Üye değilmisin? Üye ol | Şifrenimi unuttun?
Paneli kapat

26

May

2009

anlam masalı

By Klavye. bulunduğu kaegori ALINTI, Y a z a r l a r | yorum yok, ilk Yorumu sen yap »

52785218mw51Yazı bakıyor bana. Ben de ona. Soruyor:”Anlamım ne?” İçini yazanın anlamı. Kendini kazanın anlamı. Hayatını yazıya vuranın anlamı. Yazıyla kendini saranın anlamı. Yazıyla kapı açanın, göz açanın, ötenin eşiğinde duranın anlamı. Öteye gitmiş gelmişin anlamı. Kıyısında ömrümün soruyorum yazıya:”Anlamın ne?” “Hiçliğe salınmış çıkrığım ben” dedi yazı. “Ben de” dedim.

Böcek bakıyor bana. Ben de ona. Soruyor:”Anlamım ne?” Cânın evrene vuruşunun anlamı. Yeryüzünün göğe kendini açışının anlamı. Uçmanın, karanlığın, maddenin kalp atışının anlamı. Ölümü dirime katmanın anlamı. Yeryüzünün zenginliğinin anlamı. Önünde saygıyla eğildiğim varlık olmanın anlamı. Kendimden çıkıp, uçuşarak soruyorum böceğe: Anlamın ne?

devamını oku »

 

Çok geç kalmış bir paylaşımı sunmak istiyorum size okuyucularım.Evet Uçan Martının bloğunu gezdikten sonra ,kendi sitemde yayınlayacağım diye iznide aldım kendilerinden .Ancak benim klavye tuşları çalışmam henüz bitmediğinden yayınlamak istemedim.Bu hikaye evet gerçek bir dostluk hikayesi…Hayran kaldım bu dostluğa , hatta arkadaşlarımada önerdim bloğu ve sanalda bunları başaranlarda var dedim.Dileğim klavye tuşlarınızın tıkırtısı hiç bitmesin ve her tuş yüreğinize böyle dostluklar kazandırsın ve bu ortamdaki herkese örnek olsun bu durum.Ve insanlar artık bu ortamın fikir ve yürek paylaşımı olduğunu unutmasın …güzellikler adına insani duyguları yayalım bu yalan -sanal- dünyaya ve bizi ele geçiremesin asla…

Herşey 32 yaşımda, 32 harfli Q klavye ile başladı.
Bundan tam 124 gün önce.
Bir blog açtım. Adını; “Uçan Martı” koydum.

İsmimi :)den olarak yazdım. “Hakkımda” kısmını boş bıraktım. Her gün değişir ve yenilenirken bir bilemedin iki paragrafta özetleyemedim kendimi. Okur, kendi doldurmalıydı boşluğumu. Beni yazdım Uçan Martı’ya. Derin derin nefesler alarak, her anına şükrettiğim yaşamımı…

Gözümden objektifime yansıyan hayatın izdüşümlerini de ekledim üstüne, sos niyetine… yaşama bir de benim açımdan bakın diye…

devamını oku »

 

27

Nis

2009

Güneş taşıyan Yıldızlar

By Klavye. bulunduğu kaegori ALINTI | yorum yok, ilk Yorumu sen yap »

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Şehrimizden bir kervan geçer
Sıraya dizilmiş yıldızlar
Bir güneşi taşırlar
Yanında nurani varlıklar
Işığa boğulur ve kaybolur…

 

Ey melek taşıyan güzel kervan
Eylen hele, şehri aşk sarsın
Dizlerimde kalmadı derman
Tenime bir nur uzansın
Yağsın inciler ve dursun zaman.

Şehrimizden geçen kervanın en güzel kızı
Yüklü develer kaybolurken ufukta
Titremeler sardı beni ve ince bir sızı
Kokun kaldı ardında
Karanlık geceler ve aşk yıldızı.

Gideceğin şehirlere götür beni
Senin için destanlar yazarım
Harfleri yakuttan ve gizemli
Gülüşünü çöllerde arar meleklere sorarım
Ruhum ıssız gözlerim nemli.

Ey bilinmez diyarlara giden sevgili
Bastığın toprakları öpmek yetmez bana
Kalmaz ayaklarımın feri
Ulaşamazsam sana, bedenim kalır ama
Ruhum terk eder bu kenti…

 

 

(Fotograf: Hamdi Koçer, Müzik:  ney taksim-sufi )

alıntı - Abdullah KİRBİTÇİ

 

22

Şub

2009

küçük prens

By Klavye. bulunduğu kaegori ALINTI | yorum yok, ilk Yorumu sen yap »

 Tilki ortaya çıktı.
- “Günaydın,” dedi Küçük Prens’e.
- “Günaydın,” dedi Küçük Prens nazikçe ama kimseyi görememişti.
- “Buradayım,” dedi tilki. “Elma ağacının altında.”
- “Kimsiniz” dedi Küçük Prens. Sonra da, “çok güzel görünüyorsunuz” diye ekledi.
- “Tilkiyim ben,” dedi tilki.
- “Benimle oynar mısın?” dedi Küçük Prens. “Çok mutsuzum.”
- “Hayır,” dedi tilki. “Oynayamam; evcil değilim ben.”
- “Öyle mi? Bağışla beni,” dedi Küçük Prens.
Ama bir süre düşündükten sonra, “Evcil ne demek?” diye sordu.

devamını oku »

 

 

Kelimeler, kapıları kanallara açılan görkemli konaklarda verilen eski Venedik balolarına göz alıcı giysileriyle uçuşarak katılan yüzleri maskeli aristokrat genç hanımlar gibi varlıklarını gördüğümüz, ama kimliklerini bilmediğimiz sesler olarak gezinir hayatımızın içinde;
yaşamak, sanırım, o kelimelerin taşıdıkları anlamları öğrenmek, en acıklısının bile söylenişinde bir hoppalık bulunan dizilerinin ardında saklanan gerçek duygulan tanımaktır.
Ölüm kelimesi siyah bir maskeyle,
acı kelimesi kızıl bir maskeyle,
neşe sözcüğü leylaki bir maskeyle
bu sözcükler balosunun içinde, o balonun neşesini kaçırmadan, hattâ o baloya bir çeşni katarak yerini alır cümlelerimizde. O kelimeleri kullanırken handiyse onların ardında bir duygu yığını olduğunu, bir gerçeğin saklandığını unuturuz. Sonra o kelimelerden biri maskesini çıkartıverir.

devamını oku »

 

resimkeklik.jpgOsmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, tebdili kıyafetle Kuşlar Çarşısı’nı gezer. Burada, avcılar avladıkları kuşları, tuzakçılar yakaladıkları maharetli, eğitimli, güzelim kuşları satıyorlar.
Bir ara gözü kekliklere ilişir Padişahın. Bir grup kekliğin
üzerindeki varakta, “Tane işi satış fiyatı 1 altın” yazıyor. Hemen yanı başlarında asılı, adeta altın kafes içinde bir keklik daha var ki, fiyatı; 300 altın. Padişahın gözü 300 altınlık kekliğe takılır.
“Hayırdır” der satıcıya, “Bunun diğerlerinden ne farkı var ki, bunlar 1 altın, bu 300 altın?”
Satıcı, “Bu keklik özel eğitimli, çok güzel ötüyor, ötmesi bir yana bunun ötüşünü duyan ne kadar keklik varsa hepsi onun etrafına doluşuyor” der. “Tabii bu arada avcılar da o etrafa doluşan keklikleri daha rahat avlıyorlar” diye ekler.
“Satın alıyorum” der Padişah, “Al sana 500 altın…” Parayı verir ve hemen oracıkta kekliğin kafasını keser.
Adam şaşırıp, “Ne yaptınız, en maharetli kekliğin kafasını
koparttınız, yazık değil mi” diye dövünürken; Padişah gürler: “Bu kendi soyuna ihanet eden bir kekliktir. Bunun akıbeti er veya geç ölümdür…”