Kendimiz bile rol yaptığımızı fark etmeden çoğu zaman..? Kimler yapacak bunu? Rüya gibi. Ya da kabus. Öyle hissediyorum,Kendi karanlığım sadece, beni bana zincirleyen sürekli benden benim canımı isteyen karanlıktan bahsediyorum. Gecelerin dar geldiği o günler vardır bilirsiniz,geç kalmışlığıyla yüreğimi sömüren aşk artığı sevgilere tanığım. Körpe umutlarla yarattığım kentimin acı uğultuları kulağımda. Geceden düşüyorum üstelik tutan da yok ellerimden… direniyorum yalnızlığına. ” Kaybetme pahasına sensizliği giydiriyorum omuzlarıma…
Bu şarkının beni bu kadar etkilemesinin bir nedeni de. ilk kez doğum günümde dinlemiş olmam sanırım. Bu sözler, aslında hayatın su misali akıp gittiğini ve boş geçen her saniyeden pişmanlık duymam gerektiğini hissettirdi.Ama ben…Şunu bilmeni isterim ki ben hayatımdaki en güzel sevdayı,en güzel tutkuyu,en güzel aşkı yaşıyorum sayen de…Bu aşkı sadece kendi yüreğime anlatabiliyorum belki ama mutluyum inan ..Mutluyum.Hayallerim…Hayallerimiz vardı…Yıldızımız vardı her gece kaymasını istediğimiz,kaydığını görünce dilekler tuttuğumuz..Karanlıklarda hep omuz omuza ağlamadık mı? Hatta bir gece sen benim yıldızı mı çalmadın mı? Ne çok ağlatmıştın beni…Her yağmur yağışında bu kentte, damla damla düşerdi özlem. Islanmak değildi beni korkutan, o damlalarda boğulmaktı. Yokluğun beni boğardı. Öyle zorki dayanmak, sensiz geçen her dakika yüreğime çözülmeyecek bir düğüm atardı.Yetim duygular istila ediyor tüm hücrelerimi. Sorular.. sorular.. sorular…
Rana alagöz’ün bir şarkısı bu. ;” herşey bitmiştir artık….”
İki tip insanın mutsuzluğa mahkum olacağı belirtiliyor Birincisi, mutluluğunu gelecekte yaşayacaklarına endeksleyen insanlardır Bu insanlar mutlu olabilmek için sürekli olarak bir takım şartların yerine gelmesini beklerler Farkında olmadan yaşamı ertelerler Mutluluklarını şartlara bağlamışlardır Adeta gelecekleri bugünlerine ipotek koymuştur