Üye değilmisin? Üye ol | Şifrenimi unuttun?
Paneli kapat

080923043731360682531286Gözlerin var mı senin !..Hasretinde yüreğim ,boşlukların sesini aradığım gibi gözlerinide arıyor…Yankılansa sesin odama ve gözlerin geceme yıldız misali düşse yeter bana..Başka bir sey istemiyorum…Bir tek gülüşün tüm acılarıma iyi gelecek .Ve seninle yaşayacağımız güzel günler tüm hayatıma bedel olacak… Boş duvarlara ismini söylüyorum ve seni yıldızlara soruyorum acaba neler yaptı diye…”Bugün ne yaptın Bulut adam ?” Sensiz düşüncelere dalsam her fikrim kör kurşunlara isabet ediyor…Gözlerinden mahrum gecelerim katrana boyanıyor Uçurtmalarımı senden haber alır mı diye omuzlarımdan kaldırdım Yüreğimi göçmen kuşlarla sana yolladım..Boş gelmeyeceklerdi biliyorum.
Yüreğini ve gözlerini bırakacaklardı avuçlarıma…
Acıların yarınlarda müjde kokan çiceklerdi.Biliyorum bir kuş da olsa bana müjde verecekti.Düşünsene karların altındaki çitlenbikleri…Aylarca toprakla kar arasında kalırlar..Ama içlerinde hiçbir zaman umutsuzluğuna yenilmezler.Yaprakları hazanı andırsa da içindeki umutlarını sererler …Bahar oldu mu nazlı bir gelin gibi güneşin koynuna girerler…Tüm umutlarını güneşle sevda kokan yüreklere sererler…Aynı o misal sende hiçbir şeye yenilmeyeceksin…Yarınlarını bahar diyerek ; içindeki sevgi yapraklarını yüreğime sunacaksın..Her yaprağı da ölümüne sevdanın naif duruşunu, yalnızlığa karşı, dik başlılığını ve acılara karşı metanetini göreceğim…Gördükçe sımsıkı saracağım seni..Bırakmayacağım seni acıların kollarına Bulut adam…Bu kadar kolay pes etmeyecektik fani yaralarımıza…İyileşmesi yılları sürecek acılarına ben her gün nefesimle merhem olacağım…Yavaş yavaş iyileşeceksin… Her güneşte sana umutları bırakacağım… Bulut adam ; gözlerinde ki yaşlarını dünden daha iyi akıtabiliyorsan o zaman daha çok saracağım iyileşmen icin…Tüm acılarına ben kefilim…Yeter ki sen mutluluklara gülümse… Oldu mu…

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Bak yine yağmur yağıyor
Neden ağlıyorsun ?
Ben ne dedim oysa sana…
Sen beni dinlemiyorsun .
Yüreğime yüreğime vuruyor…
Seni getiriyor uykularından…
Kahve içiyorum ,çay içiyorum…
Hücreyi andıran odamda
Yazılar büyütüyorum…
Dindiririm bu yağan yağmuru umuduyla
Bir ağrı gibi saplanıyorsun sol yanıma
Aynalarda bakışını arıyorum sonra
Düşünüyorum……
Karkent düşleri görüyorum kimsesiz odamda…
Üşüyorum ….Sen yoksun…
Aşkı düşünüyorum …
Aşkı yazıyorum
“Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz. Aşk bir yolculuktur …Bu
yolculukta artık para, tarifeler,beklentiler, randevular, taksitler, iş,
anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır . İnsan bir başka ışığa teslim olur… ”
Ahh yüreğim…
Aşka aşık yüreğim…
Yüreğimde med cezirler
Senin damlaların…
Dibe vuruyorum b e n
Topla beni…
Gündüze değil
Geceye tut beni………..

 

Yazmak istediğim yazılarım günlerdir birikti; Tam yazıya başlıyorum, kahramanlarımla tanışıyorum .Geliyorlar bana :))) Ne oluyorsa oluyor konular birbirinin içine geçiyor.Diğer yazılarımda ki kahramanlar bir birlerini ziyaret ediyor …Ben de ne yaptım bu gün ilkler geldi aklıma yine …öpücük masum bir öpücük işte … Bir öpücük asla alt tarafı bir öpücük değildir ….Ama öylemi bakalım : Matematikçiler dermiş ki:
- Öpücük, sonsuzluktur çünkü burada 2′nin böleni yoktur… Ekonomistler dermiş ki:
- Öpücük, talebin her zaman için arzdan fazla olduğu bir alışveriştir… Muhasebeciler dermiş ki:
- Öpücük, geri dönüşüm sağladığı için kar oranı yüksek bir tür kredidir… Geometriçiler dermiş ki:
- Öpücük, iki dudak arasındaki en kısa mesafedir… Fizikçiler dermiş ki:
- Öpücük, kalbin yoğunlaşması sonucu iki dudağın birbirine yapışmasıdır… Kimyacılar dermiş ki:
- Öpücük, iki kalbin birleşmesi sonucu ortaya çıkan reaksiyondur… Anatomi profesörleri dermiş ki:
- Öpücük, aşk ve heyecan taşıyan bakterilerin tükürük yoluyla ağızdan ağıza geçmesidir…
Fizyoloji profesörleri dermiş ki:
- Öpücük, insan vücudundan 2 adalenin heyecanla birbirine değerek kasılmalarıdır… Dişçiler dermiş ki:
- Öpücük, hem bulaşıcı hem de antiseptiktir… Istatistikçiler dermiş ki:
- Öpücük, 90-60-90 ölçülerindeki artma ya da azalmaya bağlı olarak değişiklik gösterebilen bir olgudur… Filozoflar dermiş ki:
- Öpücük, çocuklar icin oyun, gençler için zevk, yaşlılar için güvendir…
Dilbilgisi öğretmenleri dermişler ki:
- Öpücük, tekil gibi görünen ama çoğul olan, cins isim gibi görünen ama özel olan, ve her cümlede bir anlam ifade eden kelimedir… Mimarlar dermiş ki:
- Öpücük iki dinamik nesnenin arasında sağlam bir köprü oluşturan eğerdir… Bilgisayar Bilimcileri dermiş ki:
- Öpücük, bazen iki sistemin iletişimini hızlandıran önemli bir sistem dosyası, bazen de bütün sisteminizi altüst eden bir virustür… Onlar öyle desinler bakalım benim kahramanlarım ne düşünüyorlar :

Karşı cinsle ilk öpüşme deneyimi genelde 3-5 yaşlarında aile denetiminde olur.Gidilen evin ya da size gelen ailenin sizin yaşlarınızda bir oğlu varsa muhakkak çocuklar öpüştürülür. Tabii ki masumane yanaktan küçük bir dudak değdirilmesi şeklinde.Bu faslı yaşamayan kişiler ilkokulda yaşarlar ilk deneyimlerini sınıf arkadaşlarından birisi yine ailelerin zoruyla öpülür yanağından.Tabii ki bu da ilkokul 1 ya da 2 de yaşanabilir.Burada da türlü bahtsızlıklar sonucu karşı cinsi öpemeyen kişi ilkokulu bitirene kadar kimseyi öpemez.(annenin arkadaşları,yaşlı teyzeler tarafından tükürük banyosu eşliğinde öpülür,iğrençtir).Kişimiz ilk deneyimini ortaokul döneminde yaşayacaksa bu deneyim yanaktan masum bir öpücük olabileceği gibi ergenliğe yeni girmiş olmanın verdiği hormonal coşku ile fransız öpücüğü bile olabilir.Eğer kahramanımızın liseye gelene kadar hiç öpüşme deneyimi olmamışsa (ki çok fazla yadırganacak bir şey yoktur onlar da insan sadece biraz şanssızlar) lisede işi biraz zordur.çünkü çocuklukta o masum, yanaktan konan küçük öpücüklerin yerini lisede ateşli fransız öpücükleri alacaktır. Bunun sonucunda bir taraf tecrübeli bir taraf ise tecrübesizse ,tecrübeli kişi için zaman kavramı uzun bir hal alabilir.Lisede de bu evreleri atlatamamış ve üniversiteye gelmiş bir kişi için ise ilk öpüşme gerçekten ama gerçekten çok zor olacaktır.En büyük sebebi ise üniversite yaş seviyesinde olan insanların %95′ inin deneyiminin bulunuyor olmasıdır.İşte bu düşünceler binlerce kat daha fazla beyni kemirecek ve o yoğun stres altında bu bir daha hiç olmayacağı kadar kötü bir öpüşme olacaktır.
Sadede gelirsek ilk defa öpüşen kişilerin %90 ı kötü öpüşmektedir bence…

Ama şu da vardır masum bir öpücük denince ;insanı gerçekten heyacanlandıran,kimilerinin hala beklediği,kimilerinin gülümseyerek hatırladığı,kimilerinin çoooktan unutmuş olduğu benimse hatırlamak istemediğim , hayatın yaşanılası güzel bir hatırası :)))

Masum bir öpücüğün sonucunu sevişmeye bağlayan insanlarımızı da unutmamak lazım …Masumca yanaktan öpme sevişmeye dönebiliyorsa Türk geleneğinde ki sağdan soldan öpüşler yasaklansın malum sevişesimiz de gelebilir değil mi?
Ortalık böyle cahil cüheylayla dolarsa elde tutulur değerlerimizde yok olmuş olur.Şasırtıcı olansa Avrupalılara özenmenin kötülüğünü anlatan pek muhterem yazarlarımızın nickleridir ki bu konuda yorum bile yazılmamalı bence.Hayatı boyunca adam,akıllı (dikkatinizi çekerim akıllı diyorum ) bir kızın elinden tutup gezememiş, ezik insanların masum bir buseden sevişilmeyeceğini çıkartması beklenemez.
Ama biz ne yapıcaz öğreticez esnafından avukatına üniversiteli öğrencisinden yazarına…Her aile anlatmalı bence bu duyguyu çocuğuna …

İçimizde barındırdığımız özellikleri yönetmek yerine onlara yer ve söz hakkı veren biçimler bulmak için buradayız bizler :

“kızları” öpüyorum

“oğlanları” öpüyorum

“kadınları” öpüyorum

“erkekleri” öpüyorum

Nasıl öpüşüyoruz?

Öpücükler zevk ve sevinçtirler o yüzden…Baskıya uğramadan öpüşüyoruz…Canımız istediği için öpüşüyoruz ve canımızın istediği kişiyi öpüyoruz (yeter ki o da istesin)Kafamıza estiği biçimde öpüşüyoruz, her türlü öpücük doğrudur…Ezmiyoruz ve ezilmiyoruz…Hem kendi bedenimize hem de başkalarınınkine saygı gösteriyoruz

Öpücüklerden başka, sıkı sıkıya sarılmalar da güzel gider:)))

 

cekirge_affetmek1

Seni bu denli sevmem korkutmasın seni… sevgiyle dolu bir kalp, merhametle, vicdanla yoğruluyor demektir çünkü…

Herkese göre farklı birer tanıma sahip olmasıyla ilgi çeken eylem… Tartışmasız gerçek kişilerin sevmeyi tanımlarken kullandığı örneklemelerin hemen hepsinin bir şekilde şahsın hayatına girmişliğiyle ilgili olmasıdır… Nitekim sevmek, gerçek anlamda bakıldığında örneklerle betimlenemeyecek kadar karmaşık; ansiklopedilere sığamayacak kadar da geniş bir tanıma sahip olduğundan kişiler tarafından emek ve özlem gibi genel yargılarla beslenmiş klişelerle anlatıldığında, o geniş anlamını yitiriveren, sığ bir eyleme dönüşmekteyken, toplum da bu tanımlamalara prim vermektedir. Bu yüzdendir ki, “seninle sevişmeyi seviyorum” ya da “oturduğun yerde öylece duruşunu ve bunu sana çaktırmadan izlemeyi ve hatta bazen benim varlığımı unutarak burnunu karıştırdığında ve hemen ardından varlığımı hatırladığın anlarda yüzüne oturuveren o anlamsız bakışını seviyorum” gibi samimi bir kaç söz söylediğinizde alacağınız tepki, kimi zaman sevdiğiniz gerçeğinin gözardı edilebilirliğine dahi yol açabilir. Bu yüzdendir ki sevginizi ıspatlamak istiyorsanız klişeleri kovalamalı, karşı tarafı da mutlu etme zorunluluğunu üzerinize almalı ve en önemlisi sevginizi dizginlemelisiniz.. Dünyanın her yerine konuşulmasına rağmen hiçbir yerde kursu olmayan bir dildir bı sevgi .Herkesin bildiği varsayılan bu dili gerçekten bilen cok azdır.

“Bir başkasının hayatını yaşamaktır” demiş Balzac…Çok düşündüm bu tarafını ve çok soru getirdi aklıma …Birini sevmek; seviyoruz yoksa onu sevmek istediğimiz insanmış gibi görüp aslında olmayan bir insanı mı seviyoruz…Sevmek denildiğinde onun varlığınımı seviyoruz yoksa onun sağladığı faydaları ,güveni , huzuru ve arkadaşlığını mı seviyoruz.Acaba sevmek bir alışkanlık mı?

Sevmek inanmaktır. Sevmek yaşamaktır. Sevdiğini kendisi gibi, kendisinden de çok duyumsamaktır. Sevmek sevdiği olmaktır. Sevmekte ikilikler kalkar, bir olmalara gidilir. İki ten, iki kalp, iki gönül yoktur sevgide. Tek bir kalp olunur, tek bir yürek olunur. Sevmek, sevdiğiyle kalbini paylaşmaktır ki tek kalp olunsun.

Sevgide son yoktur. Sevgiler hiç bir zaman son bulmazlar. Biten sevgiler yoktur, bitmiş gibi görünen sevgiler vardır. Vazgeçiş de yoktur sevgide, yaşandıkça yaşatılır sevilen.Kimi zaman sevgili için kimi zamansa sevginin bir gereği olarak saklanır bu aşklar. Vazgeçiş yoktur, vazgeçmiş gibi görünmek vardır o yüzden. Sevmekte istemek yoktur. Sevgilinin olduğu yerde son bulur istekler. Bir şey varsa istediğin, bu senin için değil, sevgili için istediğindir. Ondan onun adına istersin. Onu daha sonsuz sevebilmek için istersin. Sevme özgürlüğünü istersin, kabul edilmesini istersin. İstersin ama bir gün gelir bu istekler de son bulur.Kendinden istersin artık. Sevgiliyi daha çok sevmek istersin kendinden.Sonsuz kılmak istersin. Bu yolda sevgili olur mu, olmaz mı bunu sevgilinin isteği belirler. Sevmek sevgiliyi istememeyi öğrenmektir. Sevmek, sevgiliyi sevgili olmadan sevmektir. Sevmek; sevmek istemektir.

Sevmek, beklememektir. Beklentilerin son bulduğu bir duraktır o. Öyle ki tüm gerçekler, tüm dünya silinir gider. Ne ondan anlaşılmayı beklersin, ne onu anlamayı. Ne onun gelmesini beklersin, ne onun Leyla, Mecnun olmasını. Beklediğin bir şey yoktur sevmeyi becermek dışında.

Sevmek, gücenmemektir. Sevmek sevgililerin hiç bir sözüne üzülmemeyi öğrenmek demektir. Sevgilinin ölüm hançerine bile hayır dememektir sevmek. Onun vuruşuna onun tokadına alınmamaktır, sevgiliden gelen her hareketi ve her sözü kabullenmektir. İhanetlere, hainliklere bile üzülmemektir. Sevgiliden gelen öl emrine bile “ö l ü r ü m “diyebilmektir.
Sevgili için yaşamaktır. Onun eli, kolu, gözü, kalbi olmaktır. Ama artık onun bir şeyi olunmadığını bildiğin de bitmektir …Sevmek, vermektir. Sevmek sevdiği için almasını bilmektir. Almamaya yemin ederek vermektir. Ama almalarda kurtaracaksa sevgiliyi, almasını bilmektir sevmek!

Sevmek, tükenmektir. Sevmekten ölürken tekrar varolmaktır o sevgiden. Sevmek sevgilinin gel deyişine hayır demektir. Sevgilinin aşkıyla boğuşurken, yüzerken o aşk denizinde sevgilinin uzanan eline hayır demektir. Sevgilinin bakan gözüne bakmamaktır sevmek. Ağlayan gözlere şefkat ve tebessümle yanıt verebilmektir.

Sevmek, sevgili olmaktır. Sevgilinin yüzündeki gülücük olmaktır. Onu yaşama döndürecek bir damla su olmaktır. Sevmek sevgilinin limanı olmaktır. Sevmek sevdiğinin canı olmaktır. Onun ölümü isteyebileceği canı olmaktır.

Sevmek, yangın olmaktır. Yanmaktır, kor kor olmaktır. Dağ olmaktır, evren olmaktır. Her şey olmaktır, hiç olmaktır. Alev olup girmektir gönüllere,sevmek yürümektir gönüllerde.

Sevmek güvenmektir. Sevmek onaylanmaktır. Sevmek sevgiliye bir nefes gibi, bir ses gibi yakın olmaktır. Sevmek, çok ötelerde olsa bile, yaşamak ve yakın olmaktır sevgiliye.

Sevmek, sevgiliyi bir beyaz güvercin gibi avuçlarına alıp okşamak ve yüreğine bastırıp korumaktır. Ama sevgiliyi daha güzel ufuklar bekliyorsa onu salıvermektir. Onun, uçsuz bucaksız gökyüzünde kanat çırpışlarından sonsuz haz duymaktır. Onun kendisinden uzaklaşmasına üzülmek değil, gerçeğe uçmasına, hakikate yaklaşmasına sevinmektir…

“beni bırakıp nereye gidiyorsun” demek değil, “gittiğin yerlerde dualarımla seni koruyacağım” diyebilmektir.

“V a r m ı b ö y l e b i r ş e y ? ” d e m e y i n v a r i ş t e !!!

“sana verdiğim anlamları senmişsin gibi düşünme, aldanırsın.
sen o anlamlarda sadece bende varsın.
ben seviyorsam sen bahanemsin.”

 

kelebek-capaHerkesin bir hikâyesi var yaşamına ait, benim de uzun zamandır yazdığım ve oynadığım bir hikâyem vardı. Sevmeye dair, sevilmeye aç bir hayalim vardı, bu hayalin adı yoktu, bu hayal bir yer ise; gittiğim bir yer hiç değildi…Sadece sesini hatırlıyorum …

Sevilmek çizgiyi geçmek gibi bir şey olsa gerek, bir görünüp bir kaybolan sevgiler değildi anlattığım ;yoksa onlardan çok var zaman tünelinde. Sanki bir karar verme sürecindeyim yarını yaşamak veya yalanla yaşamak gibi bir şey… İçimde garip bir duygu dışımda sahte bir tebessüm.Sebebini ararken ,herkeste çılgınca bir hırs var, insanlar insanlıklarını yitirmişler , değerler yok olmuş nedenler ve niçinler bilinmeden…. Yok yok boşuna gözlerinizi yormayın beni okuyarak, bu sabah da kaçırdım güneşimi gözden, yıllardır ne yaptım, zaman nasıl o kadar hızlı geçmiş ben bile anlamadım. Biraz düşündüm, biraz kalemle yazdım, biraz okudum, oturdum…Evet ben bu sabah da günışığını kaçırdım. Telefonum sessiz modda yanıp sönerken, adı sonda olsa bahar penceremden hafif hafif ama tatlı bir esintiyle içeriye süzülürken ben ışığa dokunacak zamanı bulamadım. Ellerimi ısıtmak istercesine yanı başıma gelen sevgi ışığının kayboluşunu izledim. Sonra yerimden kalkıp koştum arkasından, dokunamadım, yetişemedim, geç kaldım. Geç kaldım günışığına, güne, hayata, birçok şeye geç kaldığım gibi…. Bir sabah daha böyle geçti, sabahın tatlı ışıltısında sevgiliye dokunamadan. Bir kuş gibi süzüldü geçti sevginin ışığı gözlerimin önünden, parmaklarımın arasından. Biliyorum hepsi benim suçum, geceye karanlık, örtüsünü örterken, gündüzler de benim üzerime bir hüzün örtüyor, burada bir hikâye biterken başka bir yerlerde yeni bir hikâye başlıyor. Yeni olan sadece yaşananlar yoksa yaşayanlar hep aynı yüzler, tanıdık simalar BEN  gibi SEN  gibi. Oysa bir çocuğun ki kadar masumdu  benim sevgim , benim hayalim, benim hikayem…

Yaşadığımı hatırlayabildiğım ilk günlerimi anımsıyorum, insan sevdiğini de anımsamalı hissetmeli, hissederek inanmalı ona .Sevgilinin varlığını hissedemezken inandım demek bazen kendimi kandırıyor gibi geliyor, çünkü ben gözlerin göremediği yollarda yürüyor gibiyim,.Sanki günler geçemiyor üzerimden, ben kaygısız bir çocuk gibi severken, yollar beni hiç yormazdı oysa …Şimdi yaşamak yoruyor beni.

Hayatımdan bişeyler eksiliyor gibi .Ama eksilenin sadece zaman olduğunu besbelli…Önüne geçemediğim tek şeyin  zaman olduğu…Zaman eksildikçe ben çoğalıyormuşum aslında…Evet ,dışarıdaki hayatla mücadelesinde sevgiyle yarışan yüreğim çoğalıyor hergün. Yaşamımın içerisinde paramparça bir şeyler var ,bir ses duyuyorum, uzak yerlerden gelen bir ses, işte o hikayemde ki  SES .Sanki bir enstrümantal çalıyor, beni heyecanladıran duygulandıran, hatta beni seven bir ses bu ama adını koyamıyorum bu sesin…İşte bu duygularla bir piyanonun tuşları oluyor harflerim, kimi zaman bir gitarın telleri oluyor bu sese karşılık verişim…

Konuşabilmenin, sevdiğin birisiyle konuşmak istediğim belkide ….En büyük ihtiyaç olduğu bugünlerimde bir şey, biri, bilmeden duygularımı hissetmeden bana dokunuyor ,beni alıyor sanki sonbaharımda… Belki birgün bendeki bu  özlemi  anlatmaya  yetmeyecek  bu harfler.  Beni kesmeyecek güneşin parlaklığı ,gözümü kör edecek….Yağmur damlaları bedenimi delecek. Biri, birşey buralardan, bu yaşamdan gitmemi isteyecek…Harflerim yorumlanamayacak bir daha buralarda ….Ama  kalbimin taş  duvarlarına  yazılan bu duygu yüklü harflerim hep var olacak.

Evet , bugünkü bahar sabahında , karşı pencerede ki meraklı bakışların sahibi o kadın, günün şu ilk saatlerinde bedenlerinde stres depolayan tüm insanlar beni zerre kadar ilgilendirmiyor artık. Masallardan alıp yüreğimde harflere çevirdiğim karak-terleri ,duyguları … ilk kez hiçbirşeyi gözümde büyütmüyorum.Aşkın ve de sahibi insanların kırılganlığının farkındayım ama kendi yüreğime kırılmıyorum artık..Benim ismimle özdeş bir kalbim var , taştan kalbim!!!

tastan-kalp
 
 1ba4811699afab6d55ccc82iv5  

 

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

“Ey unutuş! kapat artık pencereni,

Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;

Çıkmaz artık sular altından o dünya.

Bir duman yükselir gibidir kederden

Macerası çoktan bitmiş o şeylerden.

Amansız gecenle yayıl dört yanıma

Ey unutuş! kurtar bu gamlardan beni.”

(Ahmet Muhip Dıranas- Olvido’dan)

Maalesef insan, bir şeyleri unutmak istediğinde başarısızlığa mahkum oluyor; anılar canlanıyor beyninin kıvrımlarında. Bilinçli bir unutma yaşantısının hiç olamayacağı, bunun olanaksızlığı gerçeği, yoluma serildi okudukça bu şiiri .Günlerdir bir unutma , unutuş teleşındayım .Okuduğum yazılarda satırları işaretledim ‘Unutma , sakın unutma ” diyor içimden bir ses . Düşündüm,  sonra notlar aldım. Sayfalar arasındaki unutulmaz sözlerden biri şöyle: “ Bir şeyi hatırladığın anda diğer bütün şeyleri unutmuş olursun…Her şey aklındayken neyi anımsayacaksın?” Unutmak da anımsamak da insanın düşünce süreçleriyle ilgili gerçekler değil mi???

devamını oku »

 

347599_7813

Bir gece aniden uykunuz kaçar. Biraz hava almak için balkona çıkmak istersiniz,çıkarsınızda… yıldızları seyredersiniz…Ay ‘ a bakarsınız …Hatta seyrekte olsa evlerin yanan ışıklarına …Bazen bir kedi takılır gözünüze , çöpleri  eşelemekte :roll: Bazen o balkondan adımınızı atmayıda düşünebilirsiniz , gecenin  karanlığına ,sessizliğine karışmak istersiniz ..Kayar  birden eliniz ,balkon demirlerinden yerde buluverirsiniz kendinizi…İşte bu kadarcık küçük bir kazayla, bir daha yürüyememe tehlikesiyle karşı karşıya kalırsınız…Belki de ölür gidersiniz …

Dostlar merhaba demek istiyorum. Çünkü yazımı okuyan ve paylaşan herkes, yazın dostumdur. Öyle kabul ediyorum. Klavye Dostluğu adına ,günlük olarak yazamıyorum uzun süredir. Yukarıda ki yazımdan da anlamışsınızdır aslında insanın hayatında dibe vurduğu ve kurtulmak için çabalar sarf ettiği dönemler vardır. Ben de onu yaşıyorum. Ben yoksam, diğer gelişmelerin ne önemi var ki?
Bencilce belki, bu düşünce ama öyle düşünüyorum.
Ben yoksam, bize nasıl faydalı olabilirim ki?
Ben yoksam, sevdiklerime nasıl yararlı olabilirim ki?
Ben dipteysem, sevdiklerimin ve değer verdiklerimin hayatını nasıl kolaylaştırabilirim  ki?
Ve ben dipteysem, beni dostu olan gören kişi yanımda değilse, paylaşılanın ne anlamı vardır ki? Ve hangi söylenen gerçektir ki? Ya da hangi yapılan? Ya da kim gerçek dosttur?

Bensiz hayatın anlamı ne ki?

Hayat ben varsam devam ediyor. Bencilce ama böyle, çoookkk doğru …Ben yoksam hayat da yok. Ve ben hayatın umurunda değilim. Hayat, benim (bizim) umurumuzdaysa hissediyoruz. Yaşıyoruz. Acıları sevinçleri iliklerimize kadar. Yaşadığımız her acı bizi  yaralıyor. Başkasını değil. Yaşadığımız sevinçler bizi çoğaltıyor. Başkasını değil…
Ve biliyoruz ki, “acılar paylaşıldıkça azalıyor, mutluluklar ise paylaşıldıkça çoğalıyor.”
Ve hayat bize çoğaltıyorsa beni, hissediyor ve çoğalıyoruz. Yaşadıklarımız bizi çoğaltmıyorsa, hayat anlamını yitiriyor.
İşte onun içindir ki, geleceğe çoğalarak değerler bırakıyoruz. Kimilerimiz çocuklar, kimilerimiz eserler, kimilerimiz ise bir zaman sonra unutulacak anılar bırakıyoruz.
Ve çok az insana mal olan, tarihe unutulmaz isimler bırakıyoruz. Ne çocukların, ne anıların anlamı oluyor? Varsa yoksa bıraktığımız değerler oluyor geleceğe, unutulmamak adına….
Son iki yıldır yaşadığım tüm acılar ve sevinçler, umutsuzluklar ve umutlar…Geride bıraktığım hayatımın en anlamlı dersleri oldu bana….

Önemli olan  b i r i  n i   yitirmek

Hayatta en önem verdiğim birini  yitirdim…Ölmedi Allah ona uzun ömür versin …Ama ben öyle hissediyorum,yitirdim. O olmadıktan sonra hayat bana bir anlam ifade etmiyor. Ve biliyorum ki, yitirdiğim birine , arkadaşıma , dostuma dipte durarak yoldaşlık yapamam. Dipten çıkarsam, eski ben değil, geçmişten ders çıkarmış yeni ben olabilirsem hayatımı anlamlandıracağım ve yitirdiğim o birisiyle  yeniden yoldaşlık yapabileceğim.
İşte bunun içindir sevgili dostlar, yaşadıklarımızdan ders çıkarabiliyor ve hayatımızı – kendimizi-  değiştirebiliyorsak -bunun için adımlar atabiliyorsak- hayat anlamlı.
”Değiştim” demekle değişim olmuyor. Zaman gerekiyor… Zamanın bilgeliğine bırakmak gerekiyor kendini. Değişmek istediğinde, zamanın ruhu sana yoldaşlık yapıyor ve zaten yanında oluyor.

Hesapsız dostluklar kurmaktır, asıl olan…

Yitirilen dostlar, hayatlarına devam ediyorlar. Ve ben onları çok seviyorum. Hayatımın anlamı ve umudu olan dostlarıma selamlar gönderiyorum.
Eskiden olduğu gibi yeniden beraber olacağız. Geçmişten dersler çıkararak… Ama eski olan ben olarak değil.
Yeniden konuşacağız, hoş sohbetler yapacağız ve yeniden dostluklara merhaba diyeceğiz.
Nasıl ilişki yaşarsanız yaşayın. Yeter ki, dost olun. Hesapsız kitapsız. Çıkarsız, içten…
Ve dostunuz ise ‘dostum’ dediğiniz kişi, siz kötü durumda olduğunuzda, yanınızdaysa dosttur.
Ve siz ‘dostum’ diyorsanız dostunuza, o kötü durumda iken, kötü olduğunu hissettiğinizde hesapsız yanında iseniz dostsunuzdur.
İşte budur asıl gerçek olan. Onun yanında çıplak iseniz, arınmış iseniz dostsunuzdur, dostunuzdur.
Gerçek dostlukları kurabilenlere ve yaşanılan dostluklara ihanet etmeyenlere. Dostlarının yanında olurken hesapsız olanlara… Selamlar… Önlerinde saygıyla eğiliyorum.

Son söz: Hayatında gerçek dostlukları kuramayanlar, ne kadar fakirdirler. Dostluklarla, hayatını zenginleştirebilenler ne kadar zengindirler, aslında.
Ben yeni öğrendim bunu..Bu gerçeği  daha önce öğrenebilseydim.… Yine de hiçbir şey için geç değildir. Hayatın asıl gerçeğini öğreten dosta, hayatımı zenginleştiren ve yaşattığı her değer için teşekkür ediyorum.
Teşekkürler sevgili dost, teşekkürler… Öğrettiklerin için…
Ve hayatımın en büyük dersini verdiğin için…

Son Tavsiye:

Mükemmel bir itiraf oldu … Ben neyi mi  anlatmaya çalışıyorum ???: Hayatınıza bir dönüp bakın; “sorun” olarak benimsediğiniz şeylerin ne kadarı gerçekten “sorun” acaba? Bir tarafta yarı aç uykuya dalanlar, bir tarafta binlerce dolara Paris’teki “bilmem ne”  mağazasından aldığı kıyafetin aynısı başkasında da var diye sinir krizine girip bütün geceyi kendine rezil edenler… Hayattan beklentilerimiz arttıkça mutlu olduğumuz anların süresi kısalıyor. Halbuki bu kısacık hayatın tadını çıkartabilecek kadar sağlıklıysak kendimizi çok ama çok şanslı saymalıyız… İnsan olmayacak şeyleri kafaya taktıkça üzerinde negatif enerji biriktirir ve bu enerjiyi etrafına saçarak güzel olan şeylerin de bozulmasına sebep olur. Mutlu olmanın altın kuralı, beklentileri en ideal düzeyde tutarak insanı içten içe zehirleyen gereksiz hüsranlardan kurtulmaktır. Bu yazdıklarım binlerce yıl önce ünlü filozofların yazdıklarının günlük konuşma dilinde özetlenmiş hali. Bunları anlamak için kitap kurdu olmaya gerek yok, biraz kendi hayatınıza bakın yeter… -Filozof olsam kimse beni dinlemez diyen Hacer diyor ki:

“unutulmayı da göze alırım evet” “sen beni ne kadar üzersen üz hayat,gene de sana teşekkür ederim” diyebilmektir,asla unutmayacağınızın unutmasına bile aldırmayabilmektir,geçmişteki mutlu anları iyi duygularla anabilmektir….ama onları özlememektir,ne kadar belirsiz olsa da geçmişe sığınmak yerine ileriye bakmaktır.Çok az insanın yaşayabileceği kadar güzel şeyleri yaşayabildiği için…Çok az insanın hissedebileceği bir sevgiyle sevildiği için,yaşadıkları etrafını saran herkeste,herşeyde,heryerde bir anı bırakacak kadar içine işleyebildiği için tüm kavgalara,kötü sözlere,kötü sonlara,kendini paramparça hissetmelere rağmen minnettar olmaktır.kişinin gerçekten büyüdüğü andır hayata teşekkür ettiği an…

Hayat sana teşekkür ederim;

Hayat Sana Tesekkur Ederim - 12

sezen aksu‘nun deliveren albümünden bir şarkı:”oyuncak bebekleri sevmedim çok evcilik oynamayı
alkışı sevdim bıçak sırtlarında dolaşmayı
tehlikeli sularda seyredip pupa yelken
geçici emniyetlere ulaşmayı
kadınları erkekleri romanları
hele başkaldıranları

acılarım oldu herkes gibi elbet
herkese kısmet olmayan sevinçlerim
unutulmayı da göze aldım evet
hayat sana teşekkür ederim”

Bu gerçekten son sözüm madem ben bugün doğdum

HAYAT SENİ SEVİYORUM… HAYATIMDAKİ HERKEZİ VE HERŞEYİ SEVİYORUM!!!