30
Nis
2009
Kader mi Keder mi ?
Yazar Klavye. bulunduğu kategoriler A r a ş t ı r m a l a r, Filmler, K e n d i m c e |“Benim için seyirciyle sorunum var. Seyirciyi yadsımıyorum çok önemli…ama hangi seyirci? En kuşkucu, en uzaktan bakan, en karamsar, en karanlık adama film yapıyorum.”
![]() |
Bu söyleyişi beni çok etkiledi .Ve bugün hakkında araştırmaya kalktım .Kendiminde uzun süredir Türk filmi izlemediğimin farkına vardım.Zeki Demirkubuz ‘ un film listesine , hayatına baktım.
Malzemesi “insan” olan ,derinlemesine insan psikolojisini işleyen Zeki Demirkubuz ‘ un” insanlarla bir meselesi var adamın” demektense yada burda şu filmi böyleydi bu filmi böyleydi demek yerine….Derinlemesine düşünüp baktığımızda herkes filmlerinde kendinden bir şeyler bulacaktır.”Kader “ i izledim bugün görsellik,diyaloglar,sahicilik bu kadar olur…Filmlerinin aniden kesilmesi,bize hayatın devam ettiğini,hiçbir şeye şaşırmamamız gerektiğini,var oldukça cennetin de cehennemin de burada,bu dünyada olduğunu hissettirdi bana…
“….kapının önünde durup düşündüm, dedim Bekir bu kapı ahiret kapısı, burası sırat köprüsü, bu seferde geçersen bi daha dönemezsin, iyi düşün dedim, düşündüm, düşündüm, dönemedim…..”
Kadere boyun eğmek mi, isyan etmek mi tartışması burada tuhaf bir görünüm kazanır. Uğur ve Bekir, hiç de zorunlu olmadıkları halde mecbur oldukları bir kaçınılmazlıkla kaderlerinin peşinde sürüklenirler; böylece, verili yaşamlarını, içine doğdukları ve bir bakıma kendileri için çoktan çerçevesi çizilmiş olan kaderlerini de ihlal ederler aslında. Bekir mesela, babasının açtığı dükkanda orta halli bir ticaret adamı olabilir, bir koca, bir baba, herkesin onaylayacağı bir mahalle büyüğü olarak konumlanabilir rahatlıkla. Ama bunu ihlal eder her seferinde. Her şeyi yüzüstü bırakır. Bu yüzüstü bırakmanın ne kadarı bilinçli bir karar ve iradeyle, ne kadarı irrasyonel bir güçle gerçekleşir emin olamayız asla; ancak tamamen açıklanabilir olmayan bir karanlık etkinin varlığından sözedebiliriz. Sevgi ve kötülük, merhamet ve aşk, bağlılık ve tutku sürekli birbirinin içine geçer. Kader, kahramanlarımızı yıkımlara sürükleyecektir, ancak yine de bu karanlığa daldıkça gerçekten varolabilecekler ve karanlığın ötesindeki yaşamlarında sahip olabilecekleri bütün imkanlara rağmen yıkıma dönüşen var olmaklıklarını izleyeceklerdir.
“Masumiyet “adında ki yapıtıyla 1999 yılında Venedik ve Antalya film festivallerinde ödüller almış.Başarılı ve kendisine has uslubu olan bu yönetmenin bu gece “Masumiyet “adlı filminide izleyeceğim inşallah şu ufaklıkları bir uyutabilsem:) Bu arada Kader filminde çok küfür vardı…İnşallah diğer filmleri de böyle değildir! .Hayatında okuduğu ilk romanın hapishanede okuduğu Suç ve Ceza olduğunu ve “suç ve ceza”nın, kendisinde, gördüğü ağır işkencelerden daha fazla etki bıraktığını söyleyen Demirkubuz a;
Sinema da bir tutku mu sizin için? diye sorulduğunda
- sinemanın nesine tutulacağım? Aksine ben sinemayı sevmem. Sinemanın benim için tek mucizevi yanı özellikle geceleri tek başımayken bana yaşattıkları. Gündüz gördüğüm bir fotoğraf kafamı kurcalıyor. Bir anlık bir gözlem zaman içinde gelişip filme dönüşüyor. Bunu insanların önüne koyup, hakikat duygusuna çeviriyorum. İşte bu mucizevi bir şey. Bunun dışında sinema bana angarya, bir sürü insanın oyuncağı, atlama tahtası gibi geliyor. Utandıran yanları daha fazla.
Ayrıca oniki eylül hakkında şunu da demistir:
- İnsanın zaten bildiğini anlatmaya gerek duymam. 12 eylül’ü birebir yaşadım. Bu ülkede çok büyük işkence görmüş az sayıda ki insandan biriyim. Ama yaşadıklarım bende hiçbir iz bırakmadı. Tüm bunların neden olduğunu biliyorum çünkü. Askerlerin darbe yapmasını, işkence yapılmasını anlayamayacak ne var? Asıl derdim, bunu insanlara hangi içsel dürtülerin yaptırdığı olabilir, o kadar. Yargıç değilim, hak aramıyorum. Anlamak zorunda olan biriyim. Nietszche’nin dediği gibi “yüksek ve soğuk bir dağda yalnız kalırsak anlayabiliriz her şeyi.”
Demirkubuz, hayatın kendisini değil kurallarını sürdürmeye boyun eğen insanların sevecenlik biriktirmek adına yaşanmışlıkları mı onları yetkinleştirir yoksa sınıfı, statüsü, işi ne olursa olsun, farkında olsun ya da olmasın hayatın kurallarına değil kendisine kapılıp koyuveren insanların, ilkinkilerin göze alamayacağı bir şey uğruna kendilerini adaması mı yetkinleşmektir???
Nasıl ki, güzel kitaplarla ilgili bütün yanlış anlamalar da güzelse, güzel filmler ve onların yönetmenleri hakkındaki bütün yanlış anlamalar da güzel olmalıyı da ekliyorum yazımın sonuna ve size bir link armağan edeyim filmi ordan izleyin…
Klavye yazıları
Yazara mail gönder | tarafından yazılan tüm yazılar Klavye | Yazıları takip et (RSS)









Mayıs 2nd, 2009 at 16:48
C Blok (1994)
Masumiyet (1997)
Üçüncü Sayfa (1999)
İtiraf (2001)
Yazgı (2001): Bu filmi ile 38. Antalya Film Festivali’nde “En iyi yönetmen” seçilmiştir.
Bekleme Odası (2003)
Kader (2005)
Kötü Eleştirilerim:
İlk olarak Kader ‘ i izledim …Küfür çok fazla idi.
İkinci Olarak Masumiyet ‘ i izledim; Kader sonra çevrilmesine rağmen Kader’ in devamı gibiydi, konu aynıydı yani
Masumiyet ‘i çok beğenmedim aslında bir sahnesi dışında..
İyi Eleştirilerim:
Kader bana daha inandırıcı ve doğal geldi.Hele son sahnesin de o tutku , o yalvarış:((( Uğur ‘un ağlayışı - Bekir ‘ in konuşmaları
Masumiyet te en etkilendiğim sahne : Yusuf ‘ un Bekir öldükten sonra Uğur ‘ a itiraf ettiği sevgisi ve Uğur ‘un orda ki Yusuf ‘ a yaptığı hareketler - kendini yırttı kadın yaa, parçaladı..- Ve insanlar için söyledikleri…
Diğer filmlerini de fırsat buldukça izleyeceğim…