Yaşamın kaynağı .Sevgi ise sevgi bir tutku, tutku bir amaç, amaç bir şeyleri birileriyle paylaşmaksa, paylaşmak dostluk, dostluk hatırlamaksa eğer hep aklımdasınız! Yeni yılda da dostluğumuzun daha da pekişmesi ve ebedi olması dileğimle daha nice mutlu yıllara!
Mutluluk bankasının sevgi şubesinde, 2009 no’lu hesabınıza, 365 gün daha yatırılmıştır. Mutlu bir şekilde harcamanız dileğiyle.. MUTLU YILLAR…

29
Ara
2008
empati kuralım hadi
By Klavye. bulunduğu kaegori Kategorilenmemiş | yorum yok, ilk Yorumu sen yap »
Merhaba… şu an okuduğum kitaptan olsa gerek ,"Adam Fawer’in Enpati kitabı", hemen bu konuyu sizlerle paylaşmak istedim.
Göğsü kınalı bir serçe varmış. Gök gürlediği zamanlar tir tir titreyerek yere yatar, gök yıkılmasın diye de ayaklarını havaya kaldırırmış. Bir yandan da "korkumdan kırk kantar yağım eridi" dermiş. Birgün birisi demiş ki "sen kendin beş dirhem gelmezsin; nerden oluyor da kırk kantar yağın eriyor?"Bunun üzerine serçe şu cevabı vermiş; herkesin kendine göre dirhemi, kantarı var; siz ne anlarsınız". Bu masalda verilmek istenen mesaj kanımca şudur: Her insanın -hatta her canlının- olaylara kendine özgü bir bakış açısı (fenomenolojik alanı) vardır. Dışardan baktığımızda bunu göremeyiz ve bu yüzden de onun bazı davranışlarına anlam veremeyiz.Kendimizi karşıdakinin yerine koyup olaylara onun gözüyle bakabilirsek, ancak bu durumda onun duygularını ve düşüncelerini anlamamız, dolayısıyla da davranışlarına anlam vermemiz mümkün olur.
Peki nedir empati?Bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. Basit gibi gözüken bu tanımın gerisinde pek çok öğe bulunmaktadır ve belki de bu yüzden söz konusu tanıma ulaşılması oldukça zaman almıştır. Günümüzde "empati" denildiğinde akla Carl Rogers ve onun konuya ilişkin çalışmaları gelir. Psikoterapi alanında empatik iletişim kurma becerisiyle ünlenmiş Rogers’ ın adı ile empati kavramı adeta özdeş hale gelmiştir. Bir kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi sürecine "empati" adı verilir. Empati tanımı üç temel öğeden oluşmaktadır. Bir insanın karşısındaki bir kişi ile empati kurabilmesi için gerekli olan bu öğeleri şöyle sıralayabiliriz:
A. Empati kuracak kişi kendisini karşısındakinin yerine koymalı, olaylara onun bakış açısıyla bakmalıdır. Yani her insan dünyaya, kendine özgü bir bakış tarzıyla bakar. Eğer bir insanı anlamak istiyorsak, dünyaya onun bakış tarzıyla bakmalı, gerçekleştirmek için de empati kurmak istediğimiz kişinin rolüne girmeli, onun yerine geçerek adeta olaylara onun gözlüklerinin gerisinden bakmalıyız. Karşımızdaki kişinin rolüne girerek empati kurduğumuzda, o kişinin rolünde kısa bir süre kalmalı, daha sonra da bu rolden çıkarak kendi rolümüze geçebilmeliyiz. Aksi halde empati kurmuş sayılmayız. Karşımızdaki ile özdeşim kurmak (ona benzemek) veya ona sempati duymak, empatiden farklı şeylerdir.
B. Empati kurmuş sayılmamız için, karşımızdaki kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamamız gereklidir. Karşımızdakinin yanlızca duygularını veya yanlızca düşüncelerini anlamış olmak yeterli değildir. Empatiyi tanımlarken bu noktayı vurguladığımızda, empatinin iki temel bileşeninden söz etmiş oluyoruz. Bunlar empatinin bilişsel ve duygusal bileşenleridir. Karşımızdakinin rolüne girerek onun ne düşündüğünü anlamamız, karşımızdakinin hissettiklerinin aynısını hissetmemiz ise duygusal nitelikli bir etkinliktir.
C. Empati tanımındaki son öğe ise,empati kuran kişinin zihninde oluşan empatik anlayışın, karşıdaki kişiye iletilmesi davranışıdır. Karşımızdaki kişinin duygularını ve düşüncelerini tam olarak anlasak bile eğer anladığımızı ifade etmezsek empati kurma sürecini tamamlamış sayılmayız. Araştırmacılar,insanların zihinlerinde kurdukları empatiyle, karşılarındaki kişiye ilettikleri empati arasında farklılık olduğunu belirtmektedirler. Karşımızdaki insanlara empatik tepki vermenin iki yolu vardır: Yüzümüzü/bedenimizi kullanarak onu anladığımızı ifade etmek. Empatik tepki vermenin en etkili yolu herhalde bu ikisini birlikte kullanmaktır. Bir sıkıntımız olduğunda, bizimle konuşan kişi, dostça bir gülümsemeyle kolumuza dokunup sıkıntımızı sözelleştirirse, örneğin "son günlerde çok bunalmışsın" derse, rahatladığımızı hissedebiliriz.
Kızılderililer birini yargılamadan evvel yargılayacağın kişinin makosenleriyle(ayakkabılarıyla)dolaş demişler. Onun ayakkabılarını giyebilmek için, evvela kendimizinkileri çıkarmalıyız. Çoğu insan kırıcı davranışlar sergiliyor, çünkü kendilerini karşılarında ki insanın yerine koyamıyor, onun gibi düşünemiyor. Empatik iletişim kuramamak karikatürlere geçmiştir; derenin iki tarafında da iki hayvan, biri ötekine sorar "karşıya nasıl geçecem" diye, öteki "zaten karşıdasın ya "der. Kör-sağır yargılayıcı bir iletişim sistemi bizimkisi.
Empatiye yardımcı olabilmesi babında insanoğlu bir takım semboller kullanmayı da geliştirmiştir.Yine empatiyle direk ilgi kurulamaz belki ama tarih boyunca kullanıla gelmiş masklar olsun, savaş boyaları olsun, (hatta abartırsak üniforma olsun) kendinden kopmak, başkası olmak, kendine yabancılaşmak amacını da taşımaktadır. Özellikle savaşlar ve kavgalarda kullanılan (fanatik futbol seyircileri?) bu tip masklar kendi benliğinin iç yüzüyle karşılaşmaktan çekinmek, mask varken yapılanları bir başkası yapmış gibi görebilme kaypaklığını sağlamak açısından da işlev görebilir.Hatta dinsel törenlerde, değişik realitellerde insanın şaşkınlığını atması açısından da yine faydalıdır,sünnet kıyafetinden gelinliğe, rahip cübbesinden metal t-shirte, kravattan uzun saça kadar giden bir çeşitlilik içine almaya kalkışmak belki abes olur ama denemekte fayda var. İnsanın esyayla olan ilişkisi içinde en ilginç olanlarından biri olsa gerek. eşyaya yüklenen anlama sahip olarak sembolik bir mesaj iletilmekte, bu mesaj "ben din adamıyım, iyi bir insanım", "ben bir askerim, öldürmem gerekirse öldürebilirim "…dikkat edin ben sizden farklıyım gibi devasa anlamlar içerebilmektedir. "üzerinde cübbesi olmadan hangi yargıç kalem kırabilir" ( bu arada bana müsaase bir arkadaşa gönderme yapacağım ; " Bir ses duyuldu satır aralarından: "mahkumun kalemi kırıldı!". Son sözüydü Kimdi ki kavuşan sonsuz bir sevdaya, nerdedir ki kavuşunca aşkını dipdiri tutabilen… " kendisine teşekkür ederim yazılarını paylaştığı için ), şimdi devam …sorusuyla özetlenebilecek bu görüşe karsşı"ben sevdiğim için metal t-şhirt giyiyorum, beni kategorize etme" cümlesi söylenebilir. Karikaturize etmek babında son bir tasvir yapalım. yumurta topuklu bir ayakkabı giyen, yeni briyantinlenmiş saçlar ve kaytan bıyık sahibi, sol elinde imamesi gümüşle bezenmiş oltu taşı tesbih sallayan, ( burada da sizden müsaade hemen babamın bana anlattığı bir anısına yer vericem , aynen az önce bahsettiğim tavırda delikanlı giyinmiş, köyünde ki çeşme başında tespihini sallıyormuş, tipik bir tehpih sallama vardır ya …Ninesi sormuş " oğlum Ekber - ona hep Ekber dermiş adı aslında Ekber değil - kızlara tesbih mi sallıyorsun burada ? onlarımı çağırıyorsun bakayiim sen ? " demiş cevap ne biliyormusunuz? " he nine , ama ben kızları çağırmıyorum ki , ister gelin , ister gelmeyin diyorum …) :))))) ,üzerinde beyaz (dikine lacivert çizgili) bir takım elbise, yakası açık koyu renk bir gomlek giymiş, açık gömlek yakası altından zincirden kolyesi (tercihe bağlı olarak zincir ucunda muska yada minik bir mermi çekirdeği sallansın) görünen bir adamla karsılaştıgınız da ne hisseder, onu nasıl algılarsınız? ,Eh ben buna dolaysız direk empati adını verebilirim.
Biryerden sonra insana rahatsızlık veren bir olay,şöyle ki kimseye kötülük yapamassınız. size biri küfretse onu dövmektense ona küfretmenin kötü bir davranış şekli olduğunu anlatmaya çalışırsınız…Yalan söyleyemezsiniz,hele hele sevgiliyi aldatamazsınız, gayri meşru yollardan para kazanamazsınız, çok delice araba kullanamazsınız,insanlara haksızlık yapamazsınız,kısacası çok iyi bir insan olursunuz ve bu dünyada ayakta kalamazsınız ama gururlu ve onurlu ölürsünüz.
Empati hakkında verebileceğim bir örnek; tek kelime Fransızca bilmediği halde bir ay Fransa’da kalan bir Türk’ün hikayesidir.Sözkonusu kişi, bilmediği bir lisanı konuşan (ve başka hiçbir lisanı tolere etmeyen, bilse de konuşmayan, hatta ingilizce soruyu anlayıp ona fransızca yanıt veren ) insanların ülkesinde dahi rahatlıkla alışveriş yapar, insanlarla tanışıp anlaşır, hatta küfürleşerek (biri Türkçe diğeri Fransızca) kavga eder, empati budur işte. Karşınızda yer alan insanın lisanını bilmediğiniz halde veya onun açıklamasına gerek kalmadan anlatmak istediklerini çok iyi anlayabiliyorsanız empati sahibisinizdir.Bu bir şans olmaktan çok bir ceza haline de gelebilir. Yüksek empati sahibi kişiler yoğun bir duygusallığa sahiptirler, bu nedenle karşılarındaki kişinin acısından ve kötü talihinden çok etkilenirler. Örneğin, bu insanlar bir kitabı sadece okumazlar, yaşarlar,dolayısıyla potansiyel olarak büyük tehlike altındadırlar ancak güçlü bir karakter ve savunma mekanizması zarar görmelerine engel olabilir.
Empatiye sahip olduğunu sanmak ve gerçekten sahip olmak arasındaki fark, kişinin ne kadar kendisine düşkün olduğuyla da orantılıdır. Sürekli kendisinden bahseden ve empati sahibi olduğunu iddia eden bir insan yeterince aptalsa kendisini, değilse sizi kandırmaya çalışmaktadır. Empati duygusal zekanın önemli bileşenlerinden birisidir,pek çok standart eq testinde öncelikle empatiyi ölçen sorular yer alır. Örneğin; tv’de haberleri izlerken spiker bir hata yaptığında kanal değiştiriyor ve bunu "… bak daha doğru düzgün konuşamıyor bile" düşüncesiyle değil de onun adına farkında olmadan kaygılanıp daha fazla izleyemediğiniz için yapıyorsanız empatiksiniz ya da bir garson elindeki tepsinin içindekileri yere devirip endişeyle toplamak için yere eğildiğinde olay yerinden dayanamadığınız için uzaklaşıyorsanız empati duygunuz tehlikeli boyutlara ulaşmış demektir. Allah ıslah etsin.
Bu arada Adam Fawer - Empati - hakkında kısa bir bilgi : Yaşamınızın kontrolü sizde değil! Öyle olduğunu düşünebilirsiniz, ama yanılıyorsunuz. Elbette ki kendi kararlarınızı kendiniz vermekte özgürsünüz. Bu kitabı kapatabilirsiniz. O sandalyede oturmaya devam edebilirsiniz. Ya da gözlerinizi oymak gibi çılgınca bir şey yapabilirsiniz. Ne isterseniz yapabilirsiniz. Ama sorun şurada: Ne isteyeceğinizi kontrol edemezsiniz. Her davranışınızı önceden belirleyen arzularınız ruhunuzun o kadar derinlerine işlemiştir ki, onlara dikkat bile etmezsiniz. Ve bu da sizi mükemmel bir köle yapar. Bu nedenle, hayatınızı yaşamaya devam edin. Ne isterseniz yapın. Sadece ‘isteklerinizin’ tümüyle sizin kontrolünüzde olmadığı gerçeği üzerine kafanızı çok fazla yormamaya çalışın. EDEBİYAT, BİLİM VE FELSEFE RUHUNUZA AKACAK, OKUDUKÇA BAĞLANACAK, BAĞLANDIKÇA OKUYACAKSINIZ… Hayata gülen gözlerle bakınız, sevgilerimle….
28
Ara
2008
“iki sıfır sıfır dokuz duası” NİL’ den
By Klavye. bulunduğu kaegori Kategorilenmemiş | 3 yorumlar »
Şöyle başlıyor: Bu yeni zamanda… şöyle devam ediyor: Sevdiğim kim varsa, kendim de dahil, sevebileceğim herkes de dahil…
Sağlığı iyi olsun.
Kalbi ritmini çalsın. Yanakları kiraz pembesi, dudakları bal olsun. Teni sıcak kalsın, enerjisi dışına taşsın. Ciğerlerinden nefes, midesinden gurultu, bacaklarından güç eksik olmasın.
Kanı bol olsun, damarlarında dönüp dönüp dolaşsın.
Sevdikleriyle birarada olsun. Kolu kollarına değsin, gözü gözlerinin içine baksın. Lafları birbiriyle başlasın. Nesi varsa, bölüşücek biri olsun; nesi yoksa, bulup getiricek biri olsun. Bu birileri az ama öz olsun. Bazıları dünyada tek olsun. Sevgisinin tamamını harcasın. Harcasın ki, ona büyük bir miras kalsın.
Sevmekten bıkıp usanmayacağı biri olsun. Onun yeri ayrı olsun. Onu soysun, başucuna koysun ama yalan uydurmasın. O herşeyine, her haline tek tanık olsun. Bir hareketiyle güldüren, bir hareketiyle ağlatan olsun. Duyguların hepsi onda olsun. Kalbi buna teslim olsun. Bütün şarkılar onu anlatsın. Aşık olsun, sırılsıklam olsun. Kurumasın.
Yapmaktan bıkıp usanmayacağı bir işi olsun. Başarının gerçek adının bu olduğunu unutmasın. İbadet eder gibi, bu keşfini hergün yeniden kutlar gibi, onu yapıp dursun. Yaptıkça daha iyi yaptığını görsün. Daha iyi yaptıkça bunu başkaları da görsün. O başkalarının bunu gördüğünü, dış gözüyle görsün, iç gözüyle işine baksın.
Neşesi bol olsun.Kendini mutlu etsin, durduk yere neşelenmek nedir bilsin. İçinde birşey durup durup zıplasın. Duydukları, gördükleri onu gıdıklasın, kahkaha attırsın. Gürültü çıkarsın. Saçma şeyler söylesin. Çocuklukta en şımardığı ana, sık sık gidip gelsin. Nereye gidip geldiği bilinmesin.
Değiştirmek istedikleri değişsin.
İçte ve dışta, iyi günde ve kötü günde tadilat yapsın. Eskilerini atsın, ruhunu havalandırsın. Kapıda hep kamyonu dursun. Dilediği yere taşınsın. Kendinden taşınmak isterse, içindeki güç, dışındaki sevgi ona yardımcı olsun. Bileği, bütün alışkanlıklarıyla, bağımlılıklarıyla güreşsin.
Birşey ona sürpriz olsun. Günlerinden birgünü, bir pakete sarılı olsun. Açılınca, içinden hiç beklemediği güzel bir haber çıksın. Bu gün üçyüzaltmışbeş”ten herhangi biri olsun. Öylesine bir pazartesi, arkaya kavuşturduğu ellerinde, unutulmaz bir salı saklasın. Öyle tahmini mümkün olmayan birşey olsun ki bu, hayatın zekasını anlatsın.
Bir hayali gerçek olsun. Bir hayale gözünü yumsun. Peşinden koşup, onu sobelesin. Hayalini kendinden saklamasın. Bir çizgi filmde olduğunu, herşeyin mümkün olduğunu unutmasın.
Bu duayı okusun. Kendi sesiyle duysun. Duası gerçek olsun.
Her kelimesine şükretsin. Tek satırına nazar değmesin. Amin.
Nil Karaibrahimgil
27
Ara
2008
Sustukça SEN oldum
By Klavye. bulunduğu kaegori Kategorilenmemiş | yorum yok, ilk Yorumu sen yap »
Sustukça sen oldum, sen oldukça kendime kaldım, kendimde seni buldum.Buldum da ben ne oldum Cezasının ne zaman biteceğini bilmeyen bir hükümlüydüm sende..Aşkını taşımak tek özgürlüğüm oldu anlamalısın.Bende kendini üretirken, yokluğunu aynı boyuta taşımasaydın keşke..Sen yoksan olmayacaksan ,ben hangi kimlikle kalkarım ayağa hiç düşündün mü? Ama nerde…Yığılıp kaldığım her yerde yokluğun çöküyor gözlerime..
Hayalinle kalmak seni yaşamam bundandır. Yalnızlığı hiç kimse benim kadar sevemez..Yanlızlığın var ya kitabını yazarım ben,tuhaf bir teslimiyette, yokluğunu yaşıyorum hepsi bu! Yokluğunda seni buldukça yeryüzündeki hiç kimsenin anlayamayacağı bir şölen oluyorsun içimde..Eridikçe sana karışıyorum, seni sevmek,yaşama ve belki en çok sana direndikçe anlam kazanıyor…
Sen ve sen.. Yalnızlık.. Hayır! Sen ve ben. İçimde üretiyorum seni. Birlikte çoğalıyoruz, kimseye hesap vermeden… Evet hesap yok kitap yok misali.Susmuyorum.. Çünkü seni seviyorum…Gözlerimi karanlığa sımsıkı yumuyorum. Sen olmak üzere başkalaşıyorum bir kez daha ve sonsuza kadar sen oluyorum..
Aşk, yaşamın belirlediği rastlantıların sunduğu yöneliştir, söylemiştim sana. Bu zorlu yürüyüşte kimseye tercih şansı tanınmadı elbette bilirdim bunu. O kadar anlamlıydın ki özeldinki tercih şansı tanınsaydı da bile bile ben yine seçerdim.. Ödediğim ve ödeyeceğim bedeller ne kadar ağır olsa da.. Sana seni anlatmakta bu kadar yetersiz kalmasaydım keşke..Seni şu an yaşamaya ne kadar muhtacım.. Tek gerçeğim sensin ve hepte öyle kalacaksın..Yaşamın kırılma noktalarında beni birden bire tek başıma bırakınca sustuysam ve şu an hala susuyorsam onurumdandır.. Ben kimi sevdimde sen oldum? Kaç sen vardın, son sahnede nasıl bir kimlik taşıyordun, söyle bana? Beni herkesten çok sevdiğini söylerken yüreğine inancımı bir an olsun yitirmedim yemin olsun! Böyle zamanlarımda hep sustuysam doğru yorumla beni, beni anlamayışlarının çaresizliğindendir…
Ne yapmalıyım? Kadehler dolusu içerek beynimi uyuştursam unuturmuyum bu acıyı? Ama ben böyle bir iflası onaylayamam.. Unutmaya çalışmak bireyci bi kaçış değilmidir? Ben yokluğundan en çok bunaldığım anlarımda böylesine kaçışlara yenilmeyecek kadar doğru sevdim seni.Yüreğimi çatışmaların tam ortasına sürerken hiçbir ödül beklemiyordum, bilesin..Yoruldum hem de çok yoruldum, sürekli ertelediğim bir finale doğru sürekli aynı startlarla başlamaktan bitirmekten yoruldum..
Yine gece.. Yine yoksun.. Uğultu ve yalnızlık…Ben herkesten başkaydım di mi? Herşeyindim senin.. Öyleyse neden yoksun … Bundaki çelişkiyi hangi sözünle anlatır da ikna edebilirsin beni yokluğuna?..İçimde o kadar masumsun ki.. Seni yaşatmak adına nasıl bir direnişi üstlendiğimi kimse anlamasa da aldırmıyorum artık..Yaşamak sana sığınmaktır, seni bende sevmektir..Böyle anlarda yokluğun yüzümü kanatan bir ömür çizgisinin adıdır..Sevdim seni hiçbir ödül beklemeden… Gözlerimi kapatıyorum artık susma vaktidir..Bir varsın bir yoksun.. Çocukluğumda anlatılan masallar gibi.. Ama en çok yoksun.. Başım dönüyor.. Ey VARLIĞIM! Seni seviyorum…Her aşk bir yakalanmadır yaşama söyledim sana,Bilinmedik yenilgiler taşıdım sesimde,Aldanmalara yüzüm yoktu sabıkalıydım,En çok sana geldim durduk yerdeYasaktı yollarım, aşk bir gidilmez ülkeydi…En çok kendi tarihimin kahramanı bile değildim sensiz.Ne kadar dirensem o kadar hükümlüydüm sende.Ve ben hep sana yürüdüm.. yürüdüm..
Adımı unuttuğum her yerde seni bulmalarımdı beni yaşatan..
Zamansızdım, kimliksizdim, sen yoktun kimsesizdim
Biriktirdiğim anlamlara seni katınca anlam buldum yeniden..
Aldanmalara yüzüm yoktu sabıkalıydım
Hayatımdan çok en çok seni sevdim…
Yokluğunda bile sensin,
Çoğalmalar yaşattın bana
Sonunda tanıdık bi finalde tekil kalmalarımdı
Kuşatmalardan çıkıp gelmeyen bakır tenli bir babaydın..
Ne zaman uzansam uzaklıktın
Seni kuşandıkça sen oldum
Böylece sen oldukça varlığıma ilişkin her şeyi unuttum
Ama her şeyden çok en çok seni sevdim…
Herkesin ölümü kendi kıyametidir. Ben gözlerimde yokluğunu taşırken bir gün beklenmedik düşeceğim belki bağışla.. Bilirim birgün gelir bütün yıldızlar düşer, kavuşma günü gelsin diye mahşeri bekler ölüler..Sen benim MAHŞERİMSİN…
Kırık ezgileri bir aşk senfonisi sandım..
Değilmiş
Bildim
Yanılmadım
Yenildim
Bütün hayaller darmadağındır şimdi sustum…
Kimse sen değil
Sen herkez oldun, biraz…
Ben değil…


27
Ara
2008
diken boş bırakılan bahçede yetişir,çünkü dikenin tohumu yoktur.
By Klavye. bulunduğu kaegori Kategorilenmemiş | yorum yok, ilk Yorumu sen yap »


Bir tavuğun civcivini koruma girişimini bir düşünün… O cılız bedenine rağmen, yavrularına saldıran korkunç tilkinin gözlerini oymak istercesine saldırıyor. Hiçbir canlı, dünyanın en korkak varlığı kabul edilen tavuğa, yanında civcivleri varken yaklaşamaz.(-gork tavuk- küçükken en ilgincime giden kelime idi .Hatta ninem gork tavuk yumurtalarının üzerinde beklerken "sakın yanına yaklaşmayın uşaklarım, size zarar verir bu gork tavuk" derdi )O tavuğa, o gücü veren annelik duygusudur. Kuşların en küçüğü çöplük bülbülü bile, yuvasındaki yavruları uğruna baykuşla pençeleşir.Çocuklarınızı tilkilerden daha alçak olan dünyanın egemen güçlerine yem etmeyin. Çocuklarını sevgisiz bırakan aileler, onlarla yeterince ilgilenmeyen anne babalar çocuklarını vahşi bir canavar olan kapitalist dünyanın ellerine teslim etmiş oluyorlar.
Depremde binanın altında kalan anne, çocuğunu kurtarmak için, eline geçirdiği cam parçasıyla kolunu kesip çocuğunu kurtarmış. Bunu ancak bir anne yapar. Anne veya baba olmanın o muhteşem gücüyle çocuklarınıza sahip çıkın.
Anne çocuğunu dövdüğü halde, çocuk yine de annesinin kucağına sığınır.(Anne! anne ! diye ağlar ben hiç baba diye ağlayan bir çocuk duymadım - ama yine de dövmeyin çocuklarınızı…) Bu o çocuğun en mutlu anlarından biridir. Annelik, babalık muhteşem bir güçtür. Bu gücünüzle eminim ki çok şeyler başaracaksınız ,çocuklarınızı kurtarma gücünüz olacak …
Evinizi sıcak tutun. Sevgi ateşini asla söndürmeyin. Sevginize ve ilginize doymayan çocuklar, kendilerini yalnız hissetmeye başlar. Yalnızlık, insanın bu dünyada kaldırabileceği en zor yüklerden bir tanesidir. Evinizi sıcak tutun. Çünkü insan sıcağa koşar. Yüreğinizde ki sıcaklıkla çocuklarınızı evinizde eğitin.Öğretmenin en kalıcı olanı, örnek olunarak yapılanıdır. Siz ustasınız, çocuğunuz çırak. Sizi takip edecek mutlaka. Sanayide ustalar çıraklarına çok az şey söylerler. Usta sadece işini iyi yapar. Çocuk ustayı seyrederek yetişir. Çıraklarınıza iyi örnek olun.
İnsan dikkatle dünyaya baksa iki şey görür; Tohumlar ve meyveler. Hayatın özeti; tohumlar ve meyvelerdir.. Meyve tohumda arzu, tohum meyve de şarkı… Tohum, sonra meyve; meyve sonra tohumdur.
Her tohum kendi meyvesini verir. Bugünü hazırlayan şeylerin kökleri geçmiştedir. Atılan tohumlar, görünmez ilahi hikmetle birleşerek, bir süre sonra meyvelerini verir.
Her şey az ya da çok diğer şeyden hız alır. Tohumlar ve meyveler… birisinin sonucu, diğerine sebeptir. Usta kötü olursa çırakta kötü olur…Bir binanın önünden geçerken bakıyorsunuz ki bina yamuk yapılmış. Yerden göğe kadar dimdik durması gereken bina yamuk duruyorsa kimi suçlarsınız? Hiç kimse kalkıp ta binayı suçlama hakkına sahip değildir. "Niye yamuk duruyorsun sen?" demeyiz. Muhteşem bir mimari eserin önünden geçerken hayranlıkla seyrederiz o binayı. "Helal olsun bunu yapan ustaya!" deriz. O muhteşem yapının kendiliğinden o güzelliğe ulaşmadığını biliriz.
Bir bahçenin yanından geçerken, her tarafının dikenlerle kaplı olduğunu gördüğünüz zaman kimi suçlarsınız. Bahçeyi mi? Bahçede ki dikenleri mi? Yoksa bahçıvanı mı? Her şeyi mükemmel bakımı yapılmış, içi rengarenk çiçeklerle donatılmış bir bahçe gördüğümüzde yine bahçıvanı tebrik ederiz. Çünkü hiçbir eser, hiçbir yapı, hiçbir bahçe kendiliğinden meydana gelmez.
"Bahçedeki dikenlerin sorumlusudamı bahçıvan? O dikenleri oraya bahçıvan dikmedi ki!" diye itiraz edebilirsiniz. Ama haklı bir itiraz değil bu. Çünkü diken boş bırakılan bahçede yetişir. Tabiatın değişmez kanunları vardır. Şu kainatta hiçbir şey boş bırakılmamıştır, bırakılmayacaktır da. Siz bahçeye çiçek tohumlarını ekmezseniz, bahçede yetişen yaban otlarını temizlemezseniz, çiçeğe ihtiyacı kadar suyu vermezseniz o bahçede dikenler yetişir. Çünkü dikenin tohumu yoktur. Diken boş bırakılan bahçede kendiliğinden yetişir.
Bugün çocuğunuzdan çok memnunsanız, kendisine, ailesine ve yaşadığı topluma faydalı bir evlat yetiştirmişseniz bu sizin büyük bir zaferinizdir. Şayet çocuklarınızdan ve çocuklarınızın yaptıklarından memnun değilseniz, kendinizi ve yaptıklarınızı sorgulayın.
Çocuklarınız sizin eserleriniz. Usta sizsiniz. Sanatkar sizsiniz…Çocuklarınız size yaratıcının bir emanetidir. Emanetlerinize sahip çıkın.Hayata , sevdiklerinize ve kendinize gülen gözlerle bakınız 
26
Ara
2008
Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek
By Klavye. bulunduğu kaegori Kategorilenmemiş | 1 Yorum »






