
Merhaba… şu an okuduğum kitaptan olsa gerek ,"Adam Fawer’in Enpati kitabı", hemen bu konuyu sizlerle paylaşmak istedim.
Göğsü kınalı bir serçe varmış. Gök gürlediği zamanlar tir tir titreyerek yere yatar, gök yıkılmasın diye de ayaklarını havaya kaldırırmış. Bir yandan da "korkumdan kırk kantar yağım eridi" dermiş. Birgün birisi demiş ki "sen kendin beş dirhem gelmezsin; nerden oluyor da kırk kantar yağın eriyor?"Bunun üzerine serçe şu cevabı vermiş; herkesin kendine göre dirhemi, kantarı var; siz ne anlarsınız". Bu masalda verilmek istenen mesaj kanımca şudur: Her insanın -hatta her canlının- olaylara kendine özgü bir bakış açısı (fenomenolojik alanı) vardır. Dışardan baktığımızda bunu göremeyiz ve bu yüzden de onun bazı davranışlarına anlam veremeyiz.Kendimizi karşıdakinin yerine koyup olaylara onun gözüyle bakabilirsek, ancak bu durumda onun duygularını ve düşüncelerini anlamamız, dolayısıyla da davranışlarına anlam vermemiz mümkün olur.
Peki nedir empati?Bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. Basit gibi gözüken bu tanımın gerisinde pek çok öğe bulunmaktadır ve belki de bu yüzden söz konusu tanıma ulaşılması oldukça zaman almıştır. Günümüzde "empati" denildiğinde akla Carl Rogers ve onun konuya ilişkin çalışmaları gelir. Psikoterapi alanında empatik iletişim kurma becerisiyle ünlenmiş Rogers’ ın adı ile empati kavramı adeta özdeş hale gelmiştir. Bir kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi sürecine "empati" adı verilir. Empati tanımı üç temel öğeden oluşmaktadır. Bir insanın karşısındaki bir kişi ile empati kurabilmesi için gerekli olan bu öğeleri şöyle sıralayabiliriz:
A. Empati kuracak kişi kendisini karşısındakinin yerine koymalı, olaylara onun bakış açısıyla bakmalıdır. Yani her insan dünyaya, kendine özgü bir bakış tarzıyla bakar. Eğer bir insanı anlamak istiyorsak, dünyaya onun bakış tarzıyla bakmalı, gerçekleştirmek için de empati kurmak istediğimiz kişinin rolüne girmeli, onun yerine geçerek adeta olaylara onun gözlüklerinin gerisinden bakmalıyız. Karşımızdaki kişinin rolüne girerek empati kurduğumuzda, o kişinin rolünde kısa bir süre kalmalı, daha sonra da bu rolden çıkarak kendi rolümüze geçebilmeliyiz. Aksi halde empati kurmuş sayılmayız. Karşımızdaki ile özdeşim kurmak (ona benzemek) veya ona sempati duymak, empatiden farklı şeylerdir.
B. Empati kurmuş sayılmamız için, karşımızdaki kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamamız gereklidir. Karşımızdakinin yanlızca duygularını veya yanlızca düşüncelerini anlamış olmak yeterli değildir. Empatiyi tanımlarken bu noktayı vurguladığımızda, empatinin iki temel bileşeninden söz etmiş oluyoruz. Bunlar empatinin bilişsel ve duygusal bileşenleridir. Karşımızdakinin rolüne girerek onun ne düşündüğünü anlamamız, karşımızdakinin hissettiklerinin aynısını hissetmemiz ise duygusal nitelikli bir etkinliktir.
C. Empati tanımındaki son öğe ise,empati kuran kişinin zihninde oluşan empatik anlayışın, karşıdaki kişiye iletilmesi davranışıdır. Karşımızdaki kişinin duygularını ve düşüncelerini tam olarak anlasak bile eğer anladığımızı ifade etmezsek empati kurma sürecini tamamlamış sayılmayız. Araştırmacılar,insanların zihinlerinde kurdukları empatiyle, karşılarındaki kişiye ilettikleri empati arasında farklılık olduğunu belirtmektedirler. Karşımızdaki insanlara empatik tepki vermenin iki yolu vardır: Yüzümüzü/bedenimizi kullanarak onu anladığımızı ifade etmek. Empatik tepki vermenin en etkili yolu herhalde bu ikisini birlikte kullanmaktır. Bir sıkıntımız olduğunda, bizimle konuşan kişi, dostça bir gülümsemeyle kolumuza dokunup sıkıntımızı sözelleştirirse, örneğin "son günlerde çok bunalmışsın" derse, rahatladığımızı hissedebiliriz.
Kızılderililer birini yargılamadan evvel yargılayacağın kişinin makosenleriyle(ayakkabılarıyla)dolaş demişler. Onun ayakkabılarını giyebilmek için, evvela kendimizinkileri çıkarmalıyız. Çoğu insan kırıcı davranışlar sergiliyor, çünkü kendilerini karşılarında ki insanın yerine koyamıyor, onun gibi düşünemiyor. Empatik iletişim kuramamak karikatürlere geçmiştir; derenin iki tarafında da iki hayvan, biri ötekine sorar "karşıya nasıl geçecem" diye, öteki "zaten karşıdasın ya "der. Kör-sağır yargılayıcı bir iletişim sistemi bizimkisi.
Empatiye yardımcı olabilmesi babında insanoğlu bir takım semboller kullanmayı da geliştirmiştir.Yine empatiyle direk ilgi kurulamaz belki ama tarih boyunca kullanıla gelmiş masklar olsun, savaş boyaları olsun, (hatta abartırsak üniforma olsun) kendinden kopmak, başkası olmak, kendine yabancılaşmak amacını da taşımaktadır. Özellikle savaşlar ve kavgalarda kullanılan (fanatik futbol seyircileri?) bu tip masklar kendi benliğinin iç yüzüyle karşılaşmaktan çekinmek, mask varken yapılanları bir başkası yapmış gibi görebilme kaypaklığını sağlamak açısından da işlev görebilir.Hatta dinsel törenlerde, değişik realitellerde insanın şaşkınlığını atması açısından da yine faydalıdır,sünnet kıyafetinden gelinliğe, rahip cübbesinden metal t-shirte, kravattan uzun saça kadar giden bir çeşitlilik içine almaya kalkışmak belki abes olur ama denemekte fayda var. İnsanın esyayla olan ilişkisi içinde en ilginç olanlarından biri olsa gerek. eşyaya yüklenen anlama sahip olarak sembolik bir mesaj iletilmekte, bu mesaj "ben din adamıyım, iyi bir insanım", "ben bir askerim, öldürmem gerekirse öldürebilirim "…dikkat edin ben sizden farklıyım gibi devasa anlamlar içerebilmektedir. "üzerinde cübbesi olmadan hangi yargıç kalem kırabilir" ( bu arada bana müsaase bir arkadaşa gönderme yapacağım ; " Bir ses duyuldu satır aralarından: "mahkumun kalemi kırıldı!". Son sözüydü Kimdi ki kavuşan sonsuz bir sevdaya, nerdedir ki kavuşunca aşkını dipdiri tutabilen… " kendisine teşekkür ederim yazılarını paylaştığı için ), şimdi devam …sorusuyla özetlenebilecek bu görüşe karsşı"ben sevdiğim için metal t-şhirt giyiyorum, beni kategorize etme" cümlesi söylenebilir. Karikaturize etmek babında son bir tasvir yapalım. yumurta topuklu bir ayakkabı giyen, yeni briyantinlenmiş saçlar ve kaytan bıyık sahibi, sol elinde imamesi gümüşle bezenmiş oltu taşı tesbih sallayan, ( burada da sizden müsaade hemen babamın bana anlattığı bir anısına yer vericem , aynen az önce bahsettiğim tavırda delikanlı giyinmiş, köyünde ki çeşme başında tespihini sallıyormuş, tipik bir tehpih sallama vardır ya …Ninesi sormuş " oğlum Ekber - ona hep Ekber dermiş adı aslında Ekber değil - kızlara tesbih mi sallıyorsun burada ? onlarımı çağırıyorsun bakayiim sen ? " demiş cevap ne biliyormusunuz? " he nine , ama ben kızları çağırmıyorum ki , ister gelin , ister gelmeyin diyorum …) :))))) ,üzerinde beyaz (dikine lacivert çizgili) bir takım elbise, yakası açık koyu renk bir gomlek giymiş, açık gömlek yakası altından zincirden kolyesi (tercihe bağlı olarak zincir ucunda muska yada minik bir mermi çekirdeği sallansın) görünen bir adamla karsılaştıgınız da ne hisseder, onu nasıl algılarsınız? ,Eh ben buna dolaysız direk empati adını verebilirim.
Biryerden sonra insana rahatsızlık veren bir olay,şöyle ki kimseye kötülük yapamassınız. size biri küfretse onu dövmektense ona küfretmenin kötü bir davranış şekli olduğunu anlatmaya çalışırsınız…Yalan söyleyemezsiniz,hele hele sevgiliyi aldatamazsınız, gayri meşru yollardan para kazanamazsınız, çok delice araba kullanamazsınız,insanlara haksızlık yapamazsınız,kısacası çok iyi bir insan olursunuz ve bu dünyada ayakta kalamazsınız ama gururlu ve onurlu ölürsünüz.
Empati hakkında verebileceğim bir örnek; tek kelime Fransızca bilmediği halde bir ay Fransa’da kalan bir Türk’ün hikayesidir.Sözkonusu kişi, bilmediği bir lisanı konuşan (ve başka hiçbir lisanı tolere etmeyen, bilse de konuşmayan, hatta ingilizce soruyu anlayıp ona fransızca yanıt veren ) insanların ülkesinde dahi rahatlıkla alışveriş yapar, insanlarla tanışıp anlaşır, hatta küfürleşerek (biri Türkçe diğeri Fransızca) kavga eder, empati budur işte. Karşınızda yer alan insanın lisanını bilmediğiniz halde veya onun açıklamasına gerek kalmadan anlatmak istediklerini çok iyi anlayabiliyorsanız empati sahibisinizdir.Bu bir şans olmaktan çok bir ceza haline de gelebilir. Yüksek empati sahibi kişiler yoğun bir duygusallığa sahiptirler, bu nedenle karşılarındaki kişinin acısından ve kötü talihinden çok etkilenirler. Örneğin, bu insanlar bir kitabı sadece okumazlar, yaşarlar,dolayısıyla potansiyel olarak büyük tehlike altındadırlar ancak güçlü bir karakter ve savunma mekanizması zarar görmelerine engel olabilir.
Empatiye sahip olduğunu sanmak ve gerçekten sahip olmak arasındaki fark, kişinin ne kadar kendisine düşkün olduğuyla da orantılıdır. Sürekli kendisinden bahseden ve empati sahibi olduğunu iddia eden bir insan yeterince aptalsa kendisini, değilse sizi kandırmaya çalışmaktadır. Empati duygusal zekanın önemli bileşenlerinden birisidir,pek çok standart eq testinde öncelikle empatiyi ölçen sorular yer alır. Örneğin; tv’de haberleri izlerken spiker bir hata yaptığında kanal değiştiriyor ve bunu "… bak daha doğru düzgün konuşamıyor bile" düşüncesiyle değil de onun adına farkında olmadan kaygılanıp daha fazla izleyemediğiniz için yapıyorsanız empatiksiniz ya da bir garson elindeki tepsinin içindekileri yere devirip endişeyle toplamak için yere eğildiğinde olay yerinden dayanamadığınız için uzaklaşıyorsanız empati duygunuz tehlikeli boyutlara ulaşmış demektir. Allah ıslah etsin.
Bu arada Adam Fawer - Empati - hakkında kısa bir bilgi : Yaşamınızın kontrolü sizde değil! Öyle olduğunu düşünebilirsiniz, ama yanılıyorsunuz. Elbette ki kendi kararlarınızı kendiniz vermekte özgürsünüz. Bu kitabı kapatabilirsiniz. O sandalyede oturmaya devam edebilirsiniz. Ya da gözlerinizi oymak gibi çılgınca bir şey yapabilirsiniz. Ne isterseniz yapabilirsiniz. Ama sorun şurada: Ne isteyeceğinizi kontrol edemezsiniz. Her davranışınızı önceden belirleyen arzularınız ruhunuzun o kadar derinlerine işlemiştir ki, onlara dikkat bile etmezsiniz. Ve bu da sizi mükemmel bir köle yapar. Bu nedenle, hayatınızı yaşamaya devam edin. Ne isterseniz yapın. Sadece ‘isteklerinizin’ tümüyle sizin kontrolünüzde olmadığı gerçeği üzerine kafanızı çok fazla yormamaya çalışın. EDEBİYAT, BİLİM VE FELSEFE RUHUNUZA AKACAK, OKUDUKÇA BAĞLANACAK, BAĞLANDIKÇA OKUYACAKSINIZ… Hayata gülen gözlerle bakınız, sevgilerimle….
Klavye yazıları
Yazara mail gönder | tarafından yazılan tüm yazılar Klavye | Yazıları takip et (RSS)






