerini mi yazsam buraya… Sonra da onun ardından kardeş kardeşe yaptığımız tartışmanın uzayan boyutlarını mı ???…
Ben vazgeçtim , ben aşk kadınını yazmak istiyorum;
Molida Otele götürdüm çocukları o gün. Altınoluk beldesinin en serin yeriydi benim için o otel… Hamburgerlerini yediler, jetonlarla langırt oynadılar, ben küçükle koşuştururken bu hanım gözüme takıldı , bir stantta duruyordu, stantta kitaplar, güzel kokular , mumlar …
Başta üç çocukla rahatsızlık vermek istemedim kendisine , ama beni çekiyordu bu ortam kendisine .“ bende de dört çocuk var J “ demesiyle , ayak üstü sohbetimiz başladı .Bana Flu Çocuklar adlı eserini imzalamasını istedim ve amatörce yazılarımdan , sitemden – Kl@vye Dostluğu - , hatta Tavanarası adlı bir çalışmam olduğundan bahsettim. Bana yılmamamı tavsiye ederken , aşktan bahsetti kısaca … O saatten sonra dedim ki gerçek bir aşk kadını bu Jale Sinar. Kitabını okudum gerçekten ilk 65 sayfasında iç dehlizlerde boğuştum , dediği gibi …
Buraya Flu çocuklar kitabının sayfasından , beni gerçekten etkileyen bir bölümü paylaşmak istiyorum :
“ … Bir parça olumluluk mu ? Hangi ? En olumlunun en olumsuz olduğu görülen bu yaşama ısınamadım.Uzaklaşmak uçup giden bir şey. Bu nedenle ben başlangıç olabilir miyim ya da kırlangıç diye düşündüğüm doğrudur ?…
Son. Son’u hiç düşünmedim.Sonu düşünmeyi sevmiyorum.Sonun gerçek acısını içinde barındıran ölüm.Ölüm bir zulm.Bilinen ve sonsuz bir acıya neden olan.Büyük bir oyun.Doğ ve öl. Kendi evet’lerimiz doğru muydu ? Derin, karmaşık ve zor. Çelişkinin ,iletişimsizliği burada “ ey derin sarhoşluk neredesin ? “ girsin devreye.. anlaşılamaz, açımlanamaz, yorumlanamaz, geneli y o k . Bazen durağanlık bir avantaj mıdır ? Konsantre olmak için konsantrasyonun kendisi avantaj. Ya konsantre olma aşamasında uygulanan avantaj ne olacak ? Tek düzelik benden öte. Yakınma atlama taşı olabiliyor.
İletişimsizlik kime yakışır ? Bu sorunun cevabını sonsuza kadar açıklama yetkisi verilsin.
Dünyada en tehlikelisi yarım kalan iletişim.
Aradan yıllar geçtiğinde aynı coşkuyu taşıyabilmek. Aşk varsa aşılan. Kalbini sızlatsa da , coşkuyu kaybetmeyen.
Aşk bazen spontan.Edebiyat ve ötesi için
Tehlikeyi seversin..Severim. Sevmezler…
Biz bunların dehlizinden geçtik.Onun için ayrı ‘ yız.
En olumluluk için. Özele mahsus… “
İşte böyle devam ediyor yazısı fantastik anlatı türünde kitapları bulunan ; ressam , şair, gazeteci , kaligrafist çok yönlü bir insan .Detay Ekin Düşün Yazın Dergisi ‘ nin kurucusu ve yayın yönetmeni de. Detay, Gümüş Dağlarından Esen Hüzün, Bir Yanım Uçurum, Karamela, Kuzey Yolu adlı kitapları Türkiye ‘de eşine rastlanmaz tarzda yazılmış.Bu arada benim küçükken de ve hala hayran olduğum , geçtiğimiz yıllarda yitirdiğimiz “ benim balonlarım vardı “ şarkısını söyleyen Balonlu İbo lakaplı İbrahim Sesigüzel ‘in- Allah rahmet eylesin - eşi de.
Kendisinin yanına uğrama fırsatı bulamadım bir daha .Ama eve dönünce iki kitabını daha aldım , okumaya başlamadım henüz… Gümüş Dağlarından esen Hüzün kitabından : “…portakal ve limon çiçeklerinin kokusu hiç esti mi yüzünüze? yüreğinize? dayanılmaz bir şekilde o mis gibi kokular arasında rüya görmediğinizi yaşadınız mı? yaşadınız mı turunç çiçeklerinin büyüsünde? Akdeniz’in o egzotik havası esir aldı mı gönlünüzü? “artistliği” bırak mı diyorsun? “aktör” ifade ettiği duyguyu hissetmez. Hissetse mahvolduğu gündür. Bense gerçek bir yaşam oyuncusuyum. Bulut gibi sessiz olmayı da bilirim. Yıldırım gibi düşmeden önce.” (arka kapaktan)
Bir Yanım Uçurum adlı kitabının arka kapağında ise şöyle yazmış : “ Nerede doğarsanız doğun. İnsanı insandan ayıran duvar yıkılmadıkça insanlık yükselemez. Bir Yanım Uçurum’da karşı koyamadığım. Uçuşumda yıldızlar oynaşan bir güzellik duyumsadım. En vurandım yüreğimi. Zaman, uzaklığı paylaşmaktı çoğu kez. Zaman uzaklıktı. Uzaklık zaman. Suskunluğum ve yalnızlığım yaseminlere aktı, ama geçmedi. Delice. Gecenin içinden çıkıp gelmiyordum ki. Dağları aştım. Sokaklara düştüm. Yağmurlara sarındım. Dağların ardında kalsın istedin gece. Yakınmasız gibiydik. Aynısıydık. Hiç yazılmamış bir sözümüzde bin söz yazılı. ötesiz bir sözdük. Yediveren dallara asılı en geniş Şimdiki Zaman’dık. (Arka Kapak’tan)”
Aşk hakkın da konuştuklarımızın aramızda kalmasını istiyorum .Ancak sizi aşk kadını diye anlatmamın sebebi ; hala deli gibi sevip uğrunda ölünebileceğini hissettirmeniz. “ Leyla ve Mecnun “ ‘ un tekelinden çıkartmışınız aşkı. Şimdi bana bu yazımı okuyup “sen AŞK hakkında hiçbir şey bilmiyorsun “ diyenlerinizi de duyabiliyorum.
Bildiğini sandıkların gönülde işlemez, derler ya..Gerçek bir aşk yolcusu olmak ! Anlatmaya çalıştığım ille de kişiye duyulan aşk değilken üstelik.Biriktirdiğim onca kelimeye rağmen teoride yaşamak yerine pratiğe dökmeli aşkı.Aşk kapanlarını kurarken yollara , o rotada gideceğini de bilmek gerek. Bilmezsen bu kapanların varlığını ,kaçırdığın sadece aşk olmaz , bir ömre uzaktan el sallarsın ne yazık ki…
O tuzaklar da kendini sevmekten vazgeçmemişsin sen .Kabullendiğin dünya da aşkın lezzetini tadabilmişsin… Ahh!!! nasıl belirtmeli ki henüz güneş batmamışken , geceye çevirmemişsin kendini.Düşünce tarlasında yetiştirdiğin tohumların yanında çıkan dikenleri ise aşkın parseline vermemişsin…Kendisini sevilmeye ve sevmeye layık görmüş bu ruh korkmamış; yüreğine kilit vurup,atmamış suyun karanlık yerlerine … Aşk için öldürmek üzere gelen Azrail ‘e “sevmeden yaşamak meziyet değil, o kavuran dertlerime rağmen hayatı seviyorum ben, benimdir zafer!..”
demişsin sen. Hem de zırhsız yürümüşsün , sebepler aramamışsın ,düşlediğin yaşanacaklara,…Sen aşkı , piştiğin , kavrulduğun yangınlarla eritip, savaşarak kazananlardan birisin.Tek başına bir kadın olarak, cenk etmek,püskürtmek kolay olmamış belli ..Bilirsin sen, kimsenin yüreğine zorla konulmaz aşk,ne Afrodit karışır bu gidişata , ne de Eros … Sen kalbinden vazgeçmezsen , Alaaddin’ in lambasından çıkan cin bile karışmaz bu işe.Aşka dair anlattıklarıma ister inanın ister inanmayın ama ben bir aşk kadınıyım,tanırım onu yüz metreden…
Çok kişisel Not : Jale Sinar sizinle tanıştığıma çok memnun oldum, hakkınızda bir yazı yazmak istedim.Kitabınızı- Flu Çocuklar – beğenerek okudum. Bu arada geçen gece üzüm sepetinin içinde bulduğum , kitabınızın resmini çektim ve bu yazıma izniniz olmadan ekliyorum, inşallah içimden iyi bir şey yaptığım hissi doğrudur… Bu arada sizinle bir fotoğraf karesinde yer almayı hayal ediyorum… saygılarımla
Klavye yazıları
Yazara mail gönder | tarafından yazılan tüm yazılar Klavye | Yazıları takip et (RSS)












