Üye değilmisin? Üye ol | Şifrenimi unuttun?
Paneli kapat

25

May

2009

elma şekeri

By Klavye. bulunduğu kaegori K e n d i m c e | 1 Yorum »

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

image-bb83_49a946491Çok kolay bir yazı olacak diyerek oturdum klavye tuşlarına .Artık ne yazacağımı kimselere söylemeden , cümlesini geçtim kelimeyi  bile bahsetmeden yazacağım… Neden mi ? Bu gün bir şey keşfettim kendimde!! Evet tavan arası hikayelerimden belliydi bu ve sonrasında ki yarım kalan  yedi hikayede ve  “ Ortamda ki Sır “ da; o gerçi kendini kurtardı, şiir oldu J Ama bu gün “elma şekeri” tadında ki yazacaklarımda fark ettim bana olanları . Olanlar olmuş desem de içimden , insanın aklına hiçbir şey gelmez mi ? Sanki kelimeler benden saklanmışlar …Onlar benim huyumu da biliyorlar aslında.. Ben magazin gibi yazı yazmak istemiyorum. Ben bu gün şunu yaptım ya da şu şunu yapmış da bu bundan dolayı böyle böyle olmuş…. Zaten herkesin bir yaşantısı , herkesin bir hikayesi var…  

Çok kolay bir yazı olacak bu …kolay…çok kolay …

Rengi kırmızı işte , tahta bir çubuğu olur…Elmanın şekerle kaplı hali işte …ama şöyle bir şey de var bu şekerde ısırık attığınız da elma kurdu ile karşılaşma ihtimalinizin olduğu şeker…Ya ben çok ilginç biriyim .Yada normal değilim .İnsan dişini çektirdiği bir günde şekerden , hele bir de elma şekerinden bahseder mi hiç !?

Ve şu anda dinlediğim müzikte ne bilin bakalım ? Hadi fazla meraklandırmadan yazayım bari sözlerini :

devamını oku »

 

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

fotograf-00021  Giovanna’nın Lorenzo’ya yakınlaşmasının başlıca sebebi, hayallerinin bir kısmını onda bulabilmesiydi. Lorenzo’nun özgürlüğü, kendisine ilgi göstermesi, anlattıklarını umursaması hep Giovanna’yı karşıdaki pencereye itti. Ancak olaylara dışarıdan bakabildiği anda yani karşıdaki pencereden kendine bakabildiği anda biraz da annelik duygusunun yardımıyla, nerede olması gerektiğine karar verdi.
fotograf-0007  fotograf-00031

Klavye tuşlarını tıkırdatırken nette gece gece bir yazar ile tanıştım…Evet yüzeysel baktığım ve şimdi yazılarında kendimi bulduğum.Bu bana çok sık olmaya başladı.Ben kendimi hep anlatamayan olarak düşünürken …Var ya bu dünya da benim ile aynı dili konuşanlar var.

El çırpsın birileri , ışıklar sönsün, hayat dursun film başlasın ! 

Böyle bir yazı  ile başlamış

Sayın Çisel ONAT yazısına …Evet bir davet var bu yazısında .Ama gece gece nasıl gidebilirim ki sinemaya …Hemen CD  kutuma el attım , izlemiş olmalıydım bu filmi hiç yabancı gelmedi adı : “ Karşı Pencere “ .Filmi anlatmadan önce Sayın Çisel Onat hakkında da düşüncelerimi yazmak isterim : “ Sevişmenin hiçbir riski yoktur içinde aşk yoksa “ kitabının yazarı .Ve risk almayı sevdiği için yazdığını söylüyor ve yazılarından da cesur bir kadın olduğu belli oluyor.

Filmin konusu kısaca:

La Finestra Di Fronte - Karşı Pencere Otuzuna yaklaşmakta olan Giovanna, iki küçük çocuğu ve can sıkıcı işiyle sıradan bir hayat sürmektedir. Pastalar börekler yapmayı çok sever ve günün birinde bir pastacı açma hayalleri kurar. Evliliği fena gitmemektedir, ama yine de bu, yolun karşısındaki dairede oturan genç adamdan etkilenmesine engel değildir. Günün birinde, kocası Filippo ile birlikte yolda yürürken hafızasını kaybetmiş yaşlı bir adamla karşılaşır. Giovanna ihtiyara fazla ilgi göstermese de, Filippo onu adamı eve götürmeye zorlar. Giovanna, bu yabancının geceyi kendi evlerinde geçirmesi düşüncesinden hoşlanmaz, ama Filippo adama yardım etmekte kararlıdır.

KAZANDIGI ÖDÜLLER: 2003 David Di Donatello Ödülleri - En İyi Yönetmen Ödülü - En İyi Kadın ve Erkek Oyuncu Ödülü - En İyi Müzik Ödülü - En İyi Flaiano Ödülü - En İyi Kadın Oyuncu Ödülü - En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü Nastro d’Argento Ödülleri - En İyi Kadın Oyuncu Ödülü - En İyi Konu ve Şarkı Ödülü Altın Küre Ödülleri - En İyi Kadın ve Erkek Oyuncu Ödülü - En İyi Senaryo ve Müzik Ödülü Altın Ciak Ödülleri - En İyi Kadın Oyuncu Ödülü - En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü - En İyi Film Müziği Ödülü Diğer Ödülleri - Karlovi Vary Festivali, 2003 - Ferzan Özpetek - En İyi Film - Karlovi Vary Festivali, 2003 - Ferzan Özpetek - En İyi Yönetmen - Karlovi Vary Festivali, 2003 - Giovanna Mezzogiorno - En İyi Kadın Oyuncu - 25. Seattle Film Festivali, 2004 - Ferzan Özpetek - En İyi Film - 31. Flanders Uluslararası Film Festivali, 2004 - Ferzan Özpetek - Canvas Halk Ödülü

 

Çok iyi film ya  “pencere” filmin her şeyi. Ferzan Özpetek ismini akılda tutma sebebi.
Hele o sahne koptum ben o sahnede; karşı pencerelerin yer değiştirdiği sahne …Hayatın da kaç kişi kendisine karşı pencereden bakma fırsatı bulmuştur da , kafası dank etmiştir acaba!!?

Karşı Pencere den kendine bakmak

Bakmak mı  kendine ?

Evet, ama nasıl?
Hayatın senin için karaladığı çizgileri birleştirerek mi?
Yoksa,kendi kaleminin değdiği çizgileri değiştirerek mi?
Karşı pencereden bakarken ;

Yaşamak ; sevmek mi?
Evet, ama nasıl?
Hayatın sana uzattığı ellere doğru yürüyerek mi?
Yoksa,yürürken fark ettiğin elleri seçerek mi?
Ya da baktığın karşı penceredeki hayatın bir parçası olmak mı?
Yoksa,gerçeğe ait olmak mı?
Ya da pencereyi kapatmak mı?
Hadi söyle,onu severek yaşamak mı?
Yoksa, yaşayarak sevmek mi?
Hangisi daha dürüstçe?

Hangisi senin seçimin sence ?

Ve baktıkça görmek mi pencereye ?

Yoksa bakmamalı mı pencereye ?

Açmalı mı , aralamalı mı , kapatmalı mı , kaçmalı mı ?

 

Ailesi için sevdiği erkekten vazgeçen bir kadın,halkı için sevdiği erkekten sonsuza kadar vazgeçen bir adam,ikinci dünya savaşı sırasında İtalyada iki yahudi erkeğin yaşadığı yasak aşk.. Arzu ettiklerine kavuşamayıp eli bağrında kalanların filmi,çok güzel ama çok yaralayıcı.Bir insanın hayatı boyunca duyabileceği en huzur verici şarkıyı barındıran – şuan o şarkıları dinliyorum - İçinde duygu değil de  kıpırtısı kalmış insanları bile derinden etkilemeyi başarmış şaheser. Seyrettikten sonra asla başkaları için yaşamamak gerektiğini, sonunda mutlu veya mutsuz olmanın kişinin sadece kendi elinde olduğunu, diğerlerinin o mutlulukta veya mutsuzlukta sadece  araç olması gerektiğini farketmemi sağladı …-Aslında ben bunların farkındayım - Filmi anlatayım diyorum ama müzikler  şuan izin vermiyor buna ….

devamını oku »

 

18

May

2009

size sesleniyorum…

By Klavye. bulunduğu kaegori K e n d i m c e | 1 Yorum »

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

y1pd2g4sczf3eipt5mxyqeyvx3vlp364igcgptpaw29yg8o7hz9rsmbogqru7msccbf herkesi  bugün bloglarında Atatürk fotoğrafları yayınlamaları için mimliyorum, yapar mısınız?

 

saylanYıllardır yenilmediği kanserin en son karaciğerine sıçradığını öğrenen Türkan Saylan, “ölüm aklıma bile gelmiyor yapacak çok işim var” diyor…Ve anlatıyor :

Türkân Saylan’ın en kızdığı şeylerin başında ağlamak, oflamak geliyor. Vücuduna yapılan haksızlıkların onu ağlattığını hiç görmedik ama ilkelerine derinden bağlı olduğu Atatürk’ün emanetine ihanet edenlerin onu kahrettiğine defalarca tanık olduk.Türban krizinden çok rahatsız: “üniversitede öğrencilerden o kadar çok şey öğrendik ki… genç kadınların çoğunun ya eşlerinin, ya da ailelerinin isteği üzerine kapandıklarını biliyoruz.”…Önceleri en aklı başında insanların, eşlerinin başını örttürmeye başladığını belirten Saylan şöyle konuşuyor: “Adam işini kaybetmiş;eşine tarikatten teklif aldım. Senin örtünmen, akşamları kuran kursuna gitmemiz, çocukları imam hatip okullarına göndermemiz şartıyla işlerim düzelecek’”diyor.

“Kafam üşüdüğü için yün bere taktım, hava ısınınca kel gezeceğim. Belki inanmazsınız ama moralim iyi. Ölümü ne düşünüyor, ne de korkuyorum. Daha benim yüzlerce projem var… Bunları gerçekleştirmek için 38 yıl emekli olmayı bekledim.”

 Türk filmlerine bile konusu çok ağır gelen inanılmaz yaşam öyküsünü kendi ağzından dinledikçe küçük dertleri büyük facialara çevirenleri öfkeyle düşündüm ve Saylan’ı daha çok sevdim ve saydım….

“13 ay yüzüstü yatıp çocuk baktım
* Yirmibeş yaşımda tüberküloz oldum. 13 ay yüzüstü yatmam gerekiyordu. İki oğlumun bakımını ve evin durumunu ayarladıktan sonra elbiselerimi çıkardım; geceliğimi giydim ve yüzükoyun yattım. Çocuklarımın birine mama yedirirken öbürünü oyalıyordum. Yüzüstü kitap okumak midemi bulandırdığı için makine getirttim dikiş diktim, nakış yaptım ve bu arada resim yapmayı da öğrendim.

* 21 yıllık başhekimliğimde hiçbir kimseye ne bağırdım, ne de işten attım.Hep insanların özel nedenlerle mutsuz olabileceğini düşünerek onlara sevgiyle yaklaştım. Şimdi hastalarına gereken ilgiyi göstermeyen meslekdaşlarımı gördükçe üzülüyorum.

* 9 yıl evli kaldım. Almanya’da cildiye doktoru olan oğlum ve doktor gelinim tatillerini bende geçirirler. Küçük oğlum grafiker; Arnavutköy’deki evimin üst katında yaşıyor. O en yakın arkadaşım. Her türlü acıya dayanmayı öğrendim ama kabul edemeyeceğim, dayanamayacağım tek acı evlat acısı.

* Yıllarca öğrencilerimi Anadolu’ya götürdüm; doktorluğu, doktor-hasta ilişkilerini onlara öğretmek istedim. Meslekdaşlarıma aynı yöntemi tatbik etmelerini rica ettim; başarılı olamadım.

* Doktorların vahim bir durum da olsa hastalarına doğruyu söylemesi gerektiğine inanırım. Yeter ki, hekim hastasıyla arkadaş olmaya çalışsın ve alıştırarak anlatsın.

* Kızkardeşimin benimle aynı anda akciğer kanserine yakalanmasına bile isyan etmiyorum. ikimiz de aynı zamanda, hatta aynı yatakta kemoterapi oluyoruz.   ”

“  İÇERİSİNDEKİ CÜMLELER ” aşağıdaki likten alınmıştır  http://www.gazetevatan.com/…608&categoryid=56&aid=0

Hayatını adadığı ülkesinde son günlerinde ona yaşatılanlardan dolayı büyük özür borçlu olduğumuz insan. F tipi eğitimin karşısındaki en büyük güçlerden biri artık yok. F tipi hukuk ve f tipi polis f tipi eğitim için ellerinden geleni ardına koymadılar ve f tipi basın da hastalığından büyük mutluluk duyarak yazdı yazılarını…Lakin biri gider biri gelir Türkan Saylan’ ın bıraktığı mirası devralacak başkaları çıkacaktır,mücadele devam edecektir.

Bu dünyada melekti, gittiği yerde de melek olsun inşallah…

devamını oku »

 

Çok geç kalmış bir paylaşımı sunmak istiyorum size okuyucularım.Evet Uçan Martının bloğunu gezdikten sonra ,kendi sitemde yayınlayacağım diye iznide aldım kendilerinden .Ancak benim klavye tuşları çalışmam henüz bitmediğinden yayınlamak istemedim.Bu hikaye evet gerçek bir dostluk hikayesi…Hayran kaldım bu dostluğa , hatta arkadaşlarımada önerdim bloğu ve sanalda bunları başaranlarda var dedim.Dileğim klavye tuşlarınızın tıkırtısı hiç bitmesin ve her tuş yüreğinize böyle dostluklar kazandırsın ve bu ortamdaki herkese örnek olsun bu durum.Ve insanlar artık bu ortamın fikir ve yürek paylaşımı olduğunu unutmasın …güzellikler adına insani duyguları yayalım bu yalan -sanal- dünyaya ve bizi ele geçiremesin asla…

Herşey 32 yaşımda, 32 harfli Q klavye ile başladı.
Bundan tam 124 gün önce.
Bir blog açtım. Adını; “Uçan Martı” koydum.

İsmimi :)den olarak yazdım. “Hakkımda” kısmını boş bıraktım. Her gün değişir ve yenilenirken bir bilemedin iki paragrafta özetleyemedim kendimi. Okur, kendi doldurmalıydı boşluğumu. Beni yazdım Uçan Martı’ya. Derin derin nefesler alarak, her anına şükrettiğim yaşamımı…

Gözümden objektifime yansıyan hayatın izdüşümlerini de ekledim üstüne, sos niyetine… yaşama bir de benim açımdan bakın diye…

devamını oku »

 

10

May

2009

ne anlatıyor ?

By Klavye. bulunduğu kaegori Hikayeler, K e n d i m c e | yorum yok, ilk Yorumu sen yap »

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Yük omuzlarımda değil , bıraktım onu artık yere …zaten belirli bir saatten sonra taşımak  zor geliyor insana  …Gece gece yazıyorum yine ..Uyumak ama uykum yok … gitti işte … Gece zaten ne gereksizdir değil mi ? Bir kaç kitap karıştırıp yatmalıdır. Yarın uzun olacak ya, hazırlık yapılmalıdır. “Yapılmalı” her şey. “Her şey olması gerektiği gibi” diye düşündüm. Düşündüm ama çıkamadım işin içinden. Sessiz uykuya daldım…Derler ya ölümün canlı haline…

Rüyam da bir kadın , seçemiyorum ama kimdir ?? İçimizden bir kadın desek ; faili mechul, adı yok , yüzü yok, y o k  işte sadece bir kadın …Eteklerinden yağmur süzülerek caddede yürüyordu. Kafasından geçen milyonlarca yargı, düşünce, üzüntü, saçmalık, endişe… Gereksiz olsa da beyninin içinde dolaşıp “hey ben buradayım!” demeyi unutmuyorlardı. Zamanında aldığı anti-depresanlara geri dönmenin korkusunu atalı uzun zaman olmuştu. Yağmur yağıyordu, biraz soğuktu, ama biraz…O biraz neden üşütüyordu onu ???

 

devamını oku »