8
Ara
2009
Aranotlarımdan Kendimce ben…
Yazar Klavye. bulunduğu kategoriler ARANOTLAR YAZILARI, Klavye Dostları |
Şimdi bunları söylüyorum diye şaşmayın; ya da şaşırın, bunun için yaşayın… Yazdığım yazılar sadece hayal ürünüdür, yaşamımla da kısmen birleştirilmiştir. Bu kadar bunalım, depresyon yazısının ardından böyle hayat dolu, yaşamaya yönelik bir yazı da nereden çıktı demeyin, o yazılar da devam edecektir elbet, yeni kurgularla, yeni şekillendirmelerle üstelik. Ama hayat sadece üzüntülerden ibaret değil, hayatın neşeli yanları, yaşamaya değer tarafları da hala devam etmekte. Böyle düşünüyor olmasaydık, her birimiz çoktan mektuplarımızı tamamlayıp, intihar etmiştik bile…hissedebiliyormuşum demek ki diyorum. Halbuki geçen şu zaman diliminde ne kadar çok oturdum bilgisayarın başına yazabilmek için. İçimdeki coşkuyu, sevinci, hüznü, huysuzluğu anlatabilmek için; ama olmadı başaramadım. Korktum yazmaktan. Kendimden korktum, açık vermekten daha da çok korktum.Ara sıra çok fazla yaşanmışlığı olmayan, üzülmemin gereksiz olduğu durumlarda bile, kendi içimde bazı koşulları büyüttüğümü biliyorum, sanırım bu da biraz yeteneğimi ortaya çıkarabilmem için kendime yaptığım bir düzenbazlık;
Bunu da yeni farkediyorum üstelik. Ben şimdiye kadar mutsuz olmaktan korktuğum için, mutluluklarımı elimin tersiyle ittiğimi düşünürdüm ama sanırım hepsi yazılarım içinmiş. Hepsi olmasa da bir kısmı desem daha doğru olur, ama bu korkumu artık yenmeliyim. Mutlu olduğum, sevindiğim anların altında bir şeyler aramamalıyım. Sevdiğim ve sevildiğim zaman;Her şey insanlar için; eğrisiyle, doğrusuyla, üzüntüsüyle, neşesiyle…Her şey ama her şey…Bu yüzden pişman olmamak lazım hiçbir şeyden yinede, hayata sahip çıkmak, dört elle sarılmak lazım. Hala figan bir şekilde devam etmek istemiyorum sadece. Sanırım bunu uygulasamda uygulamaktan kaçacağım anlarımın da farkındayım.üçük, saf, mutlu, pembe dünyasında sessizce yaşayan çocuk özlem duyarken, birde ne göreyim; kocaman bir Adam olmuşum. Sessizce yol almaktayım, zahir ömrümde. Günler, aylar ilerlemekte ve zaman kendini farkettirmeden elimden kayıp gitmekte. Zamana dur diyemeyeceğimi öğrenmem bu yaşıma denk gelse de, en azından artık zamanla yol almam gerektiğini öğrendim. Her yeni gün, yeni bir fırsat sunduğu gibi; yeni bir de kayıp sunmakta. Her tanışılan yeni kişinin hayatımıza yeni bir şey katması, ya da yaşanılan her aşkın kişiyi biraz daha olgunlaştırması gibi.Bu yüzden o bilgisayarın ekranına dikkatle bakın, kendime aynada baktığımda o ekrandaki çocuk kadar kendimi yalnız hissetsemde, hiçbir zaman yalnız kalmayacağımı biliyorum. Yalnızların yaşanmış bir yaşamları olmaz, sadece yaşamış olma durumları kalır ellerinde ama benim yazmam için, yaşamımı elimde tutabilmem için; insanlara, arkadaşlara, dostlara ihtiyacım var.Nasıl bir maske takmak istediğime karar veremedim henüz. İfadesi nasıl olsun ki etrafımdakiler maske taktığımı hem farketmesinler, hem de ifademin sürekli aynı olmasından şikayet etmesinler.Bu öyle bir maske olmalı ki; kötü ruhlar geldiğinde beni tanıyamadıkları için zarar vermeye devam etmemeliler, dışarıdan gözüktüğüm kadar iç dünyamda da güçlü hissedebilmek için bana anlam vermeli ve bakan insanlar maskemi farketmemeliler. Niye geldiğini tabiki sorgulamayacağım. Zaten sorgulamaya başlarsak sevgimiz işte o an biter. Ben de sen olmadan yapamadığımı, gücümün tükendiğini anlatıp duruyordum. İyiki geldin. Birbirimize gerçekten ihtiyacımız var. Yeniden doğmalıyız. Bu hayatı hiç yaşamamışız gibi, sil baştan yaşamalıyız.Hiç ruhsuz beden olur mu?Neredeyse tam bir sene önce bu sözlerle başlamışım anlatmaya.. tam bir sene olacak ve yazdıklarımı en baştan okuduğumda farkettim ki bir yıl daha geçmekle kalmamış, ben bir sene daha büyümüşüm, bir sene daha olgunlaşmışım. Yeni tecrübeler edinmişim, yeni şeyler keşfetmişim, yeni adımlar atmışım ve birçok ilki yaşamışım. Anlatım tarzım bile o kadar çok değişmişki. Sandığımız kadar çabuk geçmemiş..Uzaklar, sandığım kadar uzak değilmiş. Her şey burada, bizde gizliymiş. Kanıtlanması gereken birçok olay varmış ve yüzleşilmeliymiş her biriyle. Bu yüzden dün gece uyumana izin vermedim. Sanırım ilk yüzleşmemiz birçok şeyi açıklamamıza sebep oldu.Şarkılarımızı, türkülerimizi dinleyerek şimdi hissedebileceğim duyguları son kez hissedeyim. Fotoğraflara bakarken, ders dinlerken, film seyrederken, yazı yazarken yaşadığım bu son heyecanları, son küçük kalp krizlerini yaşayayım. Biliyorum ki bu aşk beni büyütüyor ve ne kadar yapamayacağımı düşünsem de, bırakın bundan sonraki ilişkilerim için daha sert bir zırh geçireyim bedenime. Daha önceleri de bu zırh vardı üzerimde, onu sadece o düşürebildi. Gerek beni çok iyi tanıdığı için, gerekse hep zor anlarımda yanımda olarak kendini bana alıştırdığı için, bundan sonra kimsenin böyle bir şansı olmayacak. Bırakın zırhımın sızıntı yapan son çatlağını tek başıma kapatayım ve bundan sonra aynı duyguları yaşayacağım üzüntülerim olmasın.Hep ders çıkartmaya çalıştım mutsuz hallerimden, bak bunu da yaşadın, sırada ne var? Devam et . yazmaya devam edecegim, her zaman amcımı söylediğim gibi “Çıplak Ayaklı olmaya devam edemeyeceğime göre, bana kalsın, ayaklarım da hep çıplak. Sadece ayaklarım değil, ruhumda çıplak kalsın. Bütün sevdiğin insanlar, beni bir gün terketmeyecek mi? Her zaman yalnız kalmayacak mıyın bu hayatta, her zaman özlemeyecek miyin birilerini?Benim hayatım özlemlerle geçti, önceleri ruhumu geri bulabilmek ümidiyle, her zamanki gibi çocukluğumu özlüyorum..Onu gerçekten çok seviyorum. Hayatımdaki her insanı severim, bu benim için yeni bir şey değil ama O en çok sevdiklerim arasında. Hem de en çok..Bu yazıyı yazarken sadece denemelerimi yazacaktım. Sonra fikrimi değiştirip, güncel hayatımdan da bir şeyler yazmaya başladım ve şimdi de hayatımdaki insanları yazacağım. Öncelik sırasına göre değil tabiki de. Sadece dün onun Üzdüm onun üzerine onun için bir şeyler yazmak istedim.Bazı insanlar hayatınıza girer; küçük, büyük yaralar açarlar yüreğinizde, izlerini bırakıp, belki de sizi olgunlaştırıp hayatınızdan giderler. Bazıları da hayatınıza girer, yaralarınızı sarar, kalan izleri silmenize yardım eder, ama asla unutturmazlar, asla da hayatınızdan çıkmazlar. Fotoğrafınızı çekmiştir çünkü, hata yapmaya kalkıştığınızda, albümleri gizli çekmecelerinden çıkarıp, önünüze sunarlar.Bende anlatmak için yaşayanlardanım. Kim ne derse desin, ne kadar kızarsa kızsın, her zaman anlatacağım. Duygularını saklayan, kendi duygularından kaçan biri olmayacağım. Yaşlanırken anlatmaya devam edeceğim gibi, yaşlandığımda da herkese anlatacağım her şeyi. Durmaksızın yazı yazmaya devam edeceğim. İleride koşullar ne gösterir bilmiyorum ama yazdıklarımı yayınlatmak için kendi kendimi yeneceğim. Şimdilik işin sadece anlatma kısmındayım. Henüz çok fazla anlatacak hikayelerim yok ama olsun, yıllar geçtikçe tecrübelerle biriktereceğim. Önüme çıkan engeller durduramayacak beni. Hayallerimi gerçekleştirmeden ölmeyeceğim ve bunun olmasına da izin vermeyeceğim. Hayat vazgeçilmeyecek kadar güzel. Yaşam insanın karşısına ne çıkarırsa çıkarsın, her şey yeni birer tecrübe ve vazgeçmemeli hiçbir zaman.Herkes, her an, her koşul beni olgunlaştırıyor. Eminim ki birçok kişi için de bu böyledir. Yıllar geçtikçe insan kendisindeki değişimleri farkedebiliyor. Daha önce karşılaştığı bir duruma, sonrasında çok farklı bir tepki verebiliyor ve kendisini tanıyamıyor.İşte bende bunları yazacağım, kendime ait bu bölümde.. Duygularımı, çevremdekileri, gözlemlerimi, kısacası hayatımı ve hayatı..Kendime ve okuyanlara yardımcı olabileceğimi ümit ederek.. ( Devam Edecek..)
Yazan..Yakuphan Ulu
Klavye yazıları
Yazara mail gönder | tarafından yazılan tüm yazılar Klavye | Yazıları takip et (RSS)







Aralık 9th, 2009 at 15:08
Düşüncelerle dopdoluyken, bunları paylaşacak kimse bulamazken, kötü bir anda, mutsuz bir anda ister insan yazmayı , çoğu zaman. Sadece kendisi icin yazar o zaman.İçindekileri akıtır sayfalarca. Bu haliyle düşünüldüğünde mutsuz ve umutsuz bir durumun sembolü olabilir yazmak. Ama öyle değildir aslın da ve hatta tam tersidir. Hayata dair bir umudunuz olduğunu gösterir yazmak/yazabilmek.İçinizdekileri değistirebileceğinize olan inancınızı gösterir. Maddeleşen düşüncelerle yüzleşmekten çekinmediğimizi gösterir. Eğer gün gelir yazmak aklınıza bile gelmezse, gelse de eliniz bir türlü kağıda kaleme gitmezse, o satırlarda ortaya çıkacak, size sorgular gözlerle bakan, canlanan, kanlanan yazıya bakmaya cesaretinizin olmadığını farkederseniz o zaman korkun işte. O zaman bir şeylerin kaybolduğunu anlayın… Teşekkür ederim arkadaşım sen yaz yaz yaz!!!