Üye değilmisin? Üye ol | Şifrenimi unuttun?
Paneli kapat

27

Şub

2009

zaman içinde zaman

By Klavye. bulunduğu kaegori Klavye Tuşları | yorum yok, ilk Yorumu sen yap »

Perihan Sayın-Güzel sanatlar II.Sınıf.öğr.Eskişehir-

 

Zaman içinde zaman
Öyleyse zaman ne? Hiçkimse benden bunu sormasa diliyorum ; ama soran kişiye de ne açıklamak istesem bilmiyorum. Gene de kesinlikle şunu söyleyebilirim: hiçbir şey olmamış olsaydı, geçmiş zaman olmazdı, hiçbir şey olacak olmasaydı gelecek zaman olmazdı, hiçbir şey olmasa şimdiki zaman olmazdı. O halde şu iki zaman geçmiş ve gelecek geçmiş artık olmadığına göre gelecek de henüz olmadığına göre, ne biçimde vardır? BU ZAMAN…. Bir eylemin gerçekleşmesi için , olmazsa olmaz iki seçenek vardır.Bunlardan biri eylemi yapan kişi, diğeri de olayın yapılma zamanı…Bu nedenle eylem geçen var olan zaman , sözcüklerle tanımlayamayacağımız kadar soyuttur….Zaman başı ve sonu olmayan bir akıştır.Bir işin , bir oluşun içinde bulunduğu soyut süredir.İnsanoğlu , zaman adını verdikleri bu uçsuz bucaksız kavramı , bir takım gruplara ayırarak sınırlandırmaya çalışır.Yaşanmış an, yaşanan an, yaşanacak an… Neden mi ? söyledikleri olayların gerçekleşme ya da kendi konuşma anına göre bu zaman çizgisi üzerine yerleştirme zorunluğunu hissederler.
Zamanı şöyle bir düşünüyorum da hergün bir tarihle başlarız hayata , takvim den her gün bir yaprak daha …Ve gözler saate ilişir günde bir kaç defa… Ve o saatin sesini duyunca , çoğunlukla yalnız kaldığımda o ” tik - tak ” sesi , sıradan bir zaman ölçer sesimi acaba ? Zamanı ölçmek mümkün mü acaba ? Zaman nerede başlar , nerede biter , başlangıç olarak neyi alırsınız , meridyenleri mi , paralelleri mi , niye o değil de ötekisi…Niye Grinviç , ya da bir başka kentteki başka nokta …. Zamanın başlama noktası BEN olamaz mıydım aslında ?!!! :)))

devamını oku »

 

 11oc0

 

Klavye tuşlarına özgürce dokunarak yazmak istiyorum bu gece,her gece ellerini bağlıyorlar ki senin? yoo bağlamıyorlar!!!
Özgürlük kavramı geldi aklıma , tabii ki bunun yanında tutsaklık … yine bir hikaye ile çıkalım yola ;Adamın biri bilgelik ile ün salmış kralın yanına gider. Krala şunu sorar ” Efendim, söyleyin bana hayatta özgürlük var mıdır? Neden Kral’ a sorarsın bre adam tutuklanmak mıdır niyetin ?!Kral bizim bildiğimiz gibi kötü bir kral değilmiş anlaşılan , hele koltuk düşkünü hiç değilmiş…”Elbette” demiş kral.”Kaç bacağın var senin?”Adam soruya şaşırarak “İki efendim”demiş.Kral “öyleyse , tek bacağının üstünde durabilir misin?” Adam bir heyecanla ”Elbette” diye cevaplamış..Kral : “O halde hangi bacağının üstünde duracağına karar ver”.Adam biraz düşünmüş ve sol bacağı üstünde durmaya karar vermiş.”Tamam” demiş kral “Şimdi de öteki bacağını kaldır.”Adam şaşırmış “‘Bu imkansız kralım” demiş”Gördün mü?”demiş kral
“Özgürlük budur işte ” Sadece ilk kararı almakta özgürsün. Ondan sonrasında değil….”

devamını oku »

 

26

Şub

2009

rüya bitti

By Klavye. bulunduğu kaegori Kategorilenmemiş | yorum yok, ilk Yorumu sen yap »

 

GERÇEKTEN ÜZGÜNÜM

 

Rüyaların sonu yoktu hayatı koluma takıp yürümem gerekiyordu,Şimdi bundan önce bozduğum düzenimi teker teker ele alıp onarma sırasıydı,kolları sıvayıp başladım… Dalgaların senfonisiyle süslüyorum hayatı ve öyküleri,deniz yıldızı takıyorum gün batımlarına…..Her kalemin ucuna düşen harf sendin… Her dilimin ucuna gelen kelime sendin… Ben her yazdığım kelimede seni büyüttüm, ben her kurduğum cümlede seni büyüttüm… Sen bilmedin, ben söyleyemedim…Bahar sen varsan gelirdi, yaz sen varsan güzeldi… Her gelişin bahar, her dokunuşun yazdı bana… Ben her bahar hüzün kaplar, her yaz yaşlar akıtırdım yokluğunda… Ben her baharı sen diye bekledim, ben her yazı sen diye geçirdim… Bütün güzelliklerini sana büyütüm… Sen bilmedin, ben söyleyemedim…En ateşlisi sanaydı aşkın… En güzeli, belkide en büyüğü sanaydı… Gizli gizli yanardı yüreğimde… Aşkım büyüktü, ateşi büyüktü, giz’i hepsinden büyüktü… Gösteremedim…

 Nasıl beni yakıp, erittiğini bilemedin… Oysa sen buz gibiydin… Yine de gelmedin… Nasıl bir yürek büyüttüm sana gizli gizli… Sen bilmedin, ben söyleyemedim…her ne kadar inkar etsem de seni sevdiğim kadar sevemiyorum başkasını..hala içim gidiyor sesini duyduğumda..zaman zaman rüyalarıma giriyorsun eski günleri heybene koyup..ama gelme artık rüyalarıma sevme arttık yüreğimi..çünkü ben çoktan vazgeçtim senden,yüreğinden.Sokakta gördüklerimi filmdeki aktörleri sen sandım bir süre,Kin büyütmedim kalbimde söz vermiştim sana diye, Kitaplarını okudum kelebeklere dokunmadım, Öğrendiğim çicek adlarına yenilerini ekledim, En çok fesleğeni, çoban heybesini, aksam sefasını sevdim. Seni beklerken çok sey öğrendim, Yolunu gözlediğim, sevdiğim ilk kişi Nasılsa bulacaktır seni diye her görüşümde aynı sesle seslendim;Yalnızmış sancıları geldiğinde; çok korkmuş ya başaramazsa diye.Balkona çıkmış insanları seyretmiş başka kadınlarda çekti bu sancıyı diyerek
ve başka insanların acılarından güç alarak doğuma girmiş.Doğduğumda yaptığı ilk şey saate bakmak olmuş.Saat öğlen oniki’ye on varmış. İşte böyle demiştim kendi kendime; buraya kadarmış.Sonra çilekli pastayı, çaldığım vişneleri, limonlu dondurmayı ne çok sevdiğimi düşündüm.Saclarımı uzatacaktım, para biriktirip yollara çıkacaktım ve bir daha hiç yirmi üç yaşında olmayacaktım.Dedim ya.Bu ikimizin hikayesi…
Islandımız bütün yağmurları, dudak kanatan kalpli sızı aşklarımızı, Bizi buluşturan kaldırımları, İşte bütün bunları bütün bunları yazıyorum. Ben unutmadım diye Hatırlıyormusun sonunu değiştirmediğimiz filmleri Hayatın gerceğidir sandığımız kabullenilmiş yenikliği Bir ağızdan söylediğimiz en kahraman cenkliği,Büyürken vazgectiklerimizi yada vazgeçittirdikleri seyleri,
Gittikçe açılıp güzelleşen gözlerimi pek boyamıorum.Beğenmeyen almasın ben kendimi seviyorum deyiveriyorum.bakma öyle..Ukalalıktan kaldım aşktan kurulla geçiyorum:) muyum..
Kırıtmıyorum sadece gülümsüyorum ne de olsa tek gamzem var benim biliyormusun?:kafa karışıklığı, üzüntü varken.. Bişilere alışmaya çalışmak için çaba gösterirken başka bir kafa karışıklığına yer yoktu düşüncelerimde. Sonra attığı mesajlar üzerine cevap verdim bende. Seni üzmek istemiyorum, şuan bunu yapmam doğru olmaz hem senin, hemde benim için diye. Öyle tanıdık geldi ki bu söz. Demek ki hazır olmayan herkes kullanabiliyormuş başkasına. Öyleymiş cidden. Hazır diilim evet içimdekileri söküp atmadan böyle birşeye. Çivi çiviyi sökmez çünkü biliyorum. Geri dönüşü olmayan şeyler belki kafamı meşgul edenler ama yine de başka bir ilişki için henüz çoook erken. Belki şuan o arkadaşım kırıldı bu duruma ama asıl olumlu cevap verseydim kırılcaktı çok iyi biliyorum.
Blogumu baştan sona okuduğunu ve yazılarımda bazen üzüldüğünü söledi. Bunu da okursa eğer GERÇEKTEN ÜZGÜNÜM!!! Keşke her insan istediği şeyleri yaşayabilse ama olmuyor işte. Kimse kırılmasa ama mümkün değil. Beni üzen Bazen insanın geçmişinde yaptığı hatalar, geleceğini birebir etkileyebiliyor onu gördüm. Yaşamak istediği şeyleri yaşamasını engelleyip, hep geçmişte takılı kalmasına neden olabiliyor. Niye böyle? Neden hayatta yapılan hatalar o zamanlarda kalmıyor. Niye yaşadığımız anılar hep biryerlerde karşımıza çıkıyor??Ne kadar yas varsa ben tutuyorum; dudağımın ucunda bütün küfürler, neleri yuttum bunu da yutuyorum!! Eller bahar, bayram, düğün, şenlik! Benimse;
Belki yeniden gelir aşk şehrime! Elim havada arkandan gidişini izlerken, yağmurlar yağıyordu gamzelerime. Hani o en çok sevdiğin yerim, en çok gülünce çıkan, bir tek sen varken gülen. Bağrımı döve döve, kafama vura vura, saçımı yola yola özlüyorum ben seni. Kim zaptedebilir çığlıklarımı, kim dur diyebilir acılarıma, kim gösterebilir, kim ne kadar inandırabilir şimdi, ölümün bir yokluk olmadığına… Anlatmasın o kitaplar boşu boşuna. Benim sancımsa sol yanımda harlanan, yüreğimi de gömdülürse onunla; üstüm al açık üryan, çırılçıplak kaldıysam, kim inandırabilir güneş batı’dan doğunca kavuşacağımıza.
Biliyorum, artık sen değil ama;Yağan yağmurlarla gelen sonbaharda , daracık bir patika yolunda yürür bulurum kendimi.. Ağaçlar yapraksız kalmış yine, sensiz ben gibi.. Üzerine basmaya kıyamadığım sarı, kırmızı yaprakların sesleri, alır götürür geçmiş zamanlara beni… Yeşile bürünmüş dallar, Alnina kondurduğum buseler, heyecanla elime tutuşturduğum gül goncaları gelir aklıma… Düşen bir dal parçasıyla boğazımda düğümlenir tarifsiz duygular ve gözlerimde birikir yaşlar , Yüreğime yeniden yağmurlar yağar…Yağmur yağdı geçen gece, ben yine kaçırdım seni yerlere bezeyen damlaların dansını. Çıplak ayakla dolaşacaktım o ıslak çakılların üzerinde. Bunun keyfi bir başka olacaktı , heryerde sen…Gökyüzünden düşen ve yerde yeşeren sen…Özenli olacaktım o yağmurda, kırmayacak ve kırılmayacaktım. Yalnız olmaya inat senle yaşayacaktım aşkta ve savaşta. DERKEN… gece yarısı sen belirdin yanımda. Yağmur kokun sardı tüm benliğimi, sen doluverdin içime. Sanki o bırakıp giden sen değildin, gözlerin yine alevdi, tadın yine şarap…Yeni güne yeni hayata doğru adımlarımı sıralamaya başladım.Gün okadar güzeldi ki baharın güzelliğininde insanın sarhoş olmaması mümkün değil. Dalga sesleri eşsiz bir senfoni gibiydi kulaklarımda……
Birlikte dans edebilirmiydik acaba ? Sohbeti de kendisi de çok duruydu sanki hayat ona hiç elini sürmemiş gibi acıtmamış gibi. Evet yeni hayat penceresi bu kadın olabilirmiydi bu kadar kederden sonra? Beklediğim kadın geldi tüm gece onu seyredebilecek ve duyabilecektim ama o a herşey onun büyüsüyle durdu sanki zamanla beraber. O güzel saatlerin tadını çıkarmalıyım dedim ve kendimi onun büyüsüne bıraktım….Sonunda bu gece de bitti yatak odama döndüm, penceremi yine açık bıraktım gecenin ve sabahın sürprizleri için. bütün gün dolandım sahilde bekledim ama gelmedi daha sonraki günlerde de , anladım ki rüyaymış…
 

25

Şub

2009

meğer

By Klavye. bulunduğu kaegori A r a ş t ı r m a l a r, müzik | yorum yok, ilk Yorumu sen yap »


Ben ne çok hata yapmışım meğer,
gözüm kapalı bakmışım meğer,
yıllar geçmiş ben saymışım meğer,
dostum sanıp aldanmışım meğer!

Yıllarca sürer sanmışım meğer,
boşa kalbimi açmışım meğer,
vakit kaybıydı diyemem ama,
sen hiç dostum olmamışsın meğer!
Olsun varsın pişman değilim, biraz üzüldüm hepsi bu..
Ağlamam artık gidenlere,
ağlamam artık bitenlere,
ağlamam artık üzenlere,
ihanet edenlere!
Ben ne çok hata yapmışım meğer,
seni yokken var saymışım meğer,
yollar gitmiş ben kalmışım meğer,
aşkım deyip hapsolmuşum meğer!
Bir ömür sürer sanmışım meğer,
ben boşa kürek çekmişim meğer,
vakit kaybıydı diyemem ama,
senden çoktan vazgeçmişim meğer

devamını oku »

 

24

Şub

2009

yol arkadaşım

By Klavye. bulunduğu kaegori Klavye Tuşları | 2 yorumlar »

Yaşam bir tren yolculuğuna benzer: inilir binilir, kazalar olur. Bazı duraklarda sürprizlerle ve bazı duraklarda ise üzüntü ile karşılaşılırız. Doğup ta bu trene bindiğimizde, bazı kişilerle karşılaşırız ve bütün yolculuk boyunca onların bizimle beraber olacaklarını sanırız… Bunlar anne ve babamızdır…Maalesef gerçek tamamen değişiktir. Onlar bir istasyonda inerler ve bizleri sevgi ve muhabbetlerinden, dostluk ve yol arkadaşlıklarından mahrum bırakırlar.
Bununla birlikte bu trene yeni binenler de olur ve bizim için önemli olurlar.
Bunlar kız ve erkek kardeşlerimiz, dostlarımız ve sevdiğimiz tüm  insanlardır, hatta sevmediklerimiz de vardır bu trende…Trenden atlamak ve trenin camından fazla dışarıya sarkmak malumunuz çok tehlikelidir.Aynı hayat gibi , hayatta yaşananlar , yaşanmışlıklar gibi…
Bazıları  bu yolculuğu küçük bir gezinti gibi düşünürler. Bazıları da bu yolculuk sırasında üzülürler. Bazıları ise yanınızdadır ve ihtiyacı olanlara yardım için hazır bulunurlar. Bazıları yolda inerler ve geride sürekli bir özlem bırakırlar…Bazıları ise binerler ve inerler. Biz onları sadece kısa bir an için görebiliriz… Sevdiğimiz bazı yol arkadaşlarımızın başka bir vagonda oturduklarını ve yolculuk boyunca bizi yalnız bıraktıklarında şaşkınlığa uğrarız. Elbette ki tren içinde onları aramamıza hiç kimse engel olamaz. Bazen de onların yanına başkaları oturmuş olduğundan, bize yanlarına oturmak için yer kalmaz. Neden sıkış tepeş oturacaksınız ki ? Neden rahatsızlık vereceksiniz ki ? Bulduğunuz bir boşluğa oturuverin….Önemli değil… Yolculuk böyledir: meydan okumalar, hayaller, ümitler, vedalar…

devamını oku »

 

24

Şub

2009

gelmeyeceğini bildiği mektup için

By Klavye. bulunduğu kaegori Klavye Dostları | 1 Yorum »

Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.
Hiçbir şey silinemiyor insanın geçmişinden. Gidenleriyle, yeni katılanlarıyla bir iz mutlaka ki oluyor hücrelerde, gelen bir imza atıp gidiyor beyaz bir yüreğe. Silinemeyen ve yerine başkasının atamayacağı bir imza. Kimsenin giremeyeceği bir kral dairesi saklıdır ya her bedende. Giden gittikten sonra sıkı sıkı kapatılıp anahtarı denizin açıklarına fırlatılıp bulunmasının imkansız hale getirilmesiyle erişilen gerçek mutluluk.Bazı gecelerde gözümün önünde beliren çocuğa asıl suretini geri vermenin zamanı geldi sanırım. Hesap sormak için geldim der gibi bakan gözleri, canımı acıtıyor her defasında. Neden yaşamadın beni, ben sana ne kötülük ettim?.. Peşi sıra yüzümü kızartan ruhumu utandıran sorular. Bir göz kırpımına eşdeğer zaman aralığında yok olurken bedeni, geride gölgesini bırakıyor emaneten..

devamını oku »