Üye değilmisin? Üye ol | Şifrenimi unuttun?
Paneli kapat

22

Nis

2009

23 Nisan

By Klavye. bulunduğu kaegori Bayramlarımız | yorum yok, ilk Yorumu sen yap »

atacem8xzTorpil Nasıl Yapılır ?
Yıl 1934, o dönemde Milli Eğitim Bakanlığı Ulus’tadır. Bakan ise Niğdeli Abidin ÖZMEN’dir. Bakan, makamında çalışmaktadır. Kapı çalınır.Bakanın gür sesi: “Giriniz!” Atatürk’ün yaverlerinden biri, yanında iki çocukla makama girerler. Konuklara yer gösterir ve zarfı açar. Atatürk’ten gelen bir mektuptur bu:”Bay Abidin ÖZMEN, Milli Eğitim Bakanı…”
Abidin ÖZMEN zarfı özenle açar ve mektubu dikkatle okur:”Yaver Bey’le, size iki fakir ve kimsesiz çocuk gönderiyorum. Bu çocukları, uygun göreceğiniz, bir liseye (parasız yatılı olarak) kaydını yaptırın…”Bu, Atatürk’ün bir emridir. Kesinlikle yerine getirilecektir. Bakan ÖZMEN, Orta Öğretim Genel Müdürünü çağırtır ve şu direktifi verir: “Yaver Bey’in yanındaki bu iki çocuğun evrakını alınız ve bu çocukların Haydarpaşa Lisesi’ne paralı yatılı olarak kaydını yaptırıp her ikisi için de üçer yıllık paralı yatılı makbuzlarının veli ve ödeyen hanesine Atatürk’ün ismini yazdırarak bana getiriniz.” der.Bakanın emri yerine getirilmiştir. Abidin ÖZMEN de kısa bir mektup yazarak Yaver Bey’le Atatürk’e yollar. Mektubun içeriği şöyle:
“Muhterem Atatürk, Yaver Bey’le göndermiş olduğunuz iki çocuk hakkında emirlerinizi aldım.
Ancak, arkasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve Cumhurbaşkanı Atatürk gibi biri bulunduğu için;bu çocuğu fakir ve kimsesiz olarak kabul etmeme, hem yasalarımız, hem de mantığımız izin vermedi. Bu nedenle her iki çocuğunda emirleriniz gereği Haydarpaşa Lisesi’ne paralı yatılı olarak kayıtlarını yaptırdım. Çocukların üçer yıllık okul taksitlerine ait makbuzları ekte takdim diyorum…”
Atatürk bu mektup üzerine, devrin Başbakanı İsmet İnönü’ye telefon ederek:
“Bak senin Milli Eğitim Bakanın bana ne yaptı.” diyerek olayı anlatmış.İnönü, Bakan adına özür dilemiş. Atatürk: “Yok! demiş özür dileme. Çok memnun oldum.Keşke her devlet adamı bu medeni cesarete sahip olabilse ve doğruyu gösterebilse.”
Tarihi değeri olan ve hiçbir yerde yayımlanmayan bu anının unutulup gitmesine gönlü razı olmayan
bakanın yeğeni yüksek mimar H. Rahmi ÖZMEN, 15.08.1985 günü bu mektubu gazeteci yazar Vahap Okay’a iletir. O da 15.09.1985′te gazetesinde yayımlar.
İşte devlet böyle kurulur, devlet böyle adamlarla yönetilir… Mustafa Kemal in Bakanları böyleydi. Ya şimdi?
Sayın kardeşim Suna ; bu iletiyi benimle paylaştığın için sana sonsuz teşekkürlerimi sunarım….
Ve yarın 23 Nisan Ulusal egemenlik ve Çocuk Bayramı … Milletçe el ele kutlayalım egemenliğimizi ve çocuklarımıza armağan edilen bu bayramdaki duyguları hissettirelim…Herkes çocuğuna bir bayrak alsın o küçücük eller de ama bir o kadar da büyük yüreklerde dalgalansın bayrağımız….

 

Yazmak istediğim yazılarım günlerdir birikti; Tam yazıya başlıyorum, kahramanlarımla tanışıyorum .Geliyorlar bana :))) Ne oluyorsa oluyor konular birbirinin içine geçiyor.Diğer yazılarımda ki kahramanlar bir birlerini ziyaret ediyor …Ben de ne yaptım bu gün ilkler geldi aklıma yine …öpücük masum bir öpücük işte … Bir öpücük asla alt tarafı bir öpücük değildir ….Ama öylemi bakalım : Matematikçiler dermiş ki:
- Öpücük, sonsuzluktur çünkü burada 2′nin böleni yoktur… Ekonomistler dermiş ki:
- Öpücük, talebin her zaman için arzdan fazla olduğu bir alışveriştir… Muhasebeciler dermiş ki:
- Öpücük, geri dönüşüm sağladığı için kar oranı yüksek bir tür kredidir… Geometriçiler dermiş ki:
- Öpücük, iki dudak arasındaki en kısa mesafedir… Fizikçiler dermiş ki:
- Öpücük, kalbin yoğunlaşması sonucu iki dudağın birbirine yapışmasıdır… Kimyacılar dermiş ki:
- Öpücük, iki kalbin birleşmesi sonucu ortaya çıkan reaksiyondur… Anatomi profesörleri dermiş ki:
- Öpücük, aşk ve heyecan taşıyan bakterilerin tükürük yoluyla ağızdan ağıza geçmesidir…
Fizyoloji profesörleri dermiş ki:
- Öpücük, insan vücudundan 2 adalenin heyecanla birbirine değerek kasılmalarıdır… Dişçiler dermiş ki:
- Öpücük, hem bulaşıcı hem de antiseptiktir… Istatistikçiler dermiş ki:
- Öpücük, 90-60-90 ölçülerindeki artma ya da azalmaya bağlı olarak değişiklik gösterebilen bir olgudur… Filozoflar dermiş ki:
- Öpücük, çocuklar icin oyun, gençler için zevk, yaşlılar için güvendir…
Dilbilgisi öğretmenleri dermişler ki:
- Öpücük, tekil gibi görünen ama çoğul olan, cins isim gibi görünen ama özel olan, ve her cümlede bir anlam ifade eden kelimedir… Mimarlar dermiş ki:
- Öpücük iki dinamik nesnenin arasında sağlam bir köprü oluşturan eğerdir… Bilgisayar Bilimcileri dermiş ki:
- Öpücük, bazen iki sistemin iletişimini hızlandıran önemli bir sistem dosyası, bazen de bütün sisteminizi altüst eden bir virustür… Onlar öyle desinler bakalım benim kahramanlarım ne düşünüyorlar :

Karşı cinsle ilk öpüşme deneyimi genelde 3-5 yaşlarında aile denetiminde olur.Gidilen evin ya da size gelen ailenin sizin yaşlarınızda bir oğlu varsa muhakkak çocuklar öpüştürülür. Tabii ki masumane yanaktan küçük bir dudak değdirilmesi şeklinde.Bu faslı yaşamayan kişiler ilkokulda yaşarlar ilk deneyimlerini sınıf arkadaşlarından birisi yine ailelerin zoruyla öpülür yanağından.Tabii ki bu da ilkokul 1 ya da 2 de yaşanabilir.Burada da türlü bahtsızlıklar sonucu karşı cinsi öpemeyen kişi ilkokulu bitirene kadar kimseyi öpemez.(annenin arkadaşları,yaşlı teyzeler tarafından tükürük banyosu eşliğinde öpülür,iğrençtir).Kişimiz ilk deneyimini ortaokul döneminde yaşayacaksa bu deneyim yanaktan masum bir öpücük olabileceği gibi ergenliğe yeni girmiş olmanın verdiği hormonal coşku ile fransız öpücüğü bile olabilir.Eğer kahramanımızın liseye gelene kadar hiç öpüşme deneyimi olmamışsa (ki çok fazla yadırganacak bir şey yoktur onlar da insan sadece biraz şanssızlar) lisede işi biraz zordur.çünkü çocuklukta o masum, yanaktan konan küçük öpücüklerin yerini lisede ateşli fransız öpücükleri alacaktır. Bunun sonucunda bir taraf tecrübeli bir taraf ise tecrübesizse ,tecrübeli kişi için zaman kavramı uzun bir hal alabilir.Lisede de bu evreleri atlatamamış ve üniversiteye gelmiş bir kişi için ise ilk öpüşme gerçekten ama gerçekten çok zor olacaktır.En büyük sebebi ise üniversite yaş seviyesinde olan insanların %95′ inin deneyiminin bulunuyor olmasıdır.İşte bu düşünceler binlerce kat daha fazla beyni kemirecek ve o yoğun stres altında bu bir daha hiç olmayacağı kadar kötü bir öpüşme olacaktır.
Sadede gelirsek ilk defa öpüşen kişilerin %90 ı kötü öpüşmektedir bence…

Ama şu da vardır masum bir öpücük denince ;insanı gerçekten heyacanlandıran,kimilerinin hala beklediği,kimilerinin gülümseyerek hatırladığı,kimilerinin çoooktan unutmuş olduğu benimse hatırlamak istemediğim , hayatın yaşanılası güzel bir hatırası :)))

Masum bir öpücüğün sonucunu sevişmeye bağlayan insanlarımızı da unutmamak lazım …Masumca yanaktan öpme sevişmeye dönebiliyorsa Türk geleneğinde ki sağdan soldan öpüşler yasaklansın malum sevişesimiz de gelebilir değil mi?
Ortalık böyle cahil cüheylayla dolarsa elde tutulur değerlerimizde yok olmuş olur.Şasırtıcı olansa Avrupalılara özenmenin kötülüğünü anlatan pek muhterem yazarlarımızın nickleridir ki bu konuda yorum bile yazılmamalı bence.Hayatı boyunca adam,akıllı (dikkatinizi çekerim akıllı diyorum ) bir kızın elinden tutup gezememiş, ezik insanların masum bir buseden sevişilmeyeceğini çıkartması beklenemez.
Ama biz ne yapıcaz öğreticez esnafından avukatına üniversiteli öğrencisinden yazarına…Her aile anlatmalı bence bu duyguyu çocuğuna …

İçimizde barındırdığımız özellikleri yönetmek yerine onlara yer ve söz hakkı veren biçimler bulmak için buradayız bizler :

“kızları” öpüyorum

“oğlanları” öpüyorum

“kadınları” öpüyorum

“erkekleri” öpüyorum

Nasıl öpüşüyoruz?

Öpücükler zevk ve sevinçtirler o yüzden…Baskıya uğramadan öpüşüyoruz…Canımız istediği için öpüşüyoruz ve canımızın istediği kişiyi öpüyoruz (yeter ki o da istesin)Kafamıza estiği biçimde öpüşüyoruz, her türlü öpücük doğrudur…Ezmiyoruz ve ezilmiyoruz…Hem kendi bedenimize hem de başkalarınınkine saygı gösteriyoruz

Öpücüklerden başka, sıkı sıkıya sarılmalar da güzel gider:)))

 

Grafik

Bir kızıl goncaya benzer dudağın
Açılan tek gülüsün sen bu bağın
Kurulur kalplere sevda otağın
Kimbilir hangi gönüldür durağın

Her gören göğsüme taksam seni der
Kimi ateş gibi yaktın beni der
Kimi billur bakışından söz eder
Kimbilir hangi gönüldür durağın


Seni anlatmak mümkün değildi, kelimeler yetersizdi Güneş sönüktü senin yanında, ay mahcup. Gözlerin sonsuzluğa açılan bir kapı, gülümsemen ölümsüzlüğün sırrı.

 

cekirge_affetmek1

Seni bu denli sevmem korkutmasın seni… sevgiyle dolu bir kalp, merhametle, vicdanla yoğruluyor demektir çünkü…

Herkese göre farklı birer tanıma sahip olmasıyla ilgi çeken eylem… Tartışmasız gerçek kişilerin sevmeyi tanımlarken kullandığı örneklemelerin hemen hepsinin bir şekilde şahsın hayatına girmişliğiyle ilgili olmasıdır… Nitekim sevmek, gerçek anlamda bakıldığında örneklerle betimlenemeyecek kadar karmaşık; ansiklopedilere sığamayacak kadar da geniş bir tanıma sahip olduğundan kişiler tarafından emek ve özlem gibi genel yargılarla beslenmiş klişelerle anlatıldığında, o geniş anlamını yitiriveren, sığ bir eyleme dönüşmekteyken, toplum da bu tanımlamalara prim vermektedir. Bu yüzdendir ki, “seninle sevişmeyi seviyorum” ya da “oturduğun yerde öylece duruşunu ve bunu sana çaktırmadan izlemeyi ve hatta bazen benim varlığımı unutarak burnunu karıştırdığında ve hemen ardından varlığımı hatırladığın anlarda yüzüne oturuveren o anlamsız bakışını seviyorum” gibi samimi bir kaç söz söylediğinizde alacağınız tepki, kimi zaman sevdiğiniz gerçeğinin gözardı edilebilirliğine dahi yol açabilir. Bu yüzdendir ki sevginizi ıspatlamak istiyorsanız klişeleri kovalamalı, karşı tarafı da mutlu etme zorunluluğunu üzerinize almalı ve en önemlisi sevginizi dizginlemelisiniz.. Dünyanın her yerine konuşulmasına rağmen hiçbir yerde kursu olmayan bir dildir bı sevgi .Herkesin bildiği varsayılan bu dili gerçekten bilen cok azdır.

“Bir başkasının hayatını yaşamaktır” demiş Balzac…Çok düşündüm bu tarafını ve çok soru getirdi aklıma …Birini sevmek; seviyoruz yoksa onu sevmek istediğimiz insanmış gibi görüp aslında olmayan bir insanı mı seviyoruz…Sevmek denildiğinde onun varlığınımı seviyoruz yoksa onun sağladığı faydaları ,güveni , huzuru ve arkadaşlığını mı seviyoruz.Acaba sevmek bir alışkanlık mı?

Sevmek inanmaktır. Sevmek yaşamaktır. Sevdiğini kendisi gibi, kendisinden de çok duyumsamaktır. Sevmek sevdiği olmaktır. Sevmekte ikilikler kalkar, bir olmalara gidilir. İki ten, iki kalp, iki gönül yoktur sevgide. Tek bir kalp olunur, tek bir yürek olunur. Sevmek, sevdiğiyle kalbini paylaşmaktır ki tek kalp olunsun.

Sevgide son yoktur. Sevgiler hiç bir zaman son bulmazlar. Biten sevgiler yoktur, bitmiş gibi görünen sevgiler vardır. Vazgeçiş de yoktur sevgide, yaşandıkça yaşatılır sevilen.Kimi zaman sevgili için kimi zamansa sevginin bir gereği olarak saklanır bu aşklar. Vazgeçiş yoktur, vazgeçmiş gibi görünmek vardır o yüzden. Sevmekte istemek yoktur. Sevgilinin olduğu yerde son bulur istekler. Bir şey varsa istediğin, bu senin için değil, sevgili için istediğindir. Ondan onun adına istersin. Onu daha sonsuz sevebilmek için istersin. Sevme özgürlüğünü istersin, kabul edilmesini istersin. İstersin ama bir gün gelir bu istekler de son bulur.Kendinden istersin artık. Sevgiliyi daha çok sevmek istersin kendinden.Sonsuz kılmak istersin. Bu yolda sevgili olur mu, olmaz mı bunu sevgilinin isteği belirler. Sevmek sevgiliyi istememeyi öğrenmektir. Sevmek, sevgiliyi sevgili olmadan sevmektir. Sevmek; sevmek istemektir.

Sevmek, beklememektir. Beklentilerin son bulduğu bir duraktır o. Öyle ki tüm gerçekler, tüm dünya silinir gider. Ne ondan anlaşılmayı beklersin, ne onu anlamayı. Ne onun gelmesini beklersin, ne onun Leyla, Mecnun olmasını. Beklediğin bir şey yoktur sevmeyi becermek dışında.

Sevmek, gücenmemektir. Sevmek sevgililerin hiç bir sözüne üzülmemeyi öğrenmek demektir. Sevgilinin ölüm hançerine bile hayır dememektir sevmek. Onun vuruşuna onun tokadına alınmamaktır, sevgiliden gelen her hareketi ve her sözü kabullenmektir. İhanetlere, hainliklere bile üzülmemektir. Sevgiliden gelen öl emrine bile “ö l ü r ü m “diyebilmektir.
Sevgili için yaşamaktır. Onun eli, kolu, gözü, kalbi olmaktır. Ama artık onun bir şeyi olunmadığını bildiğin de bitmektir …Sevmek, vermektir. Sevmek sevdiği için almasını bilmektir. Almamaya yemin ederek vermektir. Ama almalarda kurtaracaksa sevgiliyi, almasını bilmektir sevmek!

Sevmek, tükenmektir. Sevmekten ölürken tekrar varolmaktır o sevgiden. Sevmek sevgilinin gel deyişine hayır demektir. Sevgilinin aşkıyla boğuşurken, yüzerken o aşk denizinde sevgilinin uzanan eline hayır demektir. Sevgilinin bakan gözüne bakmamaktır sevmek. Ağlayan gözlere şefkat ve tebessümle yanıt verebilmektir.

Sevmek, sevgili olmaktır. Sevgilinin yüzündeki gülücük olmaktır. Onu yaşama döndürecek bir damla su olmaktır. Sevmek sevgilinin limanı olmaktır. Sevmek sevdiğinin canı olmaktır. Onun ölümü isteyebileceği canı olmaktır.

Sevmek, yangın olmaktır. Yanmaktır, kor kor olmaktır. Dağ olmaktır, evren olmaktır. Her şey olmaktır, hiç olmaktır. Alev olup girmektir gönüllere,sevmek yürümektir gönüllerde.

Sevmek güvenmektir. Sevmek onaylanmaktır. Sevmek sevgiliye bir nefes gibi, bir ses gibi yakın olmaktır. Sevmek, çok ötelerde olsa bile, yaşamak ve yakın olmaktır sevgiliye.

Sevmek, sevgiliyi bir beyaz güvercin gibi avuçlarına alıp okşamak ve yüreğine bastırıp korumaktır. Ama sevgiliyi daha güzel ufuklar bekliyorsa onu salıvermektir. Onun, uçsuz bucaksız gökyüzünde kanat çırpışlarından sonsuz haz duymaktır. Onun kendisinden uzaklaşmasına üzülmek değil, gerçeğe uçmasına, hakikate yaklaşmasına sevinmektir…

“beni bırakıp nereye gidiyorsun” demek değil, “gittiğin yerlerde dualarımla seni koruyacağım” diyebilmektir.

“V a r m ı b ö y l e b i r ş e y ? ” d e m e y i n v a r i ş t e !!!

“sana verdiğim anlamları senmişsin gibi düşünme, aldanırsın.
sen o anlamlarda sadece bende varsın.
ben seviyorsam sen bahanemsin.”

 

18

Nis

2009

Desem ki

By Klavye. bulunduğu kaegori ş a i r l e r | yorum yok, ilk Yorumu sen yap »
srishti160012001vr.jpg

DESEM Kİ

Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.

Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Desem ki…
İnan bana sevgilim inan,
Evimdeki şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgarlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgarların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum

CAHİT SITKI TARANCI

Çok kişisel not : Çok sevdiğim bir şiirdir …Ancak bu gün bir arkadaşım hatırlattı bana bunu ,kendisine teşekkür ederim…O da unutmamış aklında şu satırlar kalmış.bırak beni söyliyeyim, ismini resmini güzelliğini , rüzgarla , nehirle , kuşlarla beraber,,,,, şayet günlerden sonra sesimi farkedemessen, rüzgarların kuşların nehirlerin sesinden , bilki ölmüşüm,,,,, fakat gene üzülme müsterih  ol ,, kabirde böceklere ezberletirim  ismini, güzelliğini ,,, tekrar sesimi duyduğun gün gökkubbede ,,, hatırlaki mahşer günüdür ,, ortalığa düşmüşüm seni arıyorum…

 

 Sana verdiğim anlamları senmişsin gibi düşünme, aldanırsın….
sen o anlamlarda sadece bende varsın….
ben seviyorsam sen bahanemsin………………

guvercin

cicek_gif ckiijp5f2k

İstifa ediyorum yaşamaktan, kazanamıyorum bir türlü görmüyor musun? Sıktığın her kurşunda, açtığın her yarada daha da mı güçleniyorsun? Bana kederden başka bir şey vermiyorsun.. Sadece keder..Beni üzmekten başka bir işin yok mu senin? Sevda da senden yana, ne kaldı peki bana? Hüsran mı, yoksa vicdan mı?
Cebimde sadece bugünüm var.. Ne geçmişi hatırlamak, ne geleceği görmek istiyorum.. Sadece gitmek istiyorum.. Kaybolmak.. Mavi renkte kaybolmak.. Sonunda kırmızıda yanacaksam da, mavide kaybolmak istiyorum…… Güneşlerim doğmuyor, yağmurlarım dinmiyor. Kalanların ardından, gidenlere gün olmuyor. Uykusuzum, susuzum ve yaralıyım. Kim saracak yaralarımı diye bekliyorum,kimse gelmiyor, ben yine yalnızlığıma ağlıyorum.. Keşke her yol sana getirse beni!! Ben ne kadar dirensem de gelmemek için sen ne kadar gelme desende… Karşımda öylece dursan…Sana sarılmak için içim içimi yese ama elini bile tutamasam..Sadece baksam….
Keşke SEN yanlız benim olsan yanlız beni sevsen…hiç gitmesen.. Ayrılmasak bi daha her ayrılış öyle acıtıyo ki yüreğimii…. Git demesen bu defa kalacaktım halbuki…Ama…Yoksun..olmadın olmaktaıistemiyorsun…Başka hayatlar bizim ki haklısın da…Sen başkasının olacaksın ben baskasının… sevgi demek az geliyor yüreğimdeki duyguya…Belki aşk belkide başka birşey bilmiyorum
Ölesiye sarılmak SENİ SEVİYORUM diye haykırmak istiyorum O güzel gözlerinde yalnız kendimi görmek istiyorum…
Sana ne demeliyim inan hiç bilmiyorum CANIM demeliyim çünkü;Bu can senle yaşıyor HOŞGELDİN HAYATIMA…Zor oluyor tekerlekleri kırılmış bir çek-çekle yokuş yukarı tırmanmak. Zor oluyor, tek kanatla kalmışken özlem dağlarını aşmak. Onu en özlediğiniz zamanda,aklınız bir komutan olup, emir veriyor korku adlı askerlerine:
’sessizlik nöbetinizi aksatmayın’ diye. Resmine bakıyorsunuz… Artık gitme demeyeceğim, zaten iyice hazırsın bu sefer.Herşeyi yanında götür; anılarımızı, umutlarımızı, sevgimi de al belki lazım olur.
Tek kelime etmesem diyorum, ama etmeliyim, sana bilmediğin bir şeyden bahsetmeliyim; kendimden. Evet, onca zaman tanıdığını sandığın benden.Hırçın yanımı gördün daha çok, oysa öyle uysal bir çocukmuşum ki.
Neydi beni zaman zaman hoyrat yapan?Sanırım, düşünmedin.
Birini ayrı tutsam da renklerin hepsini sevdim, mevsimleri de.Aslında çok şey var sevdiğim,Ayrılık yüreğimi karıncalandırıyor nicedir…Beynimi uyuşturuyor özlemin…Çok sık birlikte olmasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca yıl içimi nasıl ısıttığını yeni yeni anlıyorum.Yokluğun, hatırlandıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıkıp sürekli bir boşluğa dönüşüyor.Sabahlara seni okşayarak başlamaları, akşamları her işi bir kenara koyup seninle baş başa karşılamaları özlüyorum; oynaşmalarımızı, yürüyüşlerimizi, sevimli haşarılığını, çocuksu küskünlüğünü…Nasıl da serttin başkalarına karşı beni savunurken; ve ne yumuşak, Aşka Çağrı Mutluluk kuş değil, konmaz avuçlarına,Kaygısız kaldın aşka, haydi biraz sen yaklaş.
Bir tereddüt yapışmış o kirpik uçlarına,Sevecen gönlümüzle daha tanışmadın ki.Uçarsın dallarımdan serçeler gibi ürkek,
Ne niyetin bellidir, ne de tuttuğun dilek Dudakların sır vermez, ama gözlerin selek, Utangaç aşık gibi, kaçtın, konuşmadın ki.Senin hayallerin var mıdır? Yada hayallere inanır mısın? ifade edebilir misin hiç yaşamadığın duyguları?
Uyku tutmayan gecelerde hayal kurar mısın? Yada yaşayamadığın şeylere ağlar mısın?
Gücüne giden şeyler gelir ansızın beynine? Kendini yalnız hissedip acıdan başını yastığa gömüp ağlar mısın? Sonra odana arkadaşın yada annen girdiğinde gözyaşlarını saklayıp sesinin boğukluğunu saklayabilir misin? Düşlerinin ardından gider misin? Mutsuzluğu yada Mutluluğu tarif edebilir misin?
Aklına gelir mi göz yaşlarının sebebi? Kimsesizliğe sahipsizliğe katlanabilir misin ? Sebepsizce seni bırakana hakkını helal edebilir misin? Sabahları göz yaşlarınla yüzünü yıkar mısın? Bir duygunun esiri aklım, sadece delicesine yaşamak var seni seninle. Özgürlüğün pençesinde kıvranırken düşüncelerim de hep sen varsın düşüncelerimde. Sen, gözlerimdeki hayal, bakışlarımdaki tutarsızlık, sen gecem, sen gündüzüm gibisin. Bir yolun başındaki kararsızlığımsın. Başlamak istediğim ama bir o kadar korktuğum bir yol. Seni istiyorum geceler boyu karşımda, korkmadan dokunmak sana. İçimdeki yangınların ötesinde sarılmak hiç bırakmamacasına.Kabulleneceksin !! Bi insanın başkasını hep aynı şiddetle sevmesi mümkün değildir, bunu kabul edeceksin !! Az sevdigini hissettiginde daha çok sevmeye , çok sevdigini hissettiginde korkup az sevmeye ÇaBalaYacaksıN …

Yakuphan ULU