Gecenin ilerleyen saatlerindeyim yine .Kelimeler gece bende yerini buluyor nedense ?!Klavye tuşlarının tıkırtsındanmıdır nedir? Gecenin sessizliğinde .Klavyede yazsamda hala kitap ve mürekkep kokuları duyuyorum ilginç değilmi …Bu da teknolojiye alışmanın bir çabası sanırım bende .Yazı yazmayı seviyorum dedim, bir o kadarda yazılarımı paylaşmayı istiyorum.Yazdıklarım okunsun da ruh bulsun istiyorum ,yorum bırakılsın istiyorum….çok şey istiyorum aslında …Ben ateş gibi yanarak,düşsel olarak ve zihinsel kıvılcımlarım düştüğü yeri yaksın istiyorum..Bir arkadaşım var onun yazmaya dair hiç bir sorunu yok bana kalırsa .Cümleleri istediği renkte ifadelere sarıp boyayıp boyayıp farklı yazılar çıkartabiliyor.Aynı cümleler belki ama hikayeleri farklı olabiliyor… Yazdıkça , paylaştıkça kendini mutlu etti,yani yazdıkça kendisine yaklaşıyordu.İç dehlizlerinde gezmenin keyfini , keşfini benimlede paylaşıyordu zaman zaman .Acı ama tatlı kendisinden yansıyan birşeyler koyuyordu ortaya.Ben de yazdıklarına tepkisiz kalamıyordum .Yazılarını okuyordum okuyordum,derinliklere iniyordum,bazen o derinlikten çıkamayacakmışım gibi geliyordu.Ama okudukça okudukça yüzeylere çıkıyordum.Nedeni beni düşündürüyordu .Hayal kurduruyordu.Neyse ben bir öyküye başlamıştım Tavanarasında ki sandıkta bulduğum bir karalama defterim sayesinde.Uzun süredir arıyordum o defterimi , başladım yaşadıklarımdan hareketle bir yazı yazacaktım oysa ama üzerinde üç gün çalıştım..Bir daha da o deftere dönmedim…Tamam ben ne yazacaktım öyleyse yaşadıklarımı yazamayacaksam ne anlamı vardı diye düşündüm …Sonra yazmak sadece yaşadıklarımızı anlatmak değildi.Yazmak sadece uzman olduğumuz konularda bilgi vermekte değildi.Neydi yazmak içinden geldiği gibi ,..İçsel , düşsel ve dilsel kıvraklıktı ..Bazen fantezi,kurgu bazen de çılgınlıktı yada delilik diyelim . Bazen de hayatın tam kendisiydi. Acıydı, aşktı,ayrılıktı, ölümdü,özlemdi,kavuşamamaydı, yardı, küçük bir çocuktu,bazende hayaller diyarında bir prensesti , bazen ses oluyordu , bazen koku … Yazdıklarım hiç bir zaman bire bir statik olmadı, Olamazda sanırım.Bana göre yazmak ne öyleyse sıkı durun doğurmak gibi bişey…Bayanlar bunu çok iyi bilirler.Şimdi Erkek yazan arkadaşlar bana kıs kıs gülüyorlar… ama doğru.
Sonra beni yine bir düşünce aldı …Sırf o an hissettiklerimiz , içinde bulunduğumuz ruh hali tek başına bir şey ifade etmemeliydi.Yazı yazmak bu olmamalıydı.Gözüme , aklıma çarpan, ekosu kulaklarıma düşen , sanki bir resime başlarsında o tüm kağıdı , o bembeyaz kağıdı dolduran renkleri bir araya getirmekle mümkündü yazmak.O zaman bir anlam kazanırdı.Şu an aklımda en az 7 tane öykü olacak konu var.Var ama bilinçsel bir kurgum yok .Kuramıyorum…Nedeni kahramanlarımla yüz yüze gelemiyorum, onları konuşturamıyorum.Oysa içinde olamadığımız bir şeyi kurgulamak için o şeyle ilgili bağlantılar kuracak meteryalleri okumak, gözlemlemek, araştırmak gerekir en azından hissetmek gerekir .Tüm bunlarda ciddi bir zaman gerektiriyor. Yani kısaca o anı yaşamak..İşte böyle düşününce o yazımı orda bıraktım.Bazen yazı yazmayıda bırakayım diye düşünüyorum.Sonuçta bir kazancım yok ona keza kaybedeceğim birşey de yok,yazmayı seviyorum…Aklımdaki kelimeleri ,aklımla oynadığım akıl oyunlarımı , cümlelerin gerekliliğini , bazende yetersizliğini aktarmalıyım biryerlere .Ne de olsa söz biter yazı kalır mantığıyla. Diğer taraftan benim acılarım vardı, acılara yansıyan kelimelerim,Hayatın tokatına tanık olduğum cümleler.Okuduklarımın işittiklerimin yansıması vardı..Ne olacaktı onlara benim kendimceme ?!!! Biliyorum , hiçbir şey ilk kez yazılmayacaktı,ilk kez söylenmeyecekti ama en azından kendimce olacaktı.
devamı olacak klavye dostlarıma …