Üye değilmisin? Üye ol | Şifrenimi unuttun?
Paneli kapat

25

Ağu

2009

iki sohbet aralığı bütün mesafemiz

Yazar Klavye. bulunduğu kategoriler K e n d i m c e |

“en uzak mesafe ne Afrika’dır, ne Çin, ne Hindistan,
ne seyyareler ne de yıldızlar geceleri ışıldayan…
en uzak mesafe iki kafa arasında ki mesafedir birbirini anlamayan…”
insanlarla aranıza koyduğunuz cinsten olanı, bir kez iyice azaldıktan sonra yeniden açmak istediğinizde sabit tutulamayan, gittikçe büyüyen…Eski sevgiliyle arkadaş kalamamak gibi mi ki? Ya da bir kez dostunuz olanla dostluğu yitirince arkadaş, tanış olamamak hep bu mesafeden belki de…
Bazen insan yakındayken bile her gün görüşemez, yapamaz bunu, sıkılır bir noktadan sonra…Yormaya başlar bu ilişki. Sevmek iyidir, ama nefes aldırmak güzeldir ilişkinin diğer tarafına… “Sana ulaşamıyorum, korkuyorum “ ,çözüm olmuyor. Bir hayatı var karşı tarafın da. O anda söyleyemediği bir şeyler var. Ve en önemlisi hayat gerçekleri var, kimsenin kimseye tam manasıyla sahip olamayacağı gerçeği gibi…
Neden yazıyorum ben bunları yine bir anlam vermiş değilim ; can sıkıntısı diyelim.Bir kelime arka arkaya yinelendiğinde görüntüsünü yitirmesini,hissettirdiklerinin silinmesini istiyorum dercesine …Mesafe … Mesafe…

Genelde şehirlerarası otobüs yolculuklarında hissediyor insan bunu. Var oluşun bu yersiz yurtsuz halinde beliren anlam yitimi zaman yitimine dönüşüyor. Uzaklaşılan ile varılmakta olan arasında sırra kadem basan bir ton sözcük zihnin dehlizlerinde kayboluyor.Yüzlerce kilometreyi mesafe olarak görmüşken bu zamana dek, o kilometrelerin her miliminin aslında yüreklerde başlayıp bittiğine tanık olacak kadar şanssızsan “acı koyan” kavram. Nedir ki mesafe dediğin!!!! Aaaa!!!! Dünyanın bir ucunda da olsan aynı güneş doğuyor oraya da, aynı yıldızlara bakıyorsun; atlarsın uçağa, en fazla 24 saat o uzaklığın kucak dolusu öpüşe indirgendiği an oluverir…Oysa bir insanın koca dünyası içinde ufacık bir noktaya tüm kaprislerinle zar zor sığıyorsan, işte o an gökyüzünün sana dar edildiği andır. Ve bu gerçekten bir kadının yıkıldığı andır, not düşüyorum…
“sevgiyi tanımlayamam sana… Başka bir zaman da anlatamam… O yüzden şimdi yazıyorum, okursun ya da okumazsın, üstüme düşeni yapıyorum…Sadece sevmekle olmuyor mu? Aşktan başka ihtiyacın olan ne var? Ben varım evet, başka bir şey yok… mesafe mi?… o ne?… 3 gün, 3 ay, 3 yıl sevebilirsen birini, başka ne istiyorsun ki?… Sevgiyi, aşkı bu şekilde kirletemezsin!.. Bir ilişki ne mi gerektirir ?Önce saygı, sonra sevgi… zamanla güven… ve sonra her şey senin olur… Bazı şeyler de tanımsız olur, cismi olmaz, kör ve sağır olursun…Mesela ,dokunma duyunu yitirirsin… Ve buna rağmen tüm dünyayı, tüm insanlığı en iyi algılayabilen sen olursun…Onu kaybettiğin zamansa kendini terk edersin… Sevdin mi?… Hayır, yanında olsaydım, elinde fazladan bir beden olacaktım sadece… Sen ölü sevicisin!…Umarım bir gün yaşayanlara katılırsın,Hissedebilenlere ve yine umarım ki asla büyük konuşmazsın…”
bir zamanlar sevdiğin aşkı bildiğin günler oldu mu
bana güller verdiğin tatlı nağmeler gerçek oldu mu
bir zamanlar sevdiğin aşkı bildiğin günler oldu mu
bana güller verdiğin tatlı nağmeler mevsim oldu mu
hiç yüzünden darılmak
her güzel şeye alınmak
bitik ve mutsuz anılmak
alın yazımsa sildim çoktan
peşimden gelirsen
aşk için direnirsen
nerde yanlış bilirsen
çözmeyi düşünürsen
belki bir gün bulursun
ama sen onu da unutursun
boşver boşver
yüreğinden yaralı bizim hikayemiz
kaderimden kalanı silsem de gitmiyor
iki sohbet aralığı bütün mesafemiz
geldim anlamıyoryüreğinden yaralı bizim hikayemizkaderimden kalanı silsem de gitmiyoriki sohbet aralığı bütün mesafemiz
sevdim anlamıyor…
Albüme adını veren ” mesafe ” çok başarılı buldum ve bugüne kadar pek Serdar Ortaç dinlemeyen biri olarak bana birkaç sefer dinledikten sonra kendini sevdirdi.Hatta bu yazımı yazarken de bana ilham kaynağı oldu diyebilirim…

İstedikten sonra uzağı yakını yok aslında bu işin. Bir şeyleri göze almak lazım şartlar, maddiyat, vs.vs.Birde gerçekten sevmek lazım. Paylaşmak veya paylaşabildiğine inanmak. Gerisi kendiliğinden geliyor. O’nun için ne yapabilirim diye sorduğunda cevap “her şey” ise zaten başarılmıştır. Herkesin söylediği gibi saçma veya basitlik değil ,aksine saygı gösterilesi bir durumdur,farklılıktır bu ,ama sadece farklı olmak için değil farkında olmadan farklı olmak gibi bir şey.Asıl olan sevmek ama gerçekten ağlayabilecek kadar sevmek, ağlatacak kadar sevdirebilmek kendini…Durum bundan ibaret işte …Tabiî ki en önemlisi de çıkar veya menfaat gözetmemek…Karşı taraftan beklentin olmayacak gelecekten başka,ten, para, ego, etiket beklentin olmayacak…Sadece gelecek için ışık bekleyeceksin ve seveceksin…Yakını uzağı yok sevmenin…En uzak yol bir nefes kadar yola çıktıktan sonra,yeter ki çık yola nasıl olsa bitecek o yol,nasıl olsa…
Hüzünlü bir durum bu ama tatlı bir hüzün. Hele de hafif mazoşist ,(Mazoşist, acı çekmekten zevk alan kişidir. Benzer terim olan sadist ise acı çektirmekten hoşlanan anlamına gelmektedir.) bir ruh durumuna sahipseniz halihazırda, çektiğiniz acı yanında tuhaf bir zevk de hissedersiniz. Zevk de değil de, ruh kamaşması gibi bir şey. Kaşıyıp bir yeri yara yapmak gibi … Ya da yaranın kabuğunu kaldırmak gibi… Kimine göre mümkün olan , bir diğerine göre mümkün olmayan ilişki türüdür,…Bana göre ise bol özlemli bir serüvendir tabii ki avantaj ve dezavantajları vardır…
Dezavantajları;En basiti, göresiniz gelir göremezsiniz. Dokunasınız gelir dokunamazsınız. Telefonu öpmek filan gibi rezalet durumlara düşer, insanlığınızdan utanırsınız. Basit gündelik yaşam detaylarını paylaşamazsınız. Ama bu eksiği doldurmak için de abuk subuk bir sürü detayı bilirsiniz. Mesela herkes bir diğerinin o gün yediği yemekleri, yatma saatini, abartırsak tuvalet rutinini bile bilir. Avantajları;Uzun bir süre göremeyip tekrar gördüğünüz o an, o ilk karşılaşma mükemmel bir şeydir. Mükemmel ötesidir. Bakışmalar, elini ilk tuttuğun an, ilk kucaklaşma…Tavan yapar,off gerçekten her şeye değer…Aşk devamlı kendini öldürmeye çalışan bir şey. Çünkü aşık olunca insan maşuku devamlı dizinin dibinde dursun istiyor, her an her dakika beraber olmak. Her an her dakika beraber olunca da aşk yavaş yavaş tükenen bir şey gördüğüm kadarıyla. Uzun mesafe ilişkisinde, çok fazla görmek istersin çünkü aşıksındır ama göremezsin, bu yüzden de aşkın bu “yanmak istiyorum, yanıp kül olsam da önemli değil, ben bir yanayım” diyen yanına mecburen set çekmiş olursun. O yüzden de ateş acı vere vere yanmaya devam.
Eğer bu ilişkiyi yaşayacaklar arasında önceden mesafenin olmadığı, birbirlerini tanıma şansını elde edebildikleri belirli bir süre var olmuşsa yaşanması mümkün olan; onun haricinde yalnızca bir olmamışlık duygusu ve “acaba aynı yerde yaşasaydık çok mutlu olur muyduk?” sorularını kafaya kazırlar…Birbirlerini tanıma şansını öncesinde aynı şehirde yaşayarak elde edemeyenlere, bağlanmaktan ya da bağlanmamaktan korkmadan ilişki yaşayabilmelerini sağlayabilmek çok ama çok zordur. Sorgulamamak esastır,ancak unutulmamalıdır ki sorgulanmayan ilişkiler çok kısa ömürlü olacaktır. Sorgulanıldığı zamanda ilişkiyi yürütebilmek için geçerli nedenler gün geçtikçe azalacaktır. Yani iki ucu ….. bir değnektir ! ,yaşanılanlar.İster sorgulayın, isterse sorgulamayın kazanan hep zaman olacaktır. Onu önceden tanımadığınız için duygularınızdan emin değilsinizdir çünkü. Zaman da sizi bu en zayıf noktanızdan vuracaktır.Duygularınızdan emin olamadan geçen her zaman “acaba onunla yalnızlığım yüzünden mi, yoksa sevdiğimden mi birlikteyim” sorusunu gündeme getirecektir. Duygularınız ve mantığınız birbirine karışacak,siz duygularınıza kapılmak isteyeceksiniz…Bu da kokusunu, konuşurken gözlerini, nefesini algılayamadan yaşanan bir ilişkide hemen hemen imkansızdır. Yalnızca aklınızla hareket ediyormuş hissine kapılmak size; bir pazar günü alışverişe çıkıp girdiğiniz dükkanda beğendiğiniz bir elbise için pazarlık yapıyormuşsunuz gibi gelebilir.
Yorucudur ve yıpratıcıdır…Doğal nedenlerle biten ve bitmesini normal karşıladığınız bir zamandan sonra sahil kenarında tek başınıza oturduğunuzda, onu ve arşiv niteliğinde konuşmalarınızı düşünürken gözleriniz doluverir…Hem hissettiğiniz güzel duygular hem de kendi içinizde çatışan düşünceleriniz için. Denize bakarak içinizden şunlar dökülür:

“ey deniz! sen de zaman gibisin.Her şeyi örter ve yutarsın.Tıpkı hayallerimi yuttuğun gibi, içimdeki olamamışlık duygusunu da elbet yutarsın. Ödenen bu bedellere razıyım.Ancak karşılığını vermeden alacaksın…Gözümün önünden g i t … hayatımdan ç ı k…aklımdan ç ı k … ben denizsiz bir yerde yaşayanın yanına, o dağlara çıkacağım”
Sevgiyle kalın ,Hakan Yavuz ‘un “ Mesafe “ adlı kitabınızı okumanızı tavsiye ederim.

 

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=116012&sa=44546983
“Erhan hayatında köklü değişiklikler yapmayı düşünen içine kapanık bir üniversite öğrencisidir. İşe yakın çevresindeki gereksiz insanları hayatından çıkarmakla başlar. Bir arkadaşının tavsiyesi üzerine kampüs içinde yeni açılan yurda taşınır. Burada tanıştığı Letafet’e fena halde aşık olmuştur. Sonraları bu aşk, zihin sağlığına zarar verecek boyutta bir tutkuya da dönüşecektir. Aşkın, içinde yarattığı kendini ispatlama dürtüsünün de etkisiyle, bir düşünce kulübünün kuruluşunda aktif rol oynamaya kalkışır. Kulübün yayınladığı derginin bir köşesi okurların her konudaki düşüncelerine ayrılmıştır. Köşe kısa zamanda derginin, hatta kulübün maksadını aşan bir hal alır. Dergiye gönderilen yazılar ve başından geçenler, Erhan’ın hayatıı boyunca yanından ayırmayacağı bir gerçeği keşfetmesine yardım eder. O gerçek, hayal ettikleri ve yaşadıkları arasındaki hiç bitmeyen mesafedir.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Klavye yazıları
Yazara mail gönder | tarafından yazılan tüm yazılar Klavye | Yazıları takip et (RSS)

 

Yorum yap

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.