Üye değilmisin? Üye ol | Şifrenimi unuttun?
Paneli kapat

27

Mar

2009

ben hala o kelebeklerin peşindeyim

By Klavye. bulunduğu kaegori Kategorilenmemiş | 1 Yorum »

47tucmuusedac8za9.gif

İçinizi kemirip duran bir kurt vardır zaman zaman size hep bir şeyler söyler durur. Beyniniz karıncalanır, kafanız dumanlanır, içiniz burkulur. Hatta acır…Acaba acaba acaba
Acaba sevdiklerim beni sevmiyor mu? Acaba hakkımda kimler ne düşünüyor?
Acaba sevdiklerim şimdi nerde, ne yapıyor? Acaba yokluğumda iş ortağım beni kazıklıyor mu? Acaba kimler dedikodumu yapıyor ya da kimler kulağımı çınlatıyor…Sevdiğiniz ve birlikte yaşadığınız insanlara, eşinize dostunuza akrabalarınıza dünyayı dar getirmenize sebep olan bu kurt, aslında gözlerinizi kör, yüreğinizi sarhoş eden güzel bir kelebektir.Evet yanlış duymadınız … Sizi sevdalara salan, kanat çırptığında gözlerinizi kamaştıran güzellikteki her kelebek aslında bir zamanlar kurtçuktur. Siz bunu bilirsiniz zaten, hani ona ‘tığ tığ’ -tırtıl- der, görünümündeki rahatsız ediciliği biraz sevimlileştirmeye çalışırsınız. “agu gugu böcü böcü küçücük minicik kurtçuk”

Oysa bin bir emekle kelebek olduğunda seyretmeye doyamazsınız. Kanatları narindir. Rüzgârlara dayanamaz, fırtınalarda ölür. Şu koca dünyada kelebeğin ömrü zaten bir kaç güncük der, o yüzden onu önemsersiniz, özen gösterirsiniz korumak, incitmemek için. Bir çiçekle yan yana geldiğinde; birbirine bu kadar yakışan bir başka ikili düşünemezsiniz. Hayranım şu kelebeklere ya Gökyüzünde uçuşan çiçeklere benzerler. Rengârenk, kıpır kıpır… Bir kelebeğin peşine takılırım. Rengini, biçimini, uçuşunu incelerken bir de bakmışım ki saatler geçip gitmiş. Her kelebekte yeni bir renk, yeni bir şekil, yeni bir bilgi keşfederim. Kelebeklerin fotoğrafını çekmek de çok zevklidir. Kuşların aksine, yaklaştığımızda hemen kaçmazlar onlar.Birde çiçeğin üzerine konmuş bir kelebeği hemen fark etmek zordur. Doğanın renkleri arasında kendilerini saklarlar. Ama hava sıcak ve güneşliyse yerlerinde pek durmazlar.

Oysa kelebek kısacık ömründe sonsuzluğu yakalamak adına kelebektir, kurtçuktur ve yine kelebektir. Her gün yenilenen, yenilenen, tükenmeyendir. Kayboldu sandığınız anda aniden karşınıza çıkıverendir. yaşam döngüleri çok ilginçtir. Hep bir günle sınırlı olduğunu duyarız ömürlerinin. Oysa bir kelebeğin özelliği diğerini tutmaz. Kimi kelebek bir gün yaşarken, kimisi aylarca yaşayabilir. Üstelik bu sadece yaşamının kelebek evresindeki yaşı. Oysa bir kelebek, önce yumurtadan tırtıl olarak çıkıyor. “Yaşamanın tadı yapraklarda gizlidir” diyor ve doymak bilmeksizin yaprakları kemiriyor. O kadar çok yiyip şişiyor ki artık bir dal ya da taşa tutunup pupa evresine geçiyor ve kendini dinlenmeye bırakıyor. Bu evrede kabuğun içinde kelebeğin yapısı oluşuyor ve kelebek kabuğu yırtıp çıkıyor. Birkaç saat içinde de uçuyor.

Bir varmış, bir yokmuş masalının bence asıl öznesi olan kelebekler, aslında pek çokmuş oluverirler mevsim bahar olunca. İçinize sevinç ve heyecan, mutluluk aşılarlar. Yaşama sevincinizi perçinlerler.İçimiz kıpır yaşam sevinciyle dolar..

Ama bir başka kelebek vardır ki, ona çok dikkat etmeniz gerekir.Güve! Güve de kelebekler familyasından bir kurtçuktur işte.Asıl içimize düşen kurt, belki de yüreğinizde kanat çırpan bir güvenin kelebek maskeli halidir.Güve, olur olmaz yerlerden çıkıveren, aniden bir elbisenizden, bazen yüreğinizden kalkıp havalanıveren biraz deli dolu bir kelebektir.Güve kelebeklerin aksine ani hareketler yapar. Şaşırtıcı davranır. Yünlülerin yanında tüm hayvan tüy ve kıllarını içeren giysi ve örtülere zarar verir.Hatta sizin en kıymetli eşyalarınıza …İnsanın yüreğine verdiği zararı bugüne kadar kimsenin tespit edememiş olması kanımca onun kelebek görüntüsünün masumiyetindedir. Şimdi bu devirde yapma ya güvemi olur diyenlerinizi duyar gibi oldum .Oysa yüreğinizi canlı tutmak adına ona karşı naftalinlemezseniz, güve bir kelebek olana kadar içinizi yer bitirir. Hayatınızın geri kalanını onun açtığı birkaç delik ile paramparça olmuş bir yürekle yaşamak zorunda kalırsınız.

Hadi canım küçük bir kelebek mi bunu yapacak diyenlerinizi de duyuyorum ama sakın onu hafife almayın.O ki Ebu Cehil’lerin anlaşmasını bitirmiş bir canlıdır.Kâbe’nin duvarında aylarca Müslümanlara karşı yazılı duran bir anlaşmayı bir gecede didik didik edip bitirivermiştir. Sizin mi hakkınızdan gelemeyecek yani ? Yarın kaygısıyla saklayıp havalandırmayı ihmal ettiğiniz gıdalarınızın ve bitkilerinizin düşmanıdır aslında güve. Üstelik siz ona karşı kelebektir diye sınırsız bir hoşgörü ile davranırsanız yandınız demektir.

Gerçi asildir de kendileri . Naftalini koydunuz mu, istenmediğim yerde durmam der, çeker gider. Onun gözüne hoş görünmeli, burnuna mis kokmalısınız. Çekici bir kelebek olduğu kadar, seçicidir de yani.

En azılı kelebek düşmanlarından Yarasalar bile güveyi kolay kolay avlayamaz. Yüce Tanrı ona gizli yarasa çığlıklarını hissedip duyabilme ve ani pikelerle şaşırtıcı hareketler yapıp kaçabilme gücü vermiştir. Öyle ki, güveler peşine bir yarasa düştüğünde yarasanın radar sinyallerinin tam tersi yönde hareket ederek onun görüşünü etkisiz hale getirir.

Mevsim yaza dönüyor.Yüreğinizi ve bedeninizi sıcacık tutan yünlü elbiselerinizi yerleştireceksiniz dolaplarınıza , bavullarınıza …Baharın sarhoşluğuna, yazın sıcaklığına aldanıp, kalın naftalin duvarlar örmemişseniz yüreğinizin örtülerine sizi acı bir sürpriz bekliyor.Gelecek kış üşüyeceksiniz. İçiniz titreyecek. Daha derin sızlayacak yüreğiniz.
Ne mi olmuş?Kelebeğin güzelliğine kapılıp gittiğiniz yaz sarhoşluğunda, vaktiyle içinize atılan kurtçukların, büyüyüp güvelendiğini görememişsiniz.
Yüreğiniz delik deşik…
Geçmiş olsun !!!

DancingLady.jpg

Dipnot: Güve ile Güven aynı harflerden oluşan ilginç iki kelime. Birine güvenirsiniz yüreğinizi deler geçer, güvelenirsiniz . Güvenmezsiniz bir köşede güvelenirsiniz. Ne ilginç bir zıtlık…

 

26

Şub

2009

rüya bitti

By Klavye. bulunduğu kaegori Kategorilenmemiş | yorum yok, ilk Yorumu sen yap »

 

GERÇEKTEN ÜZGÜNÜM

 

Rüyaların sonu yoktu hayatı koluma takıp yürümem gerekiyordu,Şimdi bundan önce bozduğum düzenimi teker teker ele alıp onarma sırasıydı,kolları sıvayıp başladım… Dalgaların senfonisiyle süslüyorum hayatı ve öyküleri,deniz yıldızı takıyorum gün batımlarına…..Her kalemin ucuna düşen harf sendin… Her dilimin ucuna gelen kelime sendin… Ben her yazdığım kelimede seni büyüttüm, ben her kurduğum cümlede seni büyüttüm… Sen bilmedin, ben söyleyemedim…Bahar sen varsan gelirdi, yaz sen varsan güzeldi… Her gelişin bahar, her dokunuşun yazdı bana… Ben her bahar hüzün kaplar, her yaz yaşlar akıtırdım yokluğunda… Ben her baharı sen diye bekledim, ben her yazı sen diye geçirdim… Bütün güzelliklerini sana büyütüm… Sen bilmedin, ben söyleyemedim…En ateşlisi sanaydı aşkın… En güzeli, belkide en büyüğü sanaydı… Gizli gizli yanardı yüreğimde… Aşkım büyüktü, ateşi büyüktü, giz’i hepsinden büyüktü… Gösteremedim…

 Nasıl beni yakıp, erittiğini bilemedin… Oysa sen buz gibiydin… Yine de gelmedin… Nasıl bir yürek büyüttüm sana gizli gizli… Sen bilmedin, ben söyleyemedim…her ne kadar inkar etsem de seni sevdiğim kadar sevemiyorum başkasını..hala içim gidiyor sesini duyduğumda..zaman zaman rüyalarıma giriyorsun eski günleri heybene koyup..ama gelme artık rüyalarıma sevme arttık yüreğimi..çünkü ben çoktan vazgeçtim senden,yüreğinden.Sokakta gördüklerimi filmdeki aktörleri sen sandım bir süre,Kin büyütmedim kalbimde söz vermiştim sana diye, Kitaplarını okudum kelebeklere dokunmadım, Öğrendiğim çicek adlarına yenilerini ekledim, En çok fesleğeni, çoban heybesini, aksam sefasını sevdim. Seni beklerken çok sey öğrendim, Yolunu gözlediğim, sevdiğim ilk kişi Nasılsa bulacaktır seni diye her görüşümde aynı sesle seslendim;Yalnızmış sancıları geldiğinde; çok korkmuş ya başaramazsa diye.Balkona çıkmış insanları seyretmiş başka kadınlarda çekti bu sancıyı diyerek
ve başka insanların acılarından güç alarak doğuma girmiş.Doğduğumda yaptığı ilk şey saate bakmak olmuş.Saat öğlen oniki’ye on varmış. İşte böyle demiştim kendi kendime; buraya kadarmış.Sonra çilekli pastayı, çaldığım vişneleri, limonlu dondurmayı ne çok sevdiğimi düşündüm.Saclarımı uzatacaktım, para biriktirip yollara çıkacaktım ve bir daha hiç yirmi üç yaşında olmayacaktım.Dedim ya.Bu ikimizin hikayesi…
Islandımız bütün yağmurları, dudak kanatan kalpli sızı aşklarımızı, Bizi buluşturan kaldırımları, İşte bütün bunları bütün bunları yazıyorum. Ben unutmadım diye Hatırlıyormusun sonunu değiştirmediğimiz filmleri Hayatın gerceğidir sandığımız kabullenilmiş yenikliği Bir ağızdan söylediğimiz en kahraman cenkliği,Büyürken vazgectiklerimizi yada vazgeçittirdikleri seyleri,
Gittikçe açılıp güzelleşen gözlerimi pek boyamıorum.Beğenmeyen almasın ben kendimi seviyorum deyiveriyorum.bakma öyle..Ukalalıktan kaldım aşktan kurulla geçiyorum:) muyum..
Kırıtmıyorum sadece gülümsüyorum ne de olsa tek gamzem var benim biliyormusun?:kafa karışıklığı, üzüntü varken.. Bişilere alışmaya çalışmak için çaba gösterirken başka bir kafa karışıklığına yer yoktu düşüncelerimde. Sonra attığı mesajlar üzerine cevap verdim bende. Seni üzmek istemiyorum, şuan bunu yapmam doğru olmaz hem senin, hemde benim için diye. Öyle tanıdık geldi ki bu söz. Demek ki hazır olmayan herkes kullanabiliyormuş başkasına. Öyleymiş cidden. Hazır diilim evet içimdekileri söküp atmadan böyle birşeye. Çivi çiviyi sökmez çünkü biliyorum. Geri dönüşü olmayan şeyler belki kafamı meşgul edenler ama yine de başka bir ilişki için henüz çoook erken. Belki şuan o arkadaşım kırıldı bu duruma ama asıl olumlu cevap verseydim kırılcaktı çok iyi biliyorum.
Blogumu baştan sona okuduğunu ve yazılarımda bazen üzüldüğünü söledi. Bunu da okursa eğer GERÇEKTEN ÜZGÜNÜM!!! Keşke her insan istediği şeyleri yaşayabilse ama olmuyor işte. Kimse kırılmasa ama mümkün değil. Beni üzen Bazen insanın geçmişinde yaptığı hatalar, geleceğini birebir etkileyebiliyor onu gördüm. Yaşamak istediği şeyleri yaşamasını engelleyip, hep geçmişte takılı kalmasına neden olabiliyor. Niye böyle? Neden hayatta yapılan hatalar o zamanlarda kalmıyor. Niye yaşadığımız anılar hep biryerlerde karşımıza çıkıyor??Ne kadar yas varsa ben tutuyorum; dudağımın ucunda bütün küfürler, neleri yuttum bunu da yutuyorum!! Eller bahar, bayram, düğün, şenlik! Benimse;
Belki yeniden gelir aşk şehrime! Elim havada arkandan gidişini izlerken, yağmurlar yağıyordu gamzelerime. Hani o en çok sevdiğin yerim, en çok gülünce çıkan, bir tek sen varken gülen. Bağrımı döve döve, kafama vura vura, saçımı yola yola özlüyorum ben seni. Kim zaptedebilir çığlıklarımı, kim dur diyebilir acılarıma, kim gösterebilir, kim ne kadar inandırabilir şimdi, ölümün bir yokluk olmadığına… Anlatmasın o kitaplar boşu boşuna. Benim sancımsa sol yanımda harlanan, yüreğimi de gömdülürse onunla; üstüm al açık üryan, çırılçıplak kaldıysam, kim inandırabilir güneş batı’dan doğunca kavuşacağımıza.
Biliyorum, artık sen değil ama;Yağan yağmurlarla gelen sonbaharda , daracık bir patika yolunda yürür bulurum kendimi.. Ağaçlar yapraksız kalmış yine, sensiz ben gibi.. Üzerine basmaya kıyamadığım sarı, kırmızı yaprakların sesleri, alır götürür geçmiş zamanlara beni… Yeşile bürünmüş dallar, Alnina kondurduğum buseler, heyecanla elime tutuşturduğum gül goncaları gelir aklıma… Düşen bir dal parçasıyla boğazımda düğümlenir tarifsiz duygular ve gözlerimde birikir yaşlar , Yüreğime yeniden yağmurlar yağar…Yağmur yağdı geçen gece, ben yine kaçırdım seni yerlere bezeyen damlaların dansını. Çıplak ayakla dolaşacaktım o ıslak çakılların üzerinde. Bunun keyfi bir başka olacaktı , heryerde sen…Gökyüzünden düşen ve yerde yeşeren sen…Özenli olacaktım o yağmurda, kırmayacak ve kırılmayacaktım. Yalnız olmaya inat senle yaşayacaktım aşkta ve savaşta. DERKEN… gece yarısı sen belirdin yanımda. Yağmur kokun sardı tüm benliğimi, sen doluverdin içime. Sanki o bırakıp giden sen değildin, gözlerin yine alevdi, tadın yine şarap…Yeni güne yeni hayata doğru adımlarımı sıralamaya başladım.Gün okadar güzeldi ki baharın güzelliğininde insanın sarhoş olmaması mümkün değil. Dalga sesleri eşsiz bir senfoni gibiydi kulaklarımda……
Birlikte dans edebilirmiydik acaba ? Sohbeti de kendisi de çok duruydu sanki hayat ona hiç elini sürmemiş gibi acıtmamış gibi. Evet yeni hayat penceresi bu kadın olabilirmiydi bu kadar kederden sonra? Beklediğim kadın geldi tüm gece onu seyredebilecek ve duyabilecektim ama o a herşey onun büyüsüyle durdu sanki zamanla beraber. O güzel saatlerin tadını çıkarmalıyım dedim ve kendimi onun büyüsüne bıraktım….Sonunda bu gece de bitti yatak odama döndüm, penceremi yine açık bıraktım gecenin ve sabahın sürprizleri için. bütün gün dolandım sahilde bekledim ama gelmedi daha sonraki günlerde de , anladım ki rüyaymış…
 

17

Şub

2009

beni yanlış anladın

By Klavye. bulunduğu kaegori Kategorilenmemiş | yorum yok, ilk Yorumu sen yap »

İki kere iki dört eder.Bu cümlenin doğruluğu yanlışlığı tartışılabilir mi? Aralık,ocak ve şubat ayları kış mevsimine aittir.Bu cümlenin doğruluğu yanlışlığı tartışılabilir mi ?
Yukarıda yazılı olan cümlelerin doğruluğu ve yanlışlığı tartışılmaz. Ancak bazı cümleleri doğru ya da yanlış olarak anlayabilirsiniz ? İşinize gelen içinde çıkarlarınız olan cümleleri mi ? İçinde doğrular olduğu halde işinize gelmeyen içinde çıkarlarınızın olmadığına inandığınız cümlelerimi ? Bu tür cümleler bana göre hayalet cümlelerdir.Gerçeği gör(e)memekten-görmek istememekten ya da tamamen farklı düşünmekten,bambaşka bir bakış açısına, hayat tecrübesine sahip olmaktan kaynaklı bir saçmalık yumağı yanlış anlamak, arkadaşlarla, aileyle, sevgiliyle, eşinizle , patronunuzla… hepsiyle evet herkesle bu şey yüzünden zırvalayabilirsiniz, hayatınız kayabilir. Hiç anlamamaktan daha kötüdür bu meret … O nedenle hiç anlamayı yeğlerim bazı anlar da…
Göz görse bile görmemezlikten gelir….Birisine her şeyi yanlış anlıyorsun diye bir cümle kurduğunuzda her şeyi doğru anlatamamış olabilirim sorusunu hiç kendinize sordunuz mu ? Her şeyi yanlış anlıyorsun cümlesini kurduğunuz insanın cümlelerini doğru anladığınızın garantisi var mı ? Bu hayat içinde insanoğlunun hatasız olmadığını iddia edebilir misiniz ? Hayatımda hiç hata yapmadım. Bu cümleyi her yerde yazıp herkese söyleyebilir misiniz ?
Her şeyi yanlış anlayan bir insanın neden her şeyi yanlış anladığı konusunda sizin elinizde tartışılması bile söz konusu olmayacak mutlak doğrularınız nelerdir ? Öyle ya elinizde mutlak doğrularınız olacak ve siz sıfır hata ile yaşayan bir insan olacaksınız ki karşınızdaki her şeyi yanlış anlayıp duracak.Her şeyi yanlış anlayan bir insanın doğrularını hep yanlış olarak algılamış olamamız mısınız ? Bu hayat içinde bir çok cümleler vardır.Her dilde bazı kelimeler vardır ki lastik gibidir nereye çekersen oraya gider.Türkçemiz buna çok güzel örnektir.Yani nasıl anlamak istiyorsanız öyle anlarsınız.Nasıl anlamak isteğinizde içinizdeki niyete bağlıdır.İçinizdeki niyet hangi şekilde ise kelimelerde cümlelerde o şekile bürünür.Tıpkı elinizi boya kabına sokup yüzünüze sürmeniz gibi birşey bu …Her şeyi yanlış anlayan insanların her şeyi yanlış anlamamaları için kendinizinde her şeyi yanlış anlatmamanız gerekir. Kendimizi anlayabildiğimiz ölçüde başkalarını anlayabiliriz ve kendimizi net bir sekilde anlatabiliriz. Sadece anladığımız bir seye ‘anlam’ verebiliriz, anlamadığımız bir seyin boşluğunu ise anladığımız birşeylerle doldurmaya çalışırız…Yanlış anlaşılmalar işte böyle ortaya çıkar, tabii ki sorunlar da…BAKINIZ bunları iyi okuyunuz ;
Her şeyi yanlış anlayan insan yoktur =Her şeyinizi onaylamasını istediğiniz insan vardır.
Her şeyi yanlış anlayan insan yoktur =İşinize gelmeyecek olan şeyleri söylemesini istemediğiniz insan vardır.
Her şeyi yanlış anlayan insan yoktur =Kendi hayal dünyanızda yaratmak istediğiniz insan vardır.
Her şeyi yanlış anlayan insan yoktur =Doğrularını görmek istemediğiniz insan vardır.
Her şeyi yanlış anlayan insan yoktur =Adil olmadığınızı söylememesini istediğiniz insan vardır.
Her şeyi yanlış anlayan insan yoktur =Size hatalarınızı göstermesini istemediğiniz insan vardır.
Her şeyi yanlış anlayan insan yoktur =Yanlışlarınızı size göstermemesini istediğiniz insan vardır.
Her şeyi yanlış anlayan insan yoktur =Her şeyi yanlış anlamasını istediğiniz insan vardır.

Her şeyi yanlış anlayan insanlar olduğunu düşündüğünüz an kendinizi bulunmaz hint kumaşı zannedersiniz.Bulunmaz hint kumaşlarınında bulunmadıklarından dolayı var olmadığını anlarsınız.
Yanlış anlama
Ne senin gönlünü eğlendirecek kadar cömertim,
Ne de gönlümü eğlendirtecek kadar sefil.
Bende kalmadı benden hiç birşey,
Savurdu hepsini hırçın sonbaharlar.
Seni kandıracak ne bir sahte meyve,
Ne de bir yaprak var.
Gördüğün gibi çıplak bir ağacım
İçimde ise kurt var.

Ali Duran Aygın a20d0746b91c.gif

Unutmayın o kurtlar bir gün güzel bir kelebeğe dönüşecek…İçimizde ki kurtların kelebeğe dönüşmesini diliyorum…

 

8

Şub

2009

mutluluk

By Klavye. bulunduğu kaegori Kategorilenmemiş | 1 Yorum »

Mutluluk, insanın yaşadığı andan haz duyması, geçmişte haz duyduğu bir yaşantıyı anımsaması ya da gelecekte haz duyacağı bir yaşantıyı ümit etmesidir. Mutluluk iyi yaşamalarla doğru orantılıdır. İyi olma, iyi yaşama durumuna kavuşmak kimine göre bireysel, kimine göre dinsel, kimine göre toplumsal yaşayışla, olur. Kimi alabildiğine özgürlüğü, kimi ilke ve kurallara sıkı sıkıya bağlılığı iyi olma ve yaşamanın tek çıkar yolu olarak kabul eder. Doğrunun, güzelin, iyinin aranması, elde edilmesi de insanda mutluluk oluşturur. Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor.
Sanıyoruz ki çok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız. Hadi maddeciliği bir kenara bırakalım; niye herkes aşktan şikayetçi??Çevremizde kaç kişinin aşk hayatı iyi gidiyor? Eminim parmakla sayılacak kadar azdır. Ve eminim hiç kimse yanlışın nerede olduğunu da bulamıyordur. Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının önemine inanırım. Hatta insanların eş ruhlarının olduğuna bile inanırım. Ama ruhları olmayan bedenler birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki? Evet, önce göz görür fakat ancak ruh sever. Ayrıca ruhumuz olmadan eş ruhumuzu bulmak gibi bir şansımız olmadığına da eminim… İşte bu yüzden içimiz de sürekli bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz hepimiz, işte bu yüzden sürekli duvarlara çarpıp çarpıp kendimizi kanatıyoruz ve işte bu yüzden mutluluğu bir türlü yakalayamıyoruz…
Gerçekte hız çağında yaşıyoruz. Her şey o kadar hızlı geçiyor ki, ne işe, ne arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne kendimize yeterince vaktimiz kalmıyor. Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz. Bu yüzden bütün ilişkiler yarım yamalak, bütün sevgiler bölük pörçük. Sevmeye bile vaktimiz yok bizim. Oysa teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyoruz dimi. Ne çamaşır yıkıyoruz ne de bulaşık, çayımızı kahvemizi makineler yapıyor. İşlerimizi bir telefon, bir faksla hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanın bir ucuna taşıyor. Hatta artık gitmeye bile gerek yok, internetle dünya elimizin altında. Ama yine de vaktimiz yok işte!!!Bence doğanın kara bir laneti. Biz ondan uzaklaştıkça, o da bizden bütün zamanları çalıyor. Milan Kundera “yavaşlık” adlı kitabında; “yavaşlık hep aldatır,hızlılık ise unutturur” diyor. Telefon hızlılık mesela, konuşulanları, söylenenleri unutturur. Mektupsa yavaşlık, hep vardır ve hep hatırlatır. Ama kim kime mektup yazıyor ki .Ya mektup almayı çok özledim.Üniversite yıllarında arkadaşlarımın mektupları kırmızı bir çikolata kutusunda durur , zaman zaman mektup almayı özledikçe onları okurum…Evet nerde kalmıştık?? freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiç anlamı yok. Ayağımızı gazdan yavaş yavaş çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini bekleyelim artık. Aceleye ne gerek var?
Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da yavaş…
Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, başarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda…
hep mutlu olmanız dileğimle

 

22

Ara

2008

hayatın acıması yok

By Klavye. bulunduğu kaegori Kategorilenmemiş | yorum yok, ilk Yorumu sen yap »

 Hayatın hiç acıması yok bazı yaralara karşı, kapanmasına asla izin vermiyor onların…

Sen ne kadar çabalarsan çabala, sana izin verdiği kadar güçlü olabiliyorsun yaşamın ve onun izin verdiği kadarı diniyor acılarının… Aslında hiç unutmadığını ve gerçekte hiç de o kadar güçlü olmadığını yüzüne vurduğunda hayat, sen çoktan acılarınla yeniden başbaşasındır… İşte o yara yeniden açılmıştır, yeniden kanıyordur. Üstelik o kan istemesen de hayatına bulaşmaya başlamıştır yeniden… Unutmak diye bir şey yok… İnsan hiçbir şeyi unutmuyor… Büyük bir maharetle geçmişe gömdüğünü sandığı şeyleri hayat bir anda çıkarıp önüne koyuyor…Yüzleşmek imkansız acımla, ayrılıkla ve seninle… Yüzleşmek imkansız sana olan benzerliğimle .. Ne olur karşıma çıkma… Ne olur çıkma karşıma bir daha…

Artık hayatımdan çıksan diyorum

Bu ikili delilik sona erse
İkimiz için de en hayırlısını diliyorum

Hiç olmamış gibi davranabilmeyi
Bu yok ediciliği anlayabilmeyi
Bir bilsen ne kadar yürekten istiyorum

Lütfen
Görmeyeyim seni
Bir yerlerde karşıma çıkma
Konuşmayalım, bakışmayalım
Ne olursun

 …..Baştan evet daha en baştan biliyordum bir gün itilip unutulan ne varsa beni onlara katacağını..Kavgam,mücadelem seni anlık yaşatmak içindi..Hiçbir şey için bana söz vermen gerekmedi…….Adı üstündeydi işte..Karşılıksızdı..Gerçek değildi..Varlığını oluşturan hiçbir zerre beni anlamadı..Belki de anladı da ya ben sana fazla geldim yada sende bir şeyler eksik kaldı…….Biliyor musun?Her elimi uzattığımda boşluktu tuttuğum..Her dokunmak isteyişimde hiçbir şeydi bulduğum..Her yemin edişimde bozmak oldu sonum..Savruldum..Ettiğim dualar kadar yoktun..Her sana bakışımda gözlerin öyle derin uçurumlara attı ki beni düşüp ölmekten değil her düştüğümde ölememekten yoruldum..Hiç isyan etmedim kadere..Hiç kimseyi sorumlu tutmadım..Hiç beddua etmedim sana ve hiç lanet okumadım ..Hiç ağlamadım ardından bakarken..Hiç uykularım bölünmedi..Yaşamaya hiç ara vermedim ve hiçbir vakit düşünmedim ölümü..Yaşamalı ve yaşadıkça seni …Çünkü biliyordum..Sen benimle birlikte gelmeyecektin mezara..Öteki dünyada kavuşamayacaktık..Burada benimle değilsen beni orada da bulamayacaktın..İki dünyada da yokluğunu çekmek fazlaydı bu küçük gönlüme…………Ben böyleyim işte..Böyle anlık yaşattım seni..Söylesene kim büyüttü seni böyle gönlünde körü körüne..Bu kadar beklentisiz..Bir varlığı seviyor olmak kolaydı her zaman..Bense yokluğunu sevdim senin..Kolay olan varlığını değil,zor olan yokluğunu sevdim..Dönmen için değil..Hiç dönmeyeceğini bilerek…Sevmen için değil,hiç sevmeyeceğini bilerek,koskocaman bir sensizliği içimdeki her bir hücreye itinayla yerleştirerek,gittiğin yollara mutluluk duaları serperek beklemeden ağlamadan dönmen için yalvarmadan,ölmeden,yaşaya yaşaya ve acımı sindirerek yaşattım …..  

…….Dönme sakın!