Üye değilmisin? Üye ol | Şifrenimi unuttun?
Paneli kapat

16

Mar

2009

mucize diyet

By Klavye. bulunduğu kaegori K e n d i m c e, Mutfak | yorum yok, ilk Yorumu sen yap »

54861İŞTE SARMISAKLI ÇAYIN TARİFİ
Küçük bir taze zencefili soyun ve 2 fincan suyla kaynatın. 6 dakika kaynadıktan sonra içine 2 diş ezilmiş sarmısak 2 çay kaşığı bal ve 2 çay kaşığı limon suyu ekleyin ve iyice karıştırın. Çayın soğumasını bekledikten sonra süzün ve soğuk için.

Bu çayı sabah içebileceğiniz gibi günde 3 defada içebilirsiniz.VE hafta devam edin… Yaklaşım bir ayda 11 ve 17 kilo arası veriyorsunuz…

Doğum sonrası kilo verme rehberi
Uzmanların ilk önerisi ;etkin emzirmek. Etkin emzirme bebeğin en az 6 ay süreyle anne sütüyle ;su; bile verilmeden beslenmesinden ileri geliyor. Emzirme sırasında bir anne yaklaşık 500 kalori harcıyor
bu da yaklaşık bir saat aralıksız yüzmeyle harcanabilecek bir kalori.Uzmanlar emziren annelerin sıkı diyet yapmamalarını öneriyor. Bu nedenle günde en az 5-6 öğün yeyip 2200 kalori almaları gerekiyor.
Gebelik sırasında dengesiz
düzensiz ve yüksek kalorili beslenen anneler doğum sonrası kilo verirken sorunlar yaşıyor. Anne hamilelik döneminde 8-10 kilo alırsa doğum sonrasında daha kolay forma giriyor ancak hamilelik döneminde 15-20 kilo alınırsa bu kilolar daha zor veriliyor.Doğumdan sonra annelerin 1 yıl içinde ideal kilolarına dönmeyi hedef olarak belirlemeleri ve 6 ay içinde harekete geçmeleri öneriliyor.Özellikle karnın büyüyüp vücudun öne doğru eğilmesiyle annenin sırtı buna uyum sağlayamaz ve ;kamburluk; artar. Göğüsler büyüdüğü için annenin duruşunu destekleyecek kalın askılı sutyen öneriliyor. Gerekirse korse de verilebiliyor.

 

12

Mar

2009

yazma serüvenim-tavanarası

By Klavye. bulunduğu kaegori Tavanarası | yorum yok, ilk Yorumu sen yap »
Gecenin ilerleyen saatlerindeyim yine .Kelimeler gece bende yerini buluyor nedense ?!Klavye tuşlarının tıkırtsındanmıdır nedir? Gecenin sessizliğinde .Klavyede yazsamda hala  kitap ve mürekkep kokuları  duyuyorum ilginç değilmi …Bu da teknolojiye alışmanın bir çabası sanırım bende .Yazı yazmayı seviyorum dedim, bir o kadarda yazılarımı paylaşmayı istiyorum.Yazdıklarım okunsun da ruh bulsun istiyorum ,yorum bırakılsın istiyorum….çok şey istiyorum aslında …Ben ateş gibi yanarak,düşsel olarak ve zihinsel kıvılcımlarım düştüğü yeri yaksın istiyorum..Bir arkadaşım var onun yazmaya dair hiç bir sorunu yok bana kalırsa .Cümleleri istediği renkte ifadelere sarıp boyayıp boyayıp farklı yazılar çıkartabiliyor.Aynı cümleler belki ama hikayeleri farklı olabiliyor… Yazdıkça , paylaştıkça kendini mutlu etti,yani yazdıkça kendisine yaklaşıyordu.İç dehlizlerinde gezmenin keyfini , keşfini benimlede paylaşıyordu zaman zaman .Acı ama tatlı kendisinden yansıyan birşeyler koyuyordu ortaya.Ben de yazdıklarına tepkisiz kalamıyordum .Yazılarını okuyordum okuyordum,derinliklere iniyordum,bazen o derinlikten çıkamayacakmışım gibi geliyordu.Ama okudukça okudukça  yüzeylere çıkıyordum.Nedeni beni düşündürüyordu .Hayal kurduruyordu.Neyse ben bir öyküye başlamıştım Tavanarasında ki sandıkta bulduğum bir karalama defterim sayesinde.Uzun süredir arıyordum o defterimi , başladım yaşadıklarımdan hareketle bir yazı yazacaktım oysa ama üzerinde üç gün çalıştım..Bir daha da o deftere dönmedim…Tamam ben ne yazacaktım öyleyse yaşadıklarımı yazamayacaksam ne anlamı vardı diye düşündüm …Sonra yazmak sadece yaşadıklarımızı anlatmak değildi.Yazmak sadece uzman olduğumuz konularda bilgi vermekte değildi.Neydi yazmak içinden geldiği gibi ,..İçsel , düşsel ve dilsel kıvraklıktı ..Bazen fantezi,kurgu bazen de çılgınlıktı yada delilik diyelim . Bazen de hayatın tam kendisiydi. Acıydı, aşktı,ayrılıktı, ölümdü,özlemdi,kavuşamamaydı, yardı, küçük bir çocuktu,bazende hayaller diyarında bir prensesti , bazen ses oluyordu , bazen koku … Yazdıklarım hiç bir zaman bire bir statik olmadı, Olamazda sanırım.Bana göre yazmak ne öyleyse sıkı durun doğurmak gibi bişey…Bayanlar bunu çok iyi bilirler.Şimdi Erkek yazan arkadaşlar bana kıs kıs gülüyorlar… ama doğru.
Sonra beni yine bir düşünce aldı …Sırf o an  hissettiklerimiz , içinde bulunduğumuz ruh hali tek başına bir şey ifade etmemeliydi.Yazı yazmak bu olmamalıydı.Gözüme , aklıma çarpan, ekosu kulaklarıma düşen , sanki bir resime başlarsında o tüm kağıdı , o bembeyaz kağıdı dolduran renkleri bir araya getirmekle mümkündü yazmak.O zaman bir anlam kazanırdı.Şu an aklımda en az 7 tane öykü olacak konu var.Var ama bilinçsel bir kurgum yok .Kuramıyorum…Nedeni kahramanlarımla yüz yüze gelemiyorum, onları konuşturamıyorum.Oysa içinde olamadığımız bir şeyi kurgulamak için o şeyle ilgili bağlantılar kuracak meteryalleri okumak, gözlemlemek, araştırmak gerekir en azından hissetmek gerekir .Tüm bunlarda ciddi bir zaman gerektiriyor. Yani kısaca o anı yaşamak..İşte böyle düşününce o yazımı orda bıraktım.Bazen yazı yazmayıda bırakayım diye düşünüyorum.Sonuçta bir kazancım yok ona keza kaybedeceğim birşey de yok,yazmayı seviyorum…Aklımdaki kelimeleri ,aklımla oynadığım akıl oyunlarımı , cümlelerin gerekliliğini , bazende yetersizliğini aktarmalıyım biryerlere .Ne de olsa söz biter yazı kalır mantığıyla. Diğer taraftan  benim acılarım vardı, acılara yansıyan kelimelerim,Hayatın tokatına tanık olduğum cümleler.Okuduklarımın işittiklerimin yansıması vardı..Ne olacaktı onlara benim kendimceme ?!!! Biliyorum , hiçbir şey ilk kez yazılmayacaktı,ilk kez söylenmeyecekti ama en azından kendimce olacaktı.
devamı olacak klavye dostlarıma …
 

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

maglupprensrw4

Varlığını hiç bilmediğim bir ülkeden kovuldum aslında, hayal ülkesinin mağlup prensi tarafından…  

Bilmem, vazgeçmek lazım belkide bişeylerden…

 Bazen hic birşeyin tadı kalmaz…
Önüne ne sunulursa sunulsun zevk alamazsın…
Kendine benzeyen insanlar aramaya baslarsın çevrende, bulamazsın..
Gecenin seni esir aldığı an o andır işte…
Yalnızlık büyüler seni öyle zamanlarda…
Herşeyden ve herkesten kaçmaya başlarsın…
Hayata karşı pes etmeyi planlarsın kendince…
Vazgeçmek istersin herşeyden…
Ama hayat acıda olsa bağlar seni kendine…
Kurtulamazsın ellerinden…
Bırak beni lanet olası şey diye bağırmak istersin ama bağırmana bile izin vermez…
Ona karşı yenilmene bile izin vermez!
Sadece acısını dağıtmak ister yüreğine…
Acısı tükendiğinde ise hiç beklemediğin bir anda kendi kaldırıp atar seni…

 

apaySanırım depresyondayım. Şaka değil cidden. Olmasını istediğim birşeyler var ama olmuyor işte …Az bir ilerleme görüyorum o birsey gerceklestiğinde de mutlu etmiyor beni. Yada bu sanal alemin bir yan etkisi olsa gerek. Herkes buraya eğlenmek , iyi vakit geçirmek için , araştırma yapmak için , ne bileyim günümüz imkanlarından yararlanmak için gelirken ( ki bu sadece ben değil herkeste böyle) tam tersi nedense gerginlik yumağı olup çıkıyoruz. Peki buna sebep ne?..Kişisel egolar mı? Karşındaki insanı sen (kendin) gibi bilip ona göre klavye tuşlarına basıyor olmak mı? Herkes dost. Ama nerde bitiyor bu dostluk noktası. Ya da sebep ne ise düşman?Kimse kimseyi dinlemiyor. Basit sebepler hasımlık sebebi. Bir amaç için kullandıĞın net oluyor sana stres sıkıntı aracı. Anlamadığım kim kimi ne kadar tanıyor, İncitme hakkını nerden buluyor .Birilerini kırmak adına sarfedilen cümleler gerçek hayatı aratmayacak kadar acımasız olabiliyor.O zaman her şey gerçek oluyor, sanal olduğu anımsanmıyor bile. Gerçek bir intikam alma düşüncesine kapılmak …Çok duydum genele yazılanlardan ” nerdesin lan oraya gelecem adres ver” lere kadar gidebiliyor hınçlar. Ama dost arkadas dediğimiz yada sadece aynı ortamda bulunduğumuz birini kaybetme raddesine geldiğinde iş ” aman ya boşver sanal işte giderse gitsin” denilebiliyor.. Sanal olduğu orada işimize geliyor nedense. Her ne kadar klavye ucunda birer sanal olsakta , gercekte birer insan olduğumuzu unutuyoruz. Adının sanal olduğu bu ortamda istiyorum ki dostluklar da adı gibi sanal olmasın. Varsa bir dostluk adı gercek olsun . Dostlukların daim ve gerçek olması dileğiyle…
Ben iyimserliği düşünen bir insan olarak, artık iyimserliğimi de bu ekran içersinde kaybettiğimi düşünüyorum.
Ancak öğrendiğim bir konuyuda buraya yazmak istiyorum.Sizi msn ‘ sine kabul etmiş biri , sizde bilerek yada bilmeyek kabul etmişsinizdir.Ancak o sizi takibe almıştır…Yani o kişi orda sizi izliyordur .Ancak silmiş olmanıza rağmen belkide engellemediğiniz için …Her neyse benim msn ‘ de beni engelleyeni nasıl bileceğim ? diyorsanız size yardımcı olayım :
Cevabı basit, seçenekler menüsünden gizlilik butonunu tıklayın, oradaki kişilerin üzerine fareyle sağ tıkladığınızda “sil” butonu etkinse engellenmişsiniz demektir….
Asıl soruya gelecek olursak,
Msn’ de engellenmek nasıl bir duygudur??
Valla açıkçası ben sinir oldum kardeşim engelleyeceksen niye ekliyorsun ? değil mi .Ben sana beni ekle mi dedim ?
K
lavye Dostluğu adına saygılarımla…:
 

Ya kendin gibi görün yada gözüme hiç görünme!

 

Aziz Nesin’in, değil ülkemiz de dünya da yeri doldurulamayacak … işte bir hikayesi:

Doktora gelen adam:”Hastayım der,hayattan zevk alamıyorum. Açlar aklıma geliyor,yemek yiyemiyorum.Çıplaklar hatırıma geliyor,onlarla birlikte üşüyorum. Her cinayette kendimi suçlu buluyorum.Her katil bıçağının kabzasını sanki benim ellerim tutmuştur.Her atılan kurşun benim kalbime saplanıyor.Bütün bu toplumun suçları benim omuzlarıma yüklenmiş…Artık gülmesini unuttum.”
Doktor, hastasını omuzundan tutar,pencerenin önüne getirir,perdeyi aralar, parmağıyla karşı duvardaki afişi gösterir.Bu afişte, bir sirk palyaçosunun reklamı vardır. “azizim, der şu palyaçoyu görüyor musun ? Tavsiye ederim, her gece bu palyaçonun gösterilerine git.Bütün kederini,elemini,derdini unutursun, gülmeyi, kahkahayı oğrenirsin. Hayattan yeni baştan zevk almaya başlarsın.
Hasta başını eğer;”doktor” der, “işte o palyaço benim! ”
Aziz Nesin

Çok kişisel not :Mezarın Nesin vakfının bahçesinin her neresinde ise, rahat uyu Azizi Nesin, senden sonra pek bir şey değişmedi buralarda… Mezarı kendi isteği üzerine, yoksul çocuklara eğitim vermek için kurduğu ve tüm servetini bıraktığı Nesin Vakfı’nın bahçesinde ,yalnızca oğlunun bildiği bir yere gömülüp üzeri greyderle geçilerek toprağa karışmıştır. “taş maş da istemez hani” üzerimde mutlu çocuklar gülsün oynasın yeter demiştir. Kendi inancıyla son derece tutarlı bir ölüm olmuştur anısı önünde saygıyla eğiliyorum. Kanımca, ülkemizde Türkleri en iyi şekilde tanıyan ve tanımlayan aydınlardan biridir. Kitaplarında bahsettiği kara mizahi öğelerin az çok benzerleri zamanla bir bir gerçekleşmiş, yurdumuzun çeşitli yerlerinde hayat bulmuştur.Ayrıca kitapları yabancı dillere en çok çevrilen yazarlardan biridir, özellikle İran, Pakistan ve Fas gibi islam ülkelerindeki izinsiz çevirileri de hesaba katılırsa bu konuda ilk sıraya çıkacağı şüphesizdir.Esas kahramanının isminin Hasan olduğu hikayeleri, genelde kendi başından geçen olaylardan yola çıktığı hikayelerdir.
Pek bilinmese de hafızdır aynı zamanda. Bu arada gerçek adı Mehmet Nusret ‘dir.Kitaplarının çoğu karşımıza Kemal Sunal filmi-klasiği olarak çıkmış, eğlenceli hikayeler yazmış başarılı ve çalışkan yazar. Aziz Nesin fikirlerini dobra dobra söyleyen ilginç bir insandır.İnsanları provoke eden söylemleri çok fazla olmuştur. Milletin yüzde altmışını aptal ilan etmesi, daha sonra düzeltiyorum yüzde atmış değildir 12 eylül anayasasına oy veren herkes aptaldır(%90) demesi. amacı esasında kötü çocuk rolü oynayarak insanları düşünceye sevk etmektir Kur’an ve İslam ile ilgili düşünceleri ve söyledikleri ise yıllardır söyleye geldiği şeylerdir. Sivas katliam’nda provokatör olarak gösterilmesi katliamı düzenlerin oyunundan öte bir şey değildir bence …Burda amacım siyaset yapmak değil çünkü katliamın arkasında derin devlet vardır.Ve çok net söylüyorum Aziz Nesin diye bir insan var olmasa bile bu katliam olacaktı. Aziz Nesin yerine ……….. derlerdi, ………… derlerdi bir bahane bulurlardı. Böyle işler bir iki densizin çıkıp bağırmasıyla olmaz planlı programlıdır. Bu arada “sen hiç bi .ok bilmiyosun, ama hiç bir .ok bilmediğini de bilmiyosun !!!”sözünün sahibidir…

 

devamını oku »