20
May
2009
” karşı pencere ” den bakmak kendine
Yazar Klavye. bulunduğu kategoriler Filmler, K e n d i m c e |
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Klavye tuşlarını tıkırdatırken nette gece gece bir yazar ile tanıştım…Evet yüzeysel baktığım ve şimdi yazılarında kendimi bulduğum.Bu bana çok sık olmaya başladı.Ben kendimi hep anlatamayan olarak düşünürken …Var ya bu dünya da benim ile aynı dili konuşanlar var.
El çırpsın birileri , ışıklar sönsün, hayat dursun film başlasın !
Böyle bir yazı ile başlamış
Sayın Çisel ONAT yazısına …Evet bir davet var bu yazısında .Ama gece gece nasıl gidebilirim ki sinemaya …Hemen CD kutuma el attım , izlemiş olmalıydım bu filmi hiç yabancı gelmedi adı : “ Karşı Pencere “ .Filmi anlatmadan önce Sayın Çisel Onat hakkında da düşüncelerimi yazmak isterim : “ Sevişmenin hiçbir riski yoktur içinde aşk yoksa “ kitabının yazarı .Ve risk almayı sevdiği için yazdığını söylüyor ve yazılarından da cesur bir kadın olduğu belli oluyor.
Filmin konusu kısaca:
La Finestra Di Fronte - Karşı Pencere Otuzuna yaklaşmakta olan Giovanna, iki küçük çocuğu ve can sıkıcı işiyle sıradan bir hayat sürmektedir. Pastalar börekler yapmayı çok sever ve günün birinde bir pastacı açma hayalleri kurar. Evliliği fena gitmemektedir, ama yine de bu, yolun karşısındaki dairede oturan genç adamdan etkilenmesine engel değildir. Günün birinde, kocası Filippo ile birlikte yolda yürürken hafızasını kaybetmiş yaşlı bir adamla karşılaşır. Giovanna ihtiyara fazla ilgi göstermese de, Filippo onu adamı eve götürmeye zorlar. Giovanna, bu yabancının geceyi kendi evlerinde geçirmesi düşüncesinden hoşlanmaz, ama Filippo adama yardım etmekte kararlıdır.
KAZANDIGI ÖDÜLLER: 2003 David Di Donatello Ödülleri - En İyi Yönetmen Ödülü - En İyi Kadın ve Erkek Oyuncu Ödülü - En İyi Müzik Ödülü - En İyi Flaiano Ödülü - En İyi Kadın Oyuncu Ödülü - En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü Nastro d’Argento Ödülleri - En İyi Kadın Oyuncu Ödülü - En İyi Konu ve Şarkı Ödülü Altın Küre Ödülleri - En İyi Kadın ve Erkek Oyuncu Ödülü - En İyi Senaryo ve Müzik Ödülü Altın Ciak Ödülleri - En İyi Kadın Oyuncu Ödülü - En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü - En İyi Film Müziği Ödülü Diğer Ödülleri - Karlovi Vary Festivali, 2003 - Ferzan Özpetek - En İyi Film - Karlovi Vary Festivali, 2003 - Ferzan Özpetek - En İyi Yönetmen - Karlovi Vary Festivali, 2003 - Giovanna Mezzogiorno - En İyi Kadın Oyuncu - 25. Seattle Film Festivali, 2004 - Ferzan Özpetek - En İyi Film - 31. Flanders Uluslararası Film Festivali, 2004 - Ferzan Özpetek - Canvas Halk Ödülü
Çok iyi film ya “pencere” filmin her şeyi. Ferzan Özpetek ismini akılda tutma sebebi.
Hele o sahne koptum ben o sahnede; karşı pencerelerin yer değiştirdiği sahne …Hayatın da kaç kişi kendisine karşı pencereden bakma fırsatı bulmuştur da , kafası dank etmiştir acaba!!?
Karşı Pencere den kendine bakmak
Bakmak mı kendine ?
Evet, ama nasıl?
Hayatın senin için karaladığı çizgileri birleştirerek mi?
Yoksa,kendi kaleminin değdiği çizgileri değiştirerek mi?
Karşı pencereden bakarken ;
Yaşamak ; sevmek mi?
Evet, ama nasıl?
Hayatın sana uzattığı ellere doğru yürüyerek mi?
Yoksa,yürürken fark ettiğin elleri seçerek mi?
Ya da baktığın karşı penceredeki hayatın bir parçası olmak mı?
Yoksa,gerçeğe ait olmak mı?
Ya da pencereyi kapatmak mı?
Hadi söyle,onu severek yaşamak mı?
Yoksa, yaşayarak sevmek mi?
Hangisi daha dürüstçe?
Hangisi senin seçimin sence ?
Ve baktıkça görmek mi pencereye ?
Yoksa bakmamalı mı pencereye ?
Açmalı mı , aralamalı mı , kapatmalı mı , kaçmalı mı ?
Ailesi için sevdiği erkekten vazgeçen bir kadın,halkı için sevdiği erkekten sonsuza kadar vazgeçen bir adam,ikinci dünya savaşı sırasında İtalyada iki yahudi erkeğin yaşadığı yasak aşk.. Arzu ettiklerine kavuşamayıp eli bağrında kalanların filmi,çok güzel ama çok yaralayıcı.Bir insanın hayatı boyunca duyabileceği en huzur verici şarkıyı barındıran – şuan o şarkıları dinliyorum - İçinde duygu değil de kıpırtısı kalmış insanları bile derinden etkilemeyi başarmış şaheser. Seyrettikten sonra asla başkaları için yaşamamak gerektiğini, sonunda mutlu veya mutsuz olmanın kişinin sadece kendi elinde olduğunu, diğerlerinin o mutlulukta veya mutsuzlukta sadece araç olması gerektiğini farketmemi sağladı …-Aslında ben bunların farkındayım - Filmi anlatayım diyorum ama müzikler şuan izin vermiyor buna ….
Sonun da yine tam olarak çözülemeyen bir sonla biten film bu Ferzan Özpetek bunu yapmayı çok seviyor son nokta koymayı sevmiyor çünkü o film hala bi yerlerde devam ediyor.İçerdiği ayrıntılarda ki derinlik de bile iyi bir film izlediğinizi hissediyorsunuz. Özellikle Giovanna’ nın işini bırakıp son hızla merdivenlerden inişinde yetişebilsin diye dua edebilirsiniz.-ben bir an düşecek sandım!!! Hatta onun kalp atışlarını hissettim -Hayat da böyle hep bir adım kalır..ama atamazsınız atsanız bile artık çok geçtir.
Konu olarak da farklı zamanlarda yaşanmış iki imkansız aşk öyküsünün taşıdığı ortak yanlar gayet ahenkli bir şekilde anlatılmıştır. Oyunculukta Sanem Çelik’in türevi olan Gigiovanına Mezzogiorno döktürmüş .Filmde ve kendisine hayran kaldım doğrusu Ferzan Özpetek’in ekürisi Serra Yılmaz zaten küçük rollerde de olsa ağırlığını hissettirebiliyor.
Müziklerine gelince, gelmiş geçmiş bütün filmler arasında en mükemmel soundtrack’e sahip olan filmdir. Pasta yapma sahnesinde çalan ma che freddo fa ve dans sahnesindeki historia de un amor şarkılarının yeri apayrıdır ama gocce di memoria sizi içine çekip büyüler resmen. Özellikle son merdiven sahnesine öyle yakışmıştır ve bütünleşmiştir ki şarkı her dinlendiğinde o sahne hatırlanır ve bir hüzün kaplar bünyeyi.
“sevgili Simone,
Senden sonra artık kırmızı kırmızı değil.Gökyüzünün mavisi de artık mavi değil.Ağaçlar artık yeşil değil. Senden sonra biz olmanın,özlemenin renklerini aramalıyım. Senden sonra bizleri utangaç ve kaçak kılan acıyı bile özlüyorum.
Bekleyişleri,vazgeçişleri,şifreli mesajları özlüyorum.
Görmek istemeyenin kör dünyasında kaçamak bakışmalarımızı.
Bizi görselerdi onların utancı,nefreti,acımasızlığı olurduk. Senden af dileme cesaretini henüz gösteremediğim için pişmanlık duyuyorum. O yüzden artık pencereme bile bakamıyorum. Seni hep orada görürdüm. Henüz adını bile bilmezken. Senin daha iyi bir dünya düşlediğin zamanlar bir ağacın ağaç,mavinin gökyüzü olmasının yasaklanamayacağı bir dünya. Bilmem bu daha iyi bir dünya mı?
Artık kimse bana Davide demiyor.Bay Veroli diyorlar.
Bunun daha iyi bir dünya olduğunu nasıl söyleyebilirim.
Senin olmadığın bir dünya için bunu nasıl söylerim.”
final sahnesi şöyledir;
Sevgili Davide,
Bizi sonsuza dek terk ettiğinden beri Martina sık sık seni soruyor. Sana hala Simone diyor. Hikayeni ona anlatacağım. Dün işte, ilk kez kendim için bir pasta yapmak istedim.
Hangisini pişirdiğimi tahmin et. Şefin yorum yapması gerekmiyordu ama pazar günü için yapılacak pastalar listesine benimkini de ekledi. Sanırım bu iyiye işaret. Filippo gündüz vardiyasına geçmeyi başardı. Piyangodan para çıkmış gibi sevindi. Çok mutlu oldu.
Şimdilik ondan daha fazlasını isteyemeyeceğimi biliyorum. Biliyor musun, Lorenzo’yu düşündüğüm zaman yüzünü unutmaya başladığımı fark edip korkuyorum. Artık sesini hatırlamıyorum.
Şimdi ne yapıyor? Kime gülümsüyor? Hala tavsiyene ihtiyacım var Davide. Senin bakışlarına, senin jestlerine… Ama aniden senin jestlerinin benim olduğunu fark ediyorum. Konuştuğum zaman senin gibi konuştuğumu fark ediyorum.
Seni terk eden herkes her zaman yanında kendilerinden bir parça bırakıyor mu ?
Anılara sahip olmanın sırrı bu mu? Bu doğruysa kendimi daha güvende hissedeceğim. Çünkü asla yalnız kalmayacağımı bileceğim.”
Ne yazsam eksik kalacak gibi hissediyorum, bu filmi anlatamayacak olmamdan dolayı olsa gerek.. Sadece izleyebildim soluğum kesilerek.Aşk bu kadar mı güzel anlatılabilir yahu.. Aşk ve ondan vazgeçmek gerektiğinde içe saplanan duygularla harmanlandım adeta. Defalarca defalarca izlesem bile bıkmam gibi geliyor; çünkü öle sıradan bir aşk hikayesi değil bu, geri dönüşü olmayan seçimlerimizin vereceği pişmanlıkla yaşayabilmeyi öğrenmek daha ziyade…
Filmde delicesine işlenen konu, bir insanın duygularını mı yoksa mantığını mı dinlemesi gerektiği üzerine. Yaşlı adamın önemi de burada. Aklını dinleyen bir adam o. İyi bir pastacı. Zengin ve refah içinde yaşayan bir pastacı. Ancak aklı ara sıra yerinden gidiyor. Kim olduğunu, nerede yaşadığını unutuyor. Duygularıyla başbaşa kalıyor işte bu zamanlarda. Belki de bunun cezasını çekiyor.
Kadın, işte bu medcezir de, yaşlı adamı mı yoksa kocasını mı dinleyeceğini bir türlü bilemiyor. İlk denemesinde de kocasının karşı pencerenin karşı penceresindeki görüntüsüyle karşılaşınca, vazgeçiyor. Aradan geçen zamanda karşı pencere, artık uzaktaki bir pencereye dönüşecek olunca, koşarak çıkıyor evinden ama nafile.Artık iş, mektup yazmaya kalıyor…
Bu sade hikayede beni vuran taraf şu; karşı pencerede duran hayaller ve karşı pencereden bakınca görülen gerçekler. Evet, ortada durup bakmanın imkanı yok maalesef. İlla ki ya oradan ya da buradan bakmak gerekli. İşte o zaman da bir türlü karar veremiyor insan. En güzeli penaltıda kalecinin durumu, içinden bir köşe seç ve atla!..- saçma - sonra da sevin ya da üzül.. ama asla keşke deme…
Çok kişisel Not : İnsanı çok derin düşüncelere daldırmayı başarıyor bu film.Derinlerimize attığımız duyguları depreştirebiliyor
Ferzan Özpetek” e saygılar… Sizlere de sevgiler …
Klavye yazıları
Yazara mail gönder | tarafından yazılan tüm yazılar Klavye | Yazıları takip et (RSS)










Mayıs 21st, 2009 at 11:45
KLASİKTİR;İNSAN HAYAL ETTİĞİ SÜRECE YAŞAR.HER İNSAN GİBİ BİZDE HAYAL EDİYORUZ VE YAŞIYORUZ.TEK FARK BİZ HAYAL ETMEDENDE YAŞIYORUZ.ÇÜNKÜ HERKES HAYAL KURUYOR YAŞIYOR,HAYALLERİ GERÇEKLEŞMİYOR ÖLÜYORLAR.İŞTE FARK.BİZİM KURDUĞUMUZ HAYALLERİN GERÇEKLEŞME GİBİ LÜKSÜ YOK.ONUN İÇİNDİR BİZ HAYAL ETMEDEN DE YAŞIYORUZ…BİZ HER HAYALİ GERÇEK OLARAK YAŞIYORUZ…
Mayıs 21st, 2009 at 22:12
Tutkularından vazgeçmiş, uzaklaşmış bir insanın çok ilginç bir şekilde onları tekrar hatırlamasını sonrasında tutkularıyla ve gündelik yaşam mücadelesi arasında bir tercih yapmasını çok iyi anlatabilmiş .Tutkunun baş döndürücü etkisinden sıyrılabilmenin kanıtı bu film.
“Sadece hayatta kalmakla yetinmeyin, sizler daha iyi bir dünyada yaşamayı istemelisiniz.Sadece düşlemek olmaz…
ben beceremedim”
demişti ya yaşlı adam…işte filmin bana göre en güzel kısmı o sahneydi.
“-neden vazgeçmek zorundayız.
-senin için zor olduğunu biliyorum benimle kalmak zor.
-ama benim için seni bırakmak daha zor.”
Var mı böyle bişey ama var!! ama zor da olsa yapılabiliyor .
Filmin bitmesiyle üzerinize çöken yarım kalmışlık hissi …
“…daha ismini bile bilmezken, daima orada, seni gördüğüm yerdeydin. Ve daha iyi bir dünyanın düşünü kuruyordun. Bir ağacın bir ağaç oluşunun engellenmediği bir dünya. Ve mavinin gökyüzü olabildiği bir yer. Bu daha iyi bir dünya mı bilmiyorum…” Bu sözlerde herkes kendisinden bişi bulmuştur buna eminim. karşı pencerede de herkes kendisinden bişi bulup filmin sonunda iki kalp çarpıntısı hissetmiştir bunuda biliyorum.
Ve Favorilerimde her zaman…