Bir düşten daha uyandım.. Terler içinde kalkıp yine seni sayıkladım..
Offff Beee offfffff…aradan kaç gün geçmişti hiç farkında değildim ,yine erkenden odama çekilmiştim . yatağıma gittim ama uyumak mümkünmü o haberi aldıktan sonra yatağımın içinde hiç uyumadan ve sessizce ağlayarak sabahı ettim. Bunun için yaşamışım diyorum ya da 26 yıldır hiç yaşamamışım, seni görünce,Değermiş hayat yaşamaya acı çekmeye varlığınmış ayakta tutan beni bilmesem de seni, kader ağını örünce,İmkansız ötesi bir şeysin, yıldızı bile gece görürsün bulut yoksa ama sen düşlerime sığmıyorsun sabah yastıgımda bir gözyaşı tanesisin kendimden bile sakladığım, senmisin beni bu hale getirip ,öylece ortada koyup giden yoksa kadermidir beni sensizliğe iten ,neden diye sormuyorum .çünkü kaderimi kendim çiziyorum.. Akşam diyordum ya .
Hani olsa da kalabilsem senle diye düşündüğüm akşamlar…Özlediğim ya da aradığım ne varsa sen oluyordun. Bir bulut gibi kalbimi delip geçerken hep izin kalıyordu bende! Senden bir şehir kurdum. içinde ağlayan insanlar var.. Ben sesinde kendimi bıraktım. Tüm anlamlar da çoğalttım seni.. Durduğum yerde ıslanıyor şimdi gözlerim, Ben seni seçtim sevgilim,ki sen, Hasret çeken gecelerimde yüreğime bir büyüsün, Sen,sensizliği öğrettin bana.. Ben’se soğuk gecelerde yağan yağmurlarla, Şiirlerimle eşlik ettim sana.. Gülümseme dolu bir maske takmıştım yüzüme ama arkasında ağlayan kocaman bir ben vardı! Aşk zaten çok uzaklarda bir peri masalıydı. Herkese anlatılırken heyecanla dinlediği, merakla sonunu beklediği ama gerçekte hiç olmayan bir şeydi!. sana bulutlar kadar yakin olmak isterdim, üzüldüğünde gözyaşlarını yağmur olup silebilmek için, şimdi sırada susmak var… Yazı bitince başlayacak sessizliğim. Sucun yok senin sevmiyorsun gözlerinden belli Ama benim yüreğime nasıl söz geçirmeli Habersiz herseyden sevmiş sadece,seviyor seni.. Gel sevgili, bu gece uyuma! Ellerinden süzülsün bir ışıklı ilkbahar, Hecele ey deli gönül hecele sevdaları. Aşk yoktu zaten sevgili. Oysa; Bizdik sebebi biliyorsun. Biraz Aşk olsa sevecektik birbirimizi.
Birlikte rüyalar düşleyecektik masal ülkelerinde yaşanan. Kalbimde senin barınağın olacak öyle nadide bir yer vardı ki Bu yere girebilmek için bir adım atmanın yeterli olduğunun farkındaydın.Ve girmiştin işte senin için her gece edilen dualarla yıkanmış yüreğime.Burda çok güvende olduğunu.. Kırsam kıramazdım elini tutsam ateşim olursun diye korkar sana uzanamazdım.Hep bir adım geriden bakardım sana.Seni öyle çıkarsız ve sorgusuz sevmiştim ki Kim olduğunun ne olduğunun düşüncesi bile yoktu aklımın köşesinde. Şimdi acıyor yüreğim, yokluğunda sarhoş bir sessizlik sarıyor duygusal yanımı, mülteci bir çığlık, feda ediyor kendini düşüyor boğazıma .. sana sitem etmeye varmıyor cümlelerim , her kelimem de kendime yenilirim .. Biliyorum hicbir zaman kapımı çalmayacak ellerin, hiçbir zaman ellerini tuttugumda avuç içlerin terlemeyecek. Bırak bu dünyanın bize hasret borcu olsun. Hasretlikler hep demir parmaklıkların ardında kalsın. Kavuşmasın sırtlarımız birbirlerine. Değmesin dudaklarımız dudaklarımıza. Sevgi bu değil mi ? Yokluğunda bile sevmeyi bilmek. Aşkı yücelten bu değil midir ki ?. Bak şehrime yağmur yüklü bulutlar konuk oldu ben seni ararım her damlasında. Saçlarımı ıslatan bir yağmur damlası kadar berraktır sevgin.. Başka bir dilde sevmeliyim seni. Hiç tanımadığım harfleri yan yana getirip yeni cümleler kurmalıyım. Şimdi ne desem belki birileri önceden söylemiştir endişesindeyim. Bak bu duyguyu da anlatamıyor. Anlaşılan dil aşka yetmiyor!Gözbebeğinin arkasından açıp göğsünü kalbinden öpmek istiyorum seni. ‘Neden geçmiyor bunlar’ diye hayıflanıyorsam…Ve hep seninle buluşacağımız anı bekliyorsam…Kitap okurken seni düşünmekten kendimi alamayıp aynı satırı defalarca tekrar ediyorsam…Sonra sana bunu anlattığımda birlikte ne kadar güleceğimizi düşünüp keyifleniyorsam…Seninle ilgili planlar yapıyorsam… Uykudan yüzümde mutlu bir gülümseme ile kalkıp benimle birlikte uyanan güne senin adını veriyorsam…Evimin bütün duvarlarında senin yüzünü görüp, bana baktığını hissediyorsam… Unutmanın kolay olduğunu sanırdım, Vazgeçmenin basitliğinden bahsederdim hep.. Ama işte yaşamamıştımya böyle güzel duyguları, oyüzden kolay geliyordu bana.. Bu gece yine ateşi sardı bedenimi sensizliğin ve ben ağladım… Yine ruhum Cançekişti, yine boğazım düğümlendi, gözlerim yandı, üşüdü ellerim uzanmak, uzanıp tutmak istedim ama yapamadım… Şimdiyse sana dair her ne varsa büyüyen yüreğimde kayboldu.Kolay mı avuçlarına kendini bırakıverecek bir yürek bulabilmek. Kolay mı aşkla atan, titreyen yürek bulabilmek, kolay mı ellerinin arzusunu hep hisseden bir yürek bulabilmek; Yüreğin eriyerek, kelimelerin korlardan çıkmasıyla dökülür kağıda dolunay sevdası. seninle çoğalıyorum sevgili. her gözyaşından bir tuz daha katıp benliğime usul usul deniz olmaya çoğalıyorum. ve sonunda denize varamayan binlerce porsuk cayı oluyorum. bir martının gagasına dokunmak Sevgiliyle Siyah ve Beyaza Karışmak bir balığın pullu sırtında gezinmek duruyorum. Porsuk çayı olmaya çabalıyorum ve çoğalıyorum varlığınla minik bir yağmur damlasının el değmemiş hayallerine. Kaleminden çıkan birkaç cümleyle gözlerimin karşılaşması, yüreğimin seni yeniden hissetmesi, beynimin içine kazınan kare kare resimlerin ve kalabalıklar arasında yaşadığım başı boş dalıp gitmelerim!… İçime sarılıyorum üşüdükçe…Daha bir düşüyorum ellerinden işte…Kimsesizliğimin kimliğine suret olmayacak mısın yoksa? Aynalarda göremediğim hükümsüz yüzümü, yüzüne kabul etmeyecek misin? Bak el pençe divan durdum aşkın önünde, beni biraz daha susarak acıtacak mısın sesimi? Şarkılar dinliyorum yine bir başıma. Koskoca evrendeki milyonlarca yıldızın arasında yalnızlığıma ağlıyorum. Dileklerim kalmamış artık kimseyi beklemiyorum. Sitemlerimin gücü tükenmiş hiçbir şeye kahredemiyorum.. Güneşlerim doğmuyor yağmurlarım dinmiyor. Kimse farkında değil yokluğunun. Sensiz ne hallerde olduğumu kimse bilmiyor. Anlamıyor yitip giden bir aşkın kederini. Düne kadar en yücesini yaşadım mutluluğun. Ayaklarımın altından kayıp gidiyordu toprak, Denizlerin ovaların üstünde uçuyordum. Güneş kadar yakındı bana aşk. Susuyorum artık… Sustukça susuyorum. Seni “sana” yazdığımda sen uyuyordun güneş ışığı saçlarına beyazları giydirmişti. Aslın da en çok sen seversin en çok sen değer verirsin.. Sessiz sessiz seversin “olmaz !” diyemezsin .. Sen bu satırları benden uzaklarda okurken ben bir kelebeğin Sevda yükünün altında ezildim. Bir düşten daha uyandım.. Terler içinde kalkıp yine seni sayıkladım ya helal olsun hayat sana! En fiyakalı sözü vurdun gönlümden yana!
Suskun bir aşk kadar felç eden varmıdır. evet !hayaller hiçbir şeydir.an kadar yakınken uzaklığın.. Bir varmış bir yokmuş dediler.. Beni senli bir masalın içine ittiler.!!
( Aranotlar…YakupHan Ulu..
Klavye yazıları
Yazara mail gönder | tarafından yazılan tüm yazılar Klavye | Yazıları takip et (RSS)







Mayıs 9th, 2010 at 15:17
Her tarafı yemyeşil bir vadiydi düşün. Otlar diz boyu büyümüştü. Rüzgar filmlerdeki gibi savuruyordu bir o yana bir bu yana otları. Ağaçlar garip bir suskunlukla izliyordu olan biteni. Rüzgarı bildikleri her hallerinden belli olmasına rağmen hiçbir kıpırtı olmuyordu dallarında. Umursamazca gölgeliyorlardı sadece çevrelerini. Böcek sesleri vardı, çok yakından gelen böcek sesleri. Sanırım minicik ağızlarıyla kemiriyorlardı yere düşmüş zümrüt yeşili yaprakları. Bir tane de kelebek vardı bir yaban gülünün üstünde. Yaban gülü kırmızıydı, kelebekse renksiz… Su sesine benzer bir şırıltı da duydum; ama minik bir dere mi vardı yakınlarda, yoksa ağustos böceğimi saz çalıyordu bir kayanın üstünde, hiç bilmiyorum.
Hem hiç önemi yok bütün bu ayrıntıların.
Bir düş gördüm.
İçinde yoktum!