
Bir gece aniden uykunuz kaçar. Biraz hava almak için balkona çıkmak istersiniz,çıkarsınızda… yıldızları seyredersiniz…Ay ‘ a bakarsınız …Hatta seyrekte olsa evlerin yanan ışıklarına …Bazen bir kedi takılır gözünüze , çöpleri eşelemekte :roll: Bazen o balkondan adımınızı atmayıda düşünebilirsiniz , gecenin karanlığına ,sessizliğine karışmak istersiniz ..Kayar birden eliniz ,balkon demirlerinden yerde buluverirsiniz kendinizi…İşte bu kadarcık küçük bir kazayla, bir daha yürüyememe tehlikesiyle karşı karşıya kalırsınız…Belki de ölür gidersiniz …
Dostlar merhaba demek istiyorum. Çünkü yazımı okuyan ve paylaşan herkes, yazın dostumdur. Öyle kabul ediyorum. Klavye Dostluğu adına ,günlük olarak yazamıyorum uzun süredir. Yukarıda ki yazımdan da anlamışsınızdır aslında insanın hayatında dibe vurduğu ve kurtulmak için çabalar sarf ettiği dönemler vardır. Ben de onu yaşıyorum. Ben yoksam, diğer gelişmelerin ne önemi var ki?
Bencilce belki, bu düşünce ama öyle düşünüyorum.
Ben yoksam, bize nasıl faydalı olabilirim ki?
Ben yoksam, sevdiklerime nasıl yararlı olabilirim ki?
Ben dipteysem, sevdiklerimin ve değer verdiklerimin hayatını nasıl kolaylaştırabilirim ki?
Ve ben dipteysem, beni dostu olan gören kişi yanımda değilse, paylaşılanın ne anlamı vardır ki? Ve hangi söylenen gerçektir ki? Ya da hangi yapılan? Ya da kim gerçek dosttur?
Bensiz hayatın anlamı ne ki?
Hayat ben varsam devam ediyor. Bencilce ama böyle, çoookkk doğru …Ben yoksam hayat da yok. Ve ben hayatın umurunda değilim. Hayat, benim (bizim) umurumuzdaysa hissediyoruz. Yaşıyoruz. Acıları sevinçleri iliklerimize kadar. Yaşadığımız her acı bizi yaralıyor. Başkasını değil. Yaşadığımız sevinçler bizi çoğaltıyor. Başkasını değil…
Ve biliyoruz ki, “acılar paylaşıldıkça azalıyor, mutluluklar ise paylaşıldıkça çoğalıyor.”
Ve hayat bize çoğaltıyorsa beni, hissediyor ve çoğalıyoruz. Yaşadıklarımız bizi çoğaltmıyorsa, hayat anlamını yitiriyor.
İşte onun içindir ki, geleceğe çoğalarak değerler bırakıyoruz. Kimilerimiz çocuklar, kimilerimiz eserler, kimilerimiz ise bir zaman sonra unutulacak anılar bırakıyoruz.
Ve çok az insana mal olan, tarihe unutulmaz isimler bırakıyoruz. Ne çocukların, ne anıların anlamı oluyor? Varsa yoksa bıraktığımız değerler oluyor geleceğe, unutulmamak adına….
Son iki yıldır yaşadığım tüm acılar ve sevinçler, umutsuzluklar ve umutlar…Geride bıraktığım hayatımın en anlamlı dersleri oldu bana….
Önemli olan b i r i n i yitirmek
Hayatta en önem verdiğim birini yitirdim…Ölmedi Allah ona uzun ömür versin …Ama ben öyle hissediyorum,yitirdim. O olmadıktan sonra hayat bana bir anlam ifade etmiyor. Ve biliyorum ki, yitirdiğim birine , arkadaşıma , dostuma dipte durarak yoldaşlık yapamam. Dipten çıkarsam, eski ben değil, geçmişten ders çıkarmış yeni ben olabilirsem hayatımı anlamlandıracağım ve yitirdiğim o birisiyle yeniden yoldaşlık yapabileceğim.
İşte bunun içindir sevgili dostlar, yaşadıklarımızdan ders çıkarabiliyor ve hayatımızı – kendimizi- değiştirebiliyorsak -bunun için adımlar atabiliyorsak- hayat anlamlı.
”Değiştim” demekle değişim olmuyor. Zaman gerekiyor… Zamanın bilgeliğine bırakmak gerekiyor kendini. Değişmek istediğinde, zamanın ruhu sana yoldaşlık yapıyor ve zaten yanında oluyor.
Hesapsız dostluklar kurmaktır, asıl olan…
Yitirilen dostlar, hayatlarına devam ediyorlar. Ve ben onları çok seviyorum. Hayatımın anlamı ve umudu olan dostlarıma selamlar gönderiyorum.
Eskiden olduğu gibi yeniden beraber olacağız. Geçmişten dersler çıkararak… Ama eski olan ben olarak değil.
Yeniden konuşacağız, hoş sohbetler yapacağız ve yeniden dostluklara merhaba diyeceğiz.
Nasıl ilişki yaşarsanız yaşayın. Yeter ki, dost olun. Hesapsız kitapsız. Çıkarsız, içten…
Ve dostunuz ise ‘dostum’ dediğiniz kişi, siz kötü durumda olduğunuzda, yanınızdaysa dosttur.
Ve siz ‘dostum’ diyorsanız dostunuza, o kötü durumda iken, kötü olduğunu hissettiğinizde hesapsız yanında iseniz dostsunuzdur.
İşte budur asıl gerçek olan. Onun yanında çıplak iseniz, arınmış iseniz dostsunuzdur, dostunuzdur.
Gerçek dostlukları kurabilenlere ve yaşanılan dostluklara ihanet etmeyenlere. Dostlarının yanında olurken hesapsız olanlara… Selamlar… Önlerinde saygıyla eğiliyorum.
Son söz: Hayatında gerçek dostlukları kuramayanlar, ne kadar fakirdirler. Dostluklarla, hayatını zenginleştirebilenler ne kadar zengindirler, aslında.
Ben yeni öğrendim bunu..Bu gerçeği daha önce öğrenebilseydim.… Yine de hiçbir şey için geç değildir. Hayatın asıl gerçeğini öğreten dosta, hayatımı zenginleştiren ve yaşattığı her değer için teşekkür ediyorum.
Teşekkürler sevgili dost, teşekkürler… Öğrettiklerin için…
Ve hayatımın en büyük dersini verdiğin için…
Son Tavsiye:
Mükemmel bir itiraf oldu … Ben neyi mi anlatmaya çalışıyorum ???: Hayatınıza bir dönüp bakın; “sorun” olarak benimsediğiniz şeylerin ne kadarı gerçekten “sorun” acaba? Bir tarafta yarı aç uykuya dalanlar, bir tarafta binlerce dolara Paris’teki “bilmem ne” mağazasından aldığı kıyafetin aynısı başkasında da var diye sinir krizine girip bütün geceyi kendine rezil edenler… Hayattan beklentilerimiz arttıkça mutlu olduğumuz anların süresi kısalıyor. Halbuki bu kısacık hayatın tadını çıkartabilecek kadar sağlıklıysak kendimizi çok ama çok şanslı saymalıyız… İnsan olmayacak şeyleri kafaya taktıkça üzerinde negatif enerji biriktirir ve bu enerjiyi etrafına saçarak güzel olan şeylerin de bozulmasına sebep olur. Mutlu olmanın altın kuralı, beklentileri en ideal düzeyde tutarak insanı içten içe zehirleyen gereksiz hüsranlardan kurtulmaktır. Bu yazdıklarım binlerce yıl önce ünlü filozofların yazdıklarının günlük konuşma dilinde özetlenmiş hali. Bunları anlamak için kitap kurdu olmaya gerek yok, biraz kendi hayatınıza bakın yeter… -Filozof olsam kimse beni dinlemez diyen Hacer diyor ki:
“unutulmayı da göze alırım evet” “sen beni ne kadar üzersen üz hayat,gene de sana teşekkür ederim” diyebilmektir,asla unutmayacağınızın unutmasına bile aldırmayabilmektir,geçmişteki mutlu anları iyi duygularla anabilmektir….ama onları özlememektir,ne kadar belirsiz olsa da geçmişe sığınmak yerine ileriye bakmaktır.Çok az insanın yaşayabileceği kadar güzel şeyleri yaşayabildiği için…Çok az insanın hissedebileceği bir sevgiyle sevildiği için,yaşadıkları etrafını saran herkeste,herşeyde,heryerde bir anı bırakacak kadar içine işleyebildiği için tüm kavgalara,kötü sözlere,kötü sonlara,kendini paramparça hissetmelere rağmen minnettar olmaktır.kişinin gerçekten büyüdüğü andır hayata teşekkür ettiği an…
Hayat sana teşekkür ederim;
Hayat Sana Tesekkur Ederim - 12
sezen aksu‘nun deliveren albümünden bir şarkı:”oyuncak bebekleri sevmedim çok evcilik oynamayı
alkışı sevdim bıçak sırtlarında dolaşmayı
tehlikeli sularda seyredip pupa yelken
geçici emniyetlere ulaşmayı
kadınları erkekleri romanları
hele başkaldıranları
acılarım oldu herkes gibi elbet
herkese kısmet olmayan sevinçlerim
unutulmayı da göze aldım evet
hayat sana teşekkür ederim”
Bu gerçekten son sözüm madem ben bugün doğdum
HAYAT SENİ SEVİYORUM… HAYATIMDAKİ HERKEZİ VE HERŞEYİ SEVİYORUM!!!